PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kadin - Gelenekler - Dindarlik



SuLTaN
28-10-06, 06:51
Kadın - Gelenekler - Dindarlık

Kaç zaman var ki, şehirlerimiz kırlarımız İslam'ın kişilik eğitiminden yoksun bir hayatı paylaşıyor. Bir tür 'Cahiliye'yi yaşıyoruz. Bu tarumar edilmiş ortama bir de küresel ahlakın hedonist damarı nüfuz ettiğinde, ortaya, kadınların - erkeklerin - çocukların savrulduğu bir ortam çıkıyor. Türkiye'nin sancılı kişilik haritasının MR'ı çekildiğinde ortaya İslamsız’lığın fotoğrafı çıkacak. Güldünya’ların dramı incelenirken asıl bunun üzerinde yoğun yoğun düşünmek gerekiyor. Töre cinayetleri ve aile içi şiddet, medyada büyük alarma sebep oluyor. Muhtemelen AB ilişkileri ile paralel biçimde, medya, töre cinayetlerinin üstüne gidiyor. Ve muhtemelen, töre cinayetlerinin üzerine gitmenin, "kadın hakları” sorununa da çözüm yolunda bir pencere açması umuluyor.

“Güldünya” haberlerini okuyan modern, şehirli kadınlarımızın taa içten “vah vah” diyecekleri muhakkak.

***

Belli ki Anadolu’da kadın olmak zor.

İki evli bir köylü vatandaşa soruyor televizyon gezgincisi:

-Niye iki evlendin amca?

Cevap tahmin edileceği gibi:

-İki evlenmesem bu çifte çubuğa kim gidecek, zerzevatı kim sulayacak, inekleri kim sağacak!!!

Bir anne aynı gezgin televizyoncuya;

-İki kızımız vardı, sattık onları, diyor. Sattık!!! Anne!!! İçselleşmiş bir dram...

Ağır işçi, ırgat, maraba kadın, ne dersen de... Tarlada, ahırda, evde, mutfakta, gece, gündüz hep o vardır, uyanıktır, ayaktadır, hizmettedir.

Kadın dövülür mü? Dövülür. Kadın azarlanır mı? Elbet, normal işleyiş gibidir bu. “Sus be kadın!” en saygın ilişkilerin içinde yer alır. Bir İtilmiş - Kakılmış ilişkisidir bu...

Tecavüzde kadın her halükarda bedel öder, ırzıyla, bazan canıyla... Erkek bazan öder. Anlaşma halindeki gayri meşru ilişkilerde de kadın ilk mağdurdur.

Evliliklerde yöresel güç etkilidir. Para gibi, ağalık gibi etkiler, zaman zaman kadınların dünyasını da darmadağın eder, erkeklerin dünyasını da... Sevgiler tırpanlanır gider.

***

Ama kadınlık, şehirlerde, büyük şehirlerde de zordur. Hatta kadınların en özgür kabul edilecekleri dünyada zordur kadınlık.

Aile içi şiddet, kimi zaman bilim adamlarının evlerinden ses verir, kimi zaman sanat dünyasının, kimi zaman büyük mal - mülk sahiplerinin...

Kadın ve ekonomi, kadın ve medya dediğinizde, cinsellik sömürüsü gelir oturur gündeme. Kadın vücudu metalaşır, insanların cinsel duygularını harekete geçiren bir malzeme haline gelir. Otomobil lastiğinin reklamı yapılırken kadının vücudu sergilendiğinde kadın hakları zirveye çıkmış olmakta mıdır değil midir?

Televole programlarında sergilenen kadın - erkek trafiği, daha doğru ifadeyle el değiştiren kadınlar, çok sağlıklı bir kadın statüsüne mi işaret etmektedir?

British Council adına “Medya ve Toplumsal Katılım” başlıklı araştırmayı yapan Ankara Üniversitesi Araştırma Görevlisi Mine Gencel Bek çarpıcı ama bilinen bir gerçeğe ulaşıyor:

“Kadın bedeniyle hiç ilgisi bulunmayan haberlerde bile kadın bedeninin teşhir edildiğini görüyoruz. Kadınlar haberlerde daha çok görüntüleriyle, güzellikleriyle varlar. Çoğu zaman bir sağlık haberi bile kadın bedenini teşhir eden fotoğraflar eşliğinde sunulabiliyor. Ayrıca kadın vali gibi meslek sahibi kadınlarda cinsiyetleri özellikle vurgulanıyor.” Yani, bir yerde ‘kadın hakları’nı savunur roller üstlenen medya, bir başka yerde kadın bedeni üzerinden rant devşiren bir güç haline geliyor. Görüntülü medya, reytingi kadın bedeni üzerinden yapıyor, basılı medya ise tiraj hesabını kadın cinselliği ile doğrultmaya çalışıyor.

Yani Anadolu’da kadın öyle, büyük şehirlerde böyle... Kadının statüsü müthiş bir zaaf içeriyor.

***

-Buna karşılık medyanın kimi yaklaşımlarında “Namus Belası’ndan bir kurtulsak...” türü söylemler var. Kadın tecavüz sonucu veya nikah dışı ilişki ile hamile kaldığı çocuğu doğursa mesela...

-Ah kadın ekonomik özgürlüğünü kazansa, diye başlıyor kimi söylemler... O zaman evlerde bir haklar bildirgesi imzalanır ve herkes hakkına razı olur!!!

-Medya teşhir ede ede, kamuoyu önünde döve döve terbiye eder belki bu şiddet tutkunlarını ve gelenek mahkumlarını...

-Kanunlar çıkarırsak, en ağır cezalar verilirse, uçan kaçan kurtulmazsa kanunların elinden kimse cesaret edemez kadınların kılına dokunmaya...

-Bir de Mor Çatılar kurulursa... Sığınma evleri bulunursa her ilde, ilçede, kasabada... Kadın koca dayağı yememek için kaçmayı düşündüğünde sığınacak bir yeri olursa... ***

Olmuyor.

-Bir kere küresel kültürün ana damarlarından birini oluşturan cinsel serbestlik, ona bağlı tüketim alanları, kadını her gün daha çok bedeni ile gündeme gelmeye zorluyor. “Namus” kavramı aşındırıldıkça, kadının payına saygınlıktan daha çok, cinsellik bakımından “daha çok tüketilmek” düşüyor.

-Kaldı ki, namus kavramı aşındırılamıyor; çünkü insanın temel kanuniyetleri içinde yer alan “neslin devamı”, karşı cinslerin birbirine aidiyetleri noktasında özel duyarlılıklar oluşturuyor.

-Tecavüz sonucu hamile kalınan çocuk doğurulursa sorun hallolmuyor. O çocuk orada, bir utanç belgesi gibi duruyor.

-Kadın, aile dışında aradığı özgürlük yolculuklarında mutluluklar bulmuyor. Mor Çatılar bugüne kadar mutluluk yuvaları olmadı. Özgürlük tutkusu ile yola çıktığında kadın yalnızlığa ya da başka ezginliklere mahkum oluyor.

-Aile içi ilişkiler, haklar bildirgesi ile sağlıklı hale getirilemiyor. Haklar bildirgesi girişimi, ev ortamını mahkeme ortamına dönüştürüyor ve bundan ne kadın ne erkek mutluluk duyabiliyor.

-Boşanmalar çığ gibi büyüyor. Aile Mahkemeleri, boşanma davalarına doydu, kusacak hale geldi. Bu gerçekten yola çıkıldığında, eğer aile, insan soyunun devamı için en hayati yapı ise, ve o yapı kadın - erkek birlikteliği ile mümkünse, demek orada bir toplumsal urlaşma söz konusu... Kadının rollerinde savrulma var, erkeğin rollerinde savrulma var, demek ki.

-Ve medya ilgisi...

Medya eğer, kadınlık - erkeklik dünyaları ile, cinsel bir malzeme bulmuş olmanın coşkusu ile ilgilenmiyor, hakikaten insani bir amaç içinde bulunuyorsa bile, insanlar en azından teşhir edilmenin sıkıntısını yaşıyorlar. “Aile mahremiyeti” medya sunağında kurban edilmiş oluyor. Kaldı ki, medya, bu alanda bile bir tutarlılık içinde değil. Medya neye karşı, neyi savunuyor, hangi dünya görüşünden yola çıkıyor? Bunların hepsi derin kuşkular içeriyor. Medya pratiği ise, reyting canavarının karnını doyurabilmek için en çılgın kadın sömürüsünü sergiliyor.

***

Çıkış nerede?

Çıkış yeni bir kişilik inşasında...

Yeni bir eğitimde...

Yeni insanda...

Bunu, bu ülkenin kadınını erkeğini, küresel bir anaforun içine atarak gerçekleştiremezsiniz. Eğer öyle yaparsanız, memleket cehenneme döner. Binlerce, yüzbinlerce Güldünya üretirsiniz. Ve onların kanlarına ellerini bulaştırmış babalar, analar, kardeşler üretirsiniz.

Yanlış bir özgürlük tanımı, yönlendirmesi, alır genç kadınları, TV’lerin kadın programlarından, sokakta kurşunlanmaya, ya da, büyük şehirlerin batakhanelerinde ona buna yem olmaya, varoşlarında sefaletle boğuşmaya götürür.

Türkiye, kadın ve aile politikalarında yanlışları oynamanın bedelini ödüyor. İş gerçekten dramatik hale geldi.

Yeni insan, yeni bir kişilik inşası...

Bunun için yepyeni bir toplumsal eğitim.

Kadını ve erkeği insan olarak gören, insan olmakta kadın ve erkek arasında hiçbir fark gözetmeyen, erdemli kadını erdemsiz erkeğe tercih eden, yani farkı erdemde arayan bir yeni anlayışla...

Hiç kuşkusuz o, İslam’la olacak.

Gelenek yanlış oluştu. Kıran kırana oluştu.

İslam tam da bunları değiştirmek için geldi.

İslam, ilk geldiğinde de Arap toplumunun geleneklerini yeniden inşa etti. Baba öldüğünde oğula miras kalan kadın anlayışını yıktı attı İslam. Kadına zulmü yırttı attı. Kadına izzeti sundu. Kimse, yanlış gelenekleri İslam’la aklamaya, ya da yanlış gelenekleri İslam’ın üzerine yıkmaya kalkmamalı. İslam hiçbir erdemsizliği onaylamıyor, ‘erkek erdemsizliği’ne dönüşen ‘erkek egemenliği’ni de onaylamıyor.

Ama kaç zaman var ki, şehirlerimiz kırlarımız İslam’ın kişilik eğitiminden yoksun bir hayatı paylaşıyor. Bir tür ‘Cahiliye’yi yaşıyoruz. Bu tarumar edilmiş ortama bir de küresel ahlakın hedonist damarı nüfuz ettiğinde, ortaya, kadınların - erkeklerin - çocukların savrulduğu bir ortam çıkıyor. Türkiye’nin sancılı kişilik haritasının MR’ı çekildiğinde ortaya İslam’sızlığın fotoğrafı çıkacak. Güldünya’ların dramı incelenirken asıl bunun üzerinde yoğun yoğun düşünmek gerekiyor.

incitanem
28-10-06, 08:19
paylaşımın için saol...

KaRDeLeN
28-10-06, 21:41
Kadını ve erkeği insan olarak gören, insan olmakta kadın ve erkek arasında hiçbir fark gözetmeyen, erdemli kadını erdemsiz erkeğe tercih eden, yani farkı erdemde arayan bir yeni anlayışla...

süper sözler. paylaşımın için saol ümran

SuLTaN
29-10-06, 22:35
herkesin okumasini tavsiye ederim süper cünki

Darkblue&blue
29-10-06, 23:21
İslam tam da bunları değiştirmek için geldi.

İslam, ilk geldiğinde de Arap toplumunun geleneklerini yeniden inşa etti. Baba öldüğünde oğula miras kalan kadın anlayışını yıktı attı İslam. Kadına zulmü yırttı attı. Kadına izzeti sundu. Kimse, yanlış gelenekleri İslam’la aklamaya, ya da yanlış gelenekleri İslam’ın üzerine yıkmaya kalkmamalı. İslam hiçbir erdemsizliği onaylamıyor, ‘erkek erdemsizliği’ne dönüşen ‘erkek egemenliği’ni de onaylamıyor.

Ama kaç zaman var ki, şehirlerimiz kırlarımız İslam’ın kişilik eğitiminden yoksun bir hayatı paylaşıyor. Bir tür ‘Cahiliye’yi yaşıyoruz. Bu tarumar edilmiş ortama bir de küresel ahlakın hedonist damarı nüfuz ettiğinde, ortaya, kadınların - erkeklerin - çocukların savrulduğu bir ortam çıkıyor. Türkiye’nin sancılı kişilik haritasının MR’ı çekildiğinde ortaya İslam’sızlığın fotoğrafı çıkacak. Güldünya’ların dramı incelenirken asıl bunun üzerinde yoğun yoğun düşünmek gerekiyor.

okumaktan zıyede uygulamayıda ihmal etmeyelim ..tesekkürler ümran sende olmasan kim ekliyecek bunları...tskk

psycho
30-10-06, 08:39
Yapısal oluşumda farklı zihniyetteki kadınların, tüm kadınlar adına sözü sahiplendiği ortamlarda olmuyor değil. Bunu engellemeye çalışan sivil toplum örgütleri de var. Lakin onların engelleme çabası da engelleniyor. Ne için, yozlaştırılmak istenen toplumumuzun duyarsızlığına biraz daha vurdumduymazlık eklemek için..


tşkler ümran..