PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Her Nefis Ölümü Tadacaktır.



incitanem
26-02-07, 23:16
Dışarıda esen sert rüzgâr ağlıyor adeta. Kuşlar bir felaketi duyurmak istercesine toplu halde bir balkona biriktiler ve durmadan kanat çırpıp sanki birbirlerine acı bir haberi anlatıyorlar. Nedir bu hüzün, bu sıkıntı? Gökyüzündeki bulutlar mı simsiyah, benim mi gözlerim karardı?
Annem, kuşlardan da çaresiz bir halde. Gücünün olmadığını, yüreğinin daraldığını söyleyip durmakta. Bu suskunluk neden?
-Ruşen telefon!
-Anne neden öyle bağırdın?
-Bilmiyorum Ruşen, içim sıkılıyor. Bir huzursuzluk var içimde…
-Efendim. Kim? Nasıl? Nerede? Allahım!..tamam ,hı hı…tamam…
-Ne oldu kızım? Kimdi arayan? Neden ağlıyorsun? Ruşen!
-Anne…arayan amcamın hanımıydı. Ömer Abim… hastanede imiş. Bir trafik kazası geçirmiş. Ben…hemen babamı arayayım.
-Arabada yalnız mıymış? Kaza nasıl olmuş? Nermin neredeymiş?...
* * *
Hüzün mevsiminin hazan ayı bize hüzün getirmişti. Amcamın oğlu elim bir trafik kazası sonucunda tüm hayati fonksiyonlarını yitirmiş bir şekilde hastanede yatmakta, eşi ve kızı da feci bir şekilde can vermişler.
Bu minik aileyi herkes o kadar çok sevmekteydi ki; bu kaza tüm aile için bir yıkım oldu. Melek gibi iki güzel insan; bir tanesi de gözlerini dünyaya açalı iki ay olmuş olan minik bir can…
Aradan beş gün geçmesine rağmen annem ve babam Ankara’dan döndükleri günkü gibi gözyaşı dökmeye devam ediyorlar. Ama hangisine; kızı ve karısının öldüğünden bîhaber, kısık bir solukla yaşam mücadelesi veren amcamın oğlu için mi, anneliğinin baharında kızını da alıp Rahman’ın huzuruna davete icabet eden Nermin Yenge ve kızı için mi ağlıyorlar?
Ölüm, yaşam kadar doğal bir gerçek. Her nefis ölümü tadacak. Yaratılan her canlının bir şekilde ömrü tükenecek. Bu gerçeği hepimiz biliyoruz. O her an bizimle, evet ölüm bizimle yaşamakta. Bazen sağımızdaki bir trafik kazası, bazen önümüzdeki bir kalp krizi ve arkamızdaki mezarlar..O bir gölge gibi hep peşimizde. Kendini bizden biri olarak kabul ettirme ve kendini sevdirme çabasında. Ancak karşımıza çıkıverince, kışın soğuğu gibi titretiyor içimizi. Yürek ızdırab çekiyor. Bu hal bir isyan değil. Çünkü Efendimiz(s.a.v.) dahi oğlunun vefatı esnasında ağlamış ve ; “göz yaşarır, kalp mahzun olur. Gözyaşı Allah’ın rahmetli kullarının eseridir.” buyurmuşlardır.
Bu kazayı bir şer olarak değerlendirme gibi bir hakkımız yok. Zira hakkımızda neyin hayırlı, neyin şer olduğunu ancak Rahmân-ı Rahîm bilmektedir. Rabbim o iki güzel insanı bizim sevdiğimizden daha fazla sevmiş olmalı ki, kendi yanına aldı. Takdir-i İlâhiye boyun eğmekten, Rahman’a sığınmaktan başka çaremiz mi var? İnşallah Ömer Abim de yaşama geri dönecek. Tekrar ayağa kalkacak. Bir ümit, bekleyeceğiz. Çünkü ümit kesmenin Rahman’ın kullarına yakışmadığını bildiriyor Rabbimiz.( Yusuf:87) tüketmedik ümidimizi.
Yıldızsız, ışıksız, soğuk bir kış gecesinde yaktığımız bir mum olacak ümidimiz. Ümidin soluğunu, sıcak nefesini içimizde hissetmeye devam edeceğiz. İçimizde her gün bir başkası ölen hislerimizin, duygularımızın arasında o soluğu boğmaya kalkışırsak; bunun intihardan başka ismi yoktur.
Evet bir ümit daha! Hakka yükselişteki ilk basamak için de ümit, Ahiret yamaçlarını seyre dalabilmek için de ümit! Sevilmek için, rıza-ı ilahiye vesile olabilmesi için bir ümit! Ahsen-i takvim yaratılışımızı koruma yolunda yine ümit!..
Ruhun şâd olsun saygıdeğer şair:
“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak..
alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak.
………………..
Karşında ziya yoksa, sağından ya solundan,
Tek bir ışık olsun buluver… Kalma yolundan.”
……………….
Annem sakin ve şuurlu bir insan. Fakat taziye için gelen misafirler annemi daha fazla üzüyorlar. Gelenlerle ilgilenmekten yorgun düştü. Abim ve yengem de tatillerinde karşılaştıkları bu şok olayla sarsıldılar. Yeğenimin sevincini yaşayamadık. Onu severken dahi gözyaşlarımıza engel olamıyoruz.
Ya yengemin durumu nasıldır? Üç yavrusunun acısını yüreğinde taşımak çok kolay olmasa gerek. Uzun çok uzun zaman ihtiyacı var. Yengemin oğlundan başka evladı yoktu. Birilerinin şu an desteğine çok ihtiyacı olmalı. O bir anne. Annemlerle bir dahaki sefere ben de Ankara’ya gidip yengemin yanında olacağım inşallah. Allahım yengeme sabır, tüm hastalara şifa ihsan eyle!
-Ruşen yemeği erken hazırla kızım. Akşam misafirlerimiz gelmeden ortalığı düzeltelim.
—Kim gelecek anne?
—Bilgisayar öğretmenin ve ailesi geleceklermiş. Telefon edip müsaade istediler.
—Taziye için geleceklerdir değil mi anne? Yani başka bir niyetleri için zamanı değil.
—Kazadan haberleri olduğuna göre, tabi ki taziye amacı ile ziyaret edeceklerdir.
Hasan Beylerin ziyaretinin amacını hepimiz taziye için zannetmiştik. Mehmet Amca (Hasan Beyin babası) konuşuncaya kadar:
“Sırası değil. Biliyoruz hepiniz çok üzgünsünüz. Ama sizin bizleri anlayışla karşılamanızı istirham edeceğim. Oğlum askere gitmeden, sizin de oğlunuz burada iken; bu konuyu görüşelim istedik. Şu an sizden bir cevap bekleme hakkımız yok. Amacımız acınızda yanınızda bulunmak. Ama ileriki zamanlarda da birliktelik adına böyle bir günde adım atmak nasip olacakmış. Hasan askere gitmeden kızınızla bir görüşüp bir söz almak istiyor. Ruşen kızımız buna ne diyecek bilemiyoruz ama, Hasan kızınızla evlenmek istiyor. Biz de oğlumuzun bu isteğine saygı duyarak ailece bunu size bildirmek istedik. Sizi bu zor günlerinizde rahatsız etmek istemiyoruz. Lütfen kusurumuzu bağışlayın. Daha münasip bir zamanda gelmek dilerdik. Kızınız bir defa Hasan ile görüşsün. Sizden şu an başka bir şey talep etmeyeceğiz. Hakkınızı helal ediniz.”
Ben de dâhil olmak üzere hepimiz şok olduk. O kadar ki Mehmet Amca’nın konuşmasından sonra uzun bir sessizlik oldu. O an nasıl bir cevap verilmesi gerektiğini ben dahi düşünemedim. Taziye için geldiklerini düşündüğüm için, hürmetsizlik olur ve de Hasan Hoca huzursuz olur düşünceleriyle onların yanında bulunmakta bir sakınca görmemişken; böyle bir olayın vuku bulmasıyla o an nasıl hareket etmem gerektiğini bilemedim. Onlar gittikten sonra gözlerimin önünde ve aklımda kalan tek görüntü; Hasan Hoca’nın evden ayrılıncaya kadar başını yerden kaldıramaması oldu. Annem hâlâ onların haline acıyor. Çünkü öyle bir gidişleri vardı ki, bir suç işlemiş gibi sessiz ve mahcup. Üzüldüm. Gerçekten saygıdeğer insanlar. Onların evimizden bu şekilde ayrılmaları beni hem üzdü, hem mahcup etti. Zira onların bu durumlarına sebep bir anlamda da ben oluyorum. Ama zaten evliliği düşünmezken, böyle bir zamanda onlara olumlu bir cevap veremeyeceğimi Hasan Hoca düşünmüş olmalı. Sanırım O’nunki bana karşı ifade etmeye çalıştığı hislerinin evlilikle noktalanmasını istemesi adına bir çabasıydı. Takdir ediyorum, fikirlerine ve hislerine ve zatına saygı da duyuyorum ama O’nunla aynı histe ve aynı fikirde değilim.

MaI\IYaK
27-02-07, 10:48
Güzel bir yazı incitanem ama sanırım yarım kalmış gibi... yinede güzel bir paylaşım emeğine sağlık...

KaRDeLeN
10-06-09, 10:40
belki bugün, belki yarın...
herkesin tadacağı sonsuz bir tat, ölüm.

irem
10-06-09, 11:02
Ölüm allahın emri,ayrılık olmasa....Hepimizin ölüceği bir gerçek bizi üzen birdaha göremiyecek oluşumuz..
emeğine sağlık