Orijinalini görmek için tıklayınız : Dini Şiirler ..
İnse başıma bin yumruk
Rabbim Allah diyeceğim.
Aksa kanım oluk oluk
Rabbim Allah diyeceğim.
Yusuf gibi düşsem suya
Atsalar beni kuyuya
Nice şeref duya duya
Rabbim Allah diyeceğim.
Sürseler yaban eline
Atsalar zindan evine
Haykırıp zindan evine
Rabbim Allah diyeceğim.
Elekten süzseler beni
Taş ile ezseler beni
Haykırıp gönülden yine
Rabbim Allah diyeceğim.
Ecelden gelip öleceğim
Ben kabre gireceğim
Melekler sual sorunca
Rabbim Allah diyeceğim.
Baş koymuşum ben bu yola
Ölüm bana düğün ola
Hem başında hem sonunda
Rabbim Allah diyeceğim
Allah Deyu Deyu
Linkleri sadece üyelerimiz görebilmektedir.
Şol Cennetin ırmakları
Akar Allah deyu deyu
Çıkmış İslam bülbülleri
Öter Allah deyu deyu
Salınır Tüba dalları
Kur'an okur hem dilleri
Cennet bağının gülleri
Kokar Allah deyu deyu
Kimi yiyip kimi içer
Hep melekler rahmet saçar
İdris nebi hulle biçer
Diker Allah deyu deyu
Altındandır direkleri
Gümüştendir yaprakları
Uzandıkça budakları
Biter Allah deyu deyu
Aydan arıdır yüzleri
Misk-ü amberdir sözleri
Cennet'te huri kızları
Gezer Allah deyu deyu
Hakka aşık olan kişi
Akar gözlerinin yaşı
Pür nur olur içi dışı
Söyler Allah deyu deyu
Ne dilersen Hak'tan dile
Kılavuzla gir bu yola
Bülbül aşık olmuş güle
Öter Allah deyu deyu
Açıldı gökler kapısı
Rahmetle dolu hepisi
Sekiz Cennet'in kapısı
Açar Allah deyu deyu
Rıdvan-dürür kapı açan
İdris-dürür hulle biçen
Kevser şarabını içen
Kanar Allah deyu deyu
Miskin Yunus var dostuna
Koma bu günü yarına
Yarın Hakk'ın divanına
Varam Allah deyu deyu
Tahtadan yapılmış bir uzun kutu;
Baş tarafı geniş, ayak ucu dar.
Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu,
Yarın kendileri dolduracaklar.
Her yandan küçülen bir oda gibi,
Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış.
Sanki bir taş bebek kutuda gibi,
Hayalim, içinde uzanmış kalmış.
Cılız vücuduma tam görünse de,
İçim, bu dar yere sığılmaz diyor.
Geride kalanlar hep dövünse de,
İnsan birer birer yine giriyor.
Ölenler yeniden doğarmış; gerçek!
Tabut değildir bu, bir tahta kundak.
Bu ağır hediye kime gidecek,
Çakılır çakılmaz üstüne kapak?
Cılız vücuduma tam görünse de,
İçim, bu dar yere sığılmaz diyor.
Geride kalanlar hep dövünse de,
İnsan birer birer yine giriyor.
:agla: :agla:
•[уаŁиız мєŁєκ]•
15-02-08, 21:39
Allah De Kalbim
Seherlerde deryaya dalsam
Elini elime alsam
Nur cemalini bir kere görsem
Allah de kalbim Allah de
Seherlerde kalkmazmısın
Nur çıranı yakmazmısın
Sen Allahtan korkmazmısın
Allah de kalbim Allah de
Seherlerde kalkta otur
Sağ elini kalbine götür
Dilin ile salavat getir
Allah de kalbim Allah de
Seherlerde uyku haram
İnan kardeş dünya yalan
Malın mülkün olur talan
Allah de kalbim Allah de
•[уаŁиız мєŁєκ]•
15-02-08, 21:41
Ağlamaktır benim işim,
Ağla gözüm bundan sonra.
Irmak ola kanlı yaşın,
çağla gözüm bundan sonra.
Hudâ bize verdi sevda,
sevmek oldu, artık gıda.
Ele geçmez bu dünyada,
gülme gözüm bundan sonra.
Düşün hâlin n’olduğunu,
ömür gülü solduğunu.
Gece gündüz olduğunu,
bilme gözüm bundan sonra.
Aldanma nefsin tadına,
Zehirdir sunma balına.
Düşüp onun hayaline,
dalma gözüm bundan sonra.
Sözün olsun, öze uygun,
her ne dersen, Ona malum.
Bu meydana düştü yolun,
dönme gözüm bundan sonra.
•[уаŁиız мєŁєκ]•
21-05-08, 16:46
Gözyaşları
Gözyaşları damla damla mısralaşan şiir,
Sevincin-kederin, ümidin-ye’sin nağmesi...
Bazen hicranla yanar İnsan, mum gibi erir
Ve gözyaşlarına dönüşür soluğu, sesi.
Bazen çocuklar gibi coşar, sevinçle ağlar,
Görünce dört bir yanda tüllenen şafakları...
Bazen ocaklar gibi yanar ve ciğerin dağlar,
Kaplayınca bir karanlık keder ufukları.
Gözyaşları ateşleri söndüren bir iksir,
Cehennemlere karşı yırtılmayan bir sera;
Ve gönüldeki ma’nâlar onlarla yeşerir,
Onlarla cennetlere döner bütün bir verâ...
Yaş döken göz, cephedekilere denktir;
Görmez gayyâlari Allah için aglayanlar...
Içten aglama kalp sadakatine mihenktir,
Anlar bunu ancak gönülde Hakk’ı duyanlar...
Gönlüm her zaman bir gamlı haberle buğulu,
Uçup gidiyor sevdiklerimiz birer birer...
Hislerim sarsık, gözlerim yaşlarla dopdolu,
Bütün bu baharlar bir hazan içinmiş meğer..!
Hayat hep zahmet ve yaş varınca elli beşe,
Sararıyor arzular, emeller yaprak yaprak;
Sistemler açılıyor birden meçhul inişe,
Ve az ötede hislere çarpıyor son durak...
Ufukta bir kanlı şafak veya sonsuz nûr,
Durmaz yürür İmanlı gönüller O’na doğru;
Sonra eder ak-kara va’dolunanlar zuhûr,
Kimileri zift gibi kimisi de dupduru...
Ve ben pürmelâl ellerim arasında başım,
Ümit çiçeklerimde kırağı endişesi;
"Son"un bilmem ne kadar yakınına varmışım
Azrail’le söyleşir gibi ruhumun sesi...
Herkesle beraber yürüyoruz öbek öbek,
Salmişiz kendimizi ebed musikîsine;
Ruh sonsuza dogru pervaz eden bir kelebek,
Kaptirmiş kendini zevâlin en nefîsine...
Tipki bir ney gibi bütün ömür boyu zâr zâr,
Ne gurbeti biter, ne gurûbu hiçbir zaman...
Mecnun gibi hep ağlar dolaşır O’nu arar,
Gözleri hicranla dolu, gönlünde hafakan...
Ağla gözlerim ağla, ırmaklarda gün dönsün!
Ağla vadiler Nil, dağlar "Tûr-i Sînâ" olsun!
Ağla ki İbrahim’i saran ateşler sönsün!
Ve yeşeren asâ ile sihirler bozulsun.!
Şak şak olsun "Kafdagi" hayat suyu fişkirsin!
Dirilsin ölüler gözyaşi kurnalarinda;
Iradenin kollarindaki zincir kirilsin
Ve görünsün fecir süvarileri ard arda...
alıntı
•[уаŁиız мєŁєκ]•
21-05-08, 16:49
İKİ CİHANIN GÜLÜ
Bağımıza giresin
Baştanbaşa güldür gül
Muradına eresin
Çiçekler hep güldür gül
Kurusu gül, yaşı gül
Toprağı gül, taşı gül
Ayağı gül, başı gül
Bostanımız güldür gül
Bahçede gül dalı var
Kovanda gül balı var
Beyazı var alı var
Koklanılan güldür gül
Sevenler gül gönderir
Gözünden yaş indirir
Stresi gül dindirir
İlaçlar güldür gül
Kokar gül tutan eller
Dikensizdir bu güller
Ne derse desin eller
Bize gelen güldür gül
Gülü nazik tutarlar
Sevenler gül atarlar
Gül alıp gül satarlar
Yerler gökler güldür gül
Açılır gonca güller
Gül kokar tutan eller
Salevat söyler diller
Resul teri güldür gül
Çiçeğe övgü neden
Bu aşk değil çiçekten
Koku gelir Resulden
İki cihan güldür gül
alıntı
Efendimiz doğduğu gün
Putlar devrildi yüz üstü
Efendimiz doğduğu gün
Yıkıldı tağutun büstü
Efendimiz doğduğu gün
Hemen secdeye eğildi
Ben Peygamberim dedi
Sünnet edilmiş görüldü
Efendimiz doğduğu gün
Kâinat nur ile doldu
Şeytanlar sararıp soldu
Çok garip olaylar oldu
Efendimiz doğduğu gün
Kurumuştu Save gölü
Bin yıl yanan ateş söndü
Kâfirler şaşkına döndü
Efendimiz doğduğu gün
Büyücüler âciz kaldı,
Sihrini yapamaz oldu,
Kisra�nın köşkü yıkıldı
Efendimiz doğduğu gün
Ebedİ Sevgİlİ
Hadi bugün O’na (CC) sevgini göster!
Bugün sevgililer günü ya…
O’nun için bir şey yap!
O’na (cc) kendini beğendir bugün!
“Seviyorum” diyorsun ya…
Hadi göster sevgini!
O (CC) neyi seviyor, neyi sevmiyor öğren!
VE
Sev O’nun sevdiklerini, sevmediklerinden uzaklaş!
Ki, O da sevsin seni…
Seven elbet sevilir ama, lafta kalmasın sevgin…
Hadi bugün O’na göster sevgini!
Sevgililer günü ya bugün..
Bilirsin, seven hep sevdiğini anlatır,
“Bülbülün yüz hikâyesi varmış, hepsi de gül üstüne..”
Bugün, ulaşabildiğin herkese O’nu (CC) anlat!
O’nu ve O’nun en sevdiğini(SAV)…
Telefonla,yüzyüze,kavlen ve fiilen O’nu anlat!
O, sana senden de yakın olanı..
O, seni senden de iyi bileni..
O, sen O’nu bıraksan da seni asla bırakmayanı..
O, en güzel sevda türküsünü, ölümsüzlük bestesini…
Sevgililer günü ya bugün..
Bilirsin, seven hep sevdiğini düşünür ya..
Bugün sen de hep O’nu düşün!
O’nun hoşuna gidecek bir şey yap! Memnun et O’nu..
Meselâ;
Şimdiye dek isteyip te yapamadığın bir emrini uygula bugün!
Eğer örtülü değilsen, hiç çıkarmamak sözüyle,
Bir başörtüsü al kendine!
Kılamıyorsan, bugün namaza başla!
Meselâ; “Kur’anı mutlaka öğreneceğim” de!
Biliyorsan, öğretmek için bir talebe bul kendine!
Bir ayet ezberle ve uygula onu!
Bugün bir hadis öğren ve öğret onu!
Meselâ; bugün sevgilini en az bir kişiyle tanıştır!
Hiç tanımadığın birine selam ver!
Bir yetimin başını okşa! Bir çocuğu sevindir bugün!
Meselâ;
İşyerine giderken bir tatlı götür bugün,
Ya da, elindeki tatlıyla çal komşunun kapısını,
Yüreğini bölüş, O’nu (CC) anlat bu vesileyle..
Bugün O’nun için birşey yap!
Ama yalnız O’nun için.. Nefsini hiç karıştırma!
Cennet hesapları yapma bugün,karşılık bekleme!
Pazarlıksız, riyasız olsun her yaptığın…
Bugün şöyle bir düşün!
Sevdiklerine ve hatta sevmediklerine,
Ne kadar çok vakit ayırıyorsun?..
Fanî dediğin şu dünya için ne kadar çok çalışıyorsun?..
Yarım saat sürecek bir ziyaret için,
On dakika sürecek bir yemek için, mutfakta ne kadar kalıyorsun?..
Nazlıca ağlayan yavrunun sesiyle nasıl fırlarsın yatağından, o soğuk gecede?..
İşverenin ay sonunda vereceği üç kuruş için nasıl kahredersin kendini?..
Sınıfını geçebilmek için, iyi not alabilmek için, nasıl geceni gündüzüne katarsın?..
Eşini, çocuklarını, anneni, babanı, nişanlını memnun etmek için nasıl da çırpınırsın…
Tüm bunlar ve senin de ekleyebileceğin dahaları için yaptıklarının,
SÖYLE, yüzde kaçını Allah için, habibullah için yaptın bugüne kadar?..
Evet bugün sevgililer günü..
Sen de buluş Sevdiğinle bugün!
At kendini seccadeye, bir tövbe et, dönmemecesine..
O’nun sevmediği herşeye “elveda” de!
Gözyaşların armağan olsun O’na..
Gözyaşların ve zaten O’nun olan yüreğin..
Bugün ve hergün!
SORGULARDAYIM
Kendimle bir hasbihal edecek oldugumda
Beyhude geçmiş yıllar yazık yazık der bana
Hesabını veremem çürüttüğüm ömrümün
Boşuna akmışım der anlımdaki ter bana
Ne bıraktın ardında adını yad edecek
Bir fatiha okuyup ruhunu şad edecek
Ne mucizeler indi seni irşad edecek
Gafletin iziyim der ruhumdaki kir bana
Hiç dehşete düştümü titreyip duyguların
Bölündü mü sâlâ da o derin uykuların
Yalan Dünya bir oyun sahnesiyken kulların
Kötü rol benimsedim ahbap oldu şer bana
Duymazmısın ezanlar günde beş kez okunur
Ah üşengeç bedenim asi tavır takınır
Ecel gelmiş arkamda omuzuma dokunur
Faydasız gitmem demek kullanıyor zor bana
Daracık yarın altı bir toprak gediğinde
Başımı kaldırınca alnıma değdiğinde
Münkir nekir dikilip Rabbin kim dediğinde
Rabbim Allah diyecek kadar kudret ver bana
İzanım korkulardan çatlasa da ne yazar
Çiyanlar etlerimi kopartır azar azar
Mezar taşım titreyip bir incecik ah sızar
Gözünün önündeyken neden baktın kör bana
Yarın ruz-i mahşerde hesaba çekilirken
Günahlarım önüme yağarken dökülürken
Güneş bir mızrak boyu tepeme dikilirken
Ya Rahman defterimi sağ elimden ver bana
Allahu Ekber
Gözlerim buğulu günah kesemde,
Rahmânsın Rahîmsin Allâhu Ekber!
Pişmanım ömrümü boş geçirsem de,
Tevvâbsın Allahım Allâhu Ekber!
Ruhum şahlanıyor cesedim yorgun,
Hâlıksın Bârisin Allâhu Ekber!
Beş vakit secdede Miracım her gün,
Hâmidsin Allahım Allâhu Ekber!
Adını anarım Azze ve Celle,
Meliksin Kuddûssün Allâhu Ekber!
Vuslatım düğündür gelir ecelle,
Kâbidsin Allahım Allâhu Ekber!
Hazırsın nazırsın her an her yerde,
Semîsin Basîrsin Allâhu Ekber!
Kapalı kalpgözüm günahtan perde,
Habîrsin Allahım Allâhu Ekber!
Aşkınla yak beni Şevval ayında,
Celîlsin Kerîmsin Allâhu Ekber!
Cesedim yıkansın hurma dalında,
Kâdirsin Allahım Allâhu Ekber!
Affedicisin Sen affı Seversin
Berrusun Hâdîsin Allâhu Ekber!
Hak yolunda ruhum Hakka canversin,
Şekûrsun Allahım Allâhu Ekber!
İstikbal pek vahim acı kulunu,
Râufsun Vehhâbsın Allâhu Ekber!
Nakşeyle banada Yunus yolunu,
Râfisin Allahım Allâhu Ekber!
Ürperir gözyaşım bekliyor sırat,
Kahhârsın Kâbitsin Allâhu Ekber!
Ya Allah Ya Fettâh senden mağfiret
Halîmsin Allahım Allâhu Ekber!
Beşikten mezara vuslata yoldur,
Evvelsin Âhirsin Allâhu Ekber!
Şahadetle Ya Rab! Ömer’i öldür,
Mücîbsin Allahım Allâhu Ekber!
Allahı anar
Dosta koşanlar
Allahı anar.
Aşkla coşanlar
Allahı anar.
Hak yola uyan
Kalbini yuyan
Pek az uyuyan
Allahı anar.
Huzura varan
Edeble duran
Okuyan Kur'an
Allahı anar.
Rızadır kastı
Arayan dostu
Çıkarır postu
Allahı anar.
Hakta buluşan
Aşkla çalışan
Dili alışan
Allahı anar.
Baksana kardeş
Yanıyor ateş
Ay ile güneş
Allahı anar.
Kim ki imansız
Yanar amansız
Hep canlı cansız
Allahı anar.
Allaha dayan
Gafletten uyan
Bunu okuyan
Allahı anar.
Kiramen Katibin Melekleri...
GörÜp gözeten ah o melekler,
İnsan oturduğu zaman o melekler,
Biri sağına,diğeri soluna gelir oturur.
O kimse yÜrÜdÜğÜ vakit,
Biri önÜnde,diğeri arkasında gider.
Kul yattığı vakit,
Biri baş tarafında,biri ayak uçunda oturur.
O melekler asla insandan ayrılmazlar,
Bizi görÜp gözeten ah o melekler.
Her kişinin işlemiş olduğu,sevap ve gÜnahı yazarlar.
O melekler, ecel gelene kadar bizden ayrılmazlar.
Kişi ölÜp ruhu çıkınca, o melekler:
Ya Rab ! Bize izin ver semaya çıkalım derler.
Hak Teâla : Gökler doludur, siz yerde tesbih ediniz ,
Hasıl olan sevabı o kulumun defderine yazınız ..
Hakka boyun eğen bizi gözeten ah o melekler.
İnsan başı boş mu yaratıldı zannediyor, vah bana !
Biz sorumsuz değiliz. GörÜp gözeten elçiler var ya.
Şahsi mesuliyet var!
Ne bÜyÜklenenlere,
Ne de şeytana ,
Sorumsuzluğumuzu yıkamayız.
Bismillah
Rahman-i Rahim’in nurundan umman,
İmanlı dillerde güldür Bismillah.
Çaresiz dertlere şifalı derman,
Cennetten sırata eldir Bismillah.
Bismillah diyenin duruşu haktır,
İhlâstır mihengi sevdası tektir,
Vukuf-i kalb ile eylesin takdir,
Hakk’ın divanına yoldur Bismillah.
Vukuf-i zamandır söyle Bismillah,
Vuslat perdesini aralar Allah,
Nefsi Merdiyyeye gider inşallah,
Nefsi kâmile de haldir Bismillah.
Nazar ber kadem et kendin beğenme,
Rabbime riayet Ömer eğlenme,
Halvet der encümen nefse bağlanma,
Sefer der vatan Hay! Güldür Bismillah.
Tevhid Bahri
Allah âdın zikredelim evvelâ
Vâcib oldur cümle işde her kulâ
Allah âdın her kim ol evvel anâ
Her işi âsân ider Allah anâ
Allah âdı olsa her işin önü
Hergiz ebter olmaya ânın sonu
Her nefesde Allah âdın de müdâm
Allah âdıyle olur her iş temâm
Bir kez Allah dese aşk ile lisân
Dökülür cümle günah misl-i hazân
İsm-i pâkin pâk olur zikr eyleyen
Her murâda erişür Allah diyen
Aşk ile gel imdi Allah diyelim
Dert ile göz yaş ile âh îdelim
Ola kim rahmet kıla ol pâdişah
Ol kerîm-ü ol rahîm-ü ol ilâh
Birdir ol, birli ine şek yokdürür
Gerçi yanlış söyleyenler çokdürür
Cümle-âlem yo iken ol var idi
Yaradılmışdan ganî cebbâr idi
Vâr iken ol, yok idi ins-ü melek
Arş-ü ferş-ü ay-ü gün hem nüh felek
Sun' ile bunlârı ol, vâr eyledi
Birli ine cümle ikrâr eyledi
Kudretin izhâr edüp hem ol celîl
Birli ine bunları kıldı delîl
"Ol" dedi bir kerre vâr oldu cihân
"Olma" derse, mahv olur ol dem hemân
Bâri ne hâcet kılavuz sözü çok
Birdir Allâh andan artık Tanrı yok
Haşredek ger denilirse bu kelâm
Nîce haşr ola, bû olmaya temâm
Pes Muhammeddir bur varli a sebeb
Sıdk ile ânın rızasın kıl taleb
Ey azizler; işte başlarız söze
Bir vasıyyet kılarız illâ size
Ol vasıyyet ki derim her kim tuta
Misk gibi kokûs canlardâ tüte
Hak-Teâlâ rahmet eyleye anâ
Kim beni ol bir dua ile anâ
Her ki diler bir düâda buluna
Fâtiha ihsân ede ben kûluna.
ARAYU ARAYU BULSAM İZİNİ
Arayı arayı bulsam izini
İzinin tozuna sürsem yüzümü
Hak nasib eylese görsem yüzünü
Ya Muhammed Canım arzular seni
Bir mübarek sefer olsa da gitsem
Kabe yollannda tozlara batsam
Hub cemalin birkez düşümde görsem
Ya Muhammed Canım arzular seni
Zerrece kalmadı kalbimde hile
Sıdk ile girmişem ben bu hak yola
Ebu Bekir, Ömer, Osman'da bile
Ya Muhammedi Canım arzular seni
Ali ve Hasan, Hüseyin anda
Sevdası gönüllerde muhabbet canda
Yarın mahşer günü Hak divanda
Ya Muhammed Canım arzular seni
Yunus metheyledi seni dillerde
Dillerde dillerde her gönüllerde
Arayı arayı gurbet illerde
Ya Muhammed Canım arzular seni
BİZDEN SELAM GÖTÜRÜN
Geçtiğiniz yollara
Bizden selam götürün
Hak-dost diyen dillere
Bizden selam götürün
Kutlu Hicaz çölüne
Hakk'ın solmaz gülüne
O Müminler seline
Bizden selam götürün
Girenler dostun bağına
Düşmez küfrün ağma
Mübarek nur dağına
Bizden selam götürün
Yağan Nur-i Hüdaya
Merve ile Safa'ya
Muhammed Mustafa'ya
Bizden selam götürün
Yalvarıp Rabbimize
Dualar edin bize
Muazzam Kabe'mize
Bizden Selam götürün
Her yönelen Allah'a
Çıkar nurlu sabaha
Al-i Rasülullah'a
Bizden selam götürün
Girersiniz ihrama
El sürmeden harama
Sahabe-i Kiram'a
Bizden selam götürün
Lebbeyk deyip boyuna
Koşun zemzem suyuna
Beni Haşim soyuna
Bizden selam götürün
Mekke ile Medine
İki eşsiz hazine
Cihanyar-ı güzine
Bizden selam götürün
Kavrulan açık başa
Öpülen siyah taşa
Gözlerden akan yaşa
Bizden selam götürün
Yetişir Cemal gayri
Çok sözün yoktur hayrı
Hüccaca ayrı ayrı
Bizden selam götürün
ÖLMEMEYE ÇAREMÎ VAR
Gururlanma insanoğlu
Ölmemeye çaremi var
Hazen görmüş bir gül gibi
Solmamaya çarenmi var
Hayat denen dolap döner
Bütün mahluk olan biner
Yağı biten kandil söner
Sönmemeye çaremi var
Hiç aldanma mala mülke
Gitmez isen doğru yola
Tatlı canın azraile
Vermemeye çaremi var
Hiç güvenme can dostuna
Uçuşurlar mal kastına
Çıkıp teneşür üstüne
Yatmamaya çaremi var
Düşünmezsin hiç ölmeyi
Terk etmezsin hiç gülmeyi
Yakası yok ak gömleği
Giymemeye çaremi var
Nerde ecdad nerde ata
Hak'ka karşı yapma hata
Taput denen ağaç ata
Binmemeye çaremi var
Daim yürür Hak izinde
Hak'kı söyler her sözünde
Dört kişinin omuzunda
Gitmemeye çaremi var
Kalkacaktır gözden perde
Göreceksin yarin, nerde
Ev kazılmış kara yerde
Yatmamaya çaremi var
Münker nekir gelecektir
Rabbin kimdir diyecektir
Mümin cevap verecektir
Vermemeye çaremi var
Mağrur OLMA insanoğlu
Makamımız kuş misali
Daldan dala konabilir
İnsanoğlu yok misali
Birgün olur ölebilir
Dağlar taşlar kül misali
Birgün olur tozabilir
İnsanoğlu gül misali
Birgün olur solabilir
Hakikata eren erler
Mevlasım bulabilir
Kendini kemter görenler
Birgün yüce olabilir
Bu can bana emanettir
Birgün olur uçabilir
Dünya malı bir zinnettir
Ancak amel kalabilir
Mağrur olma insanoğlu
Ölümün çaresi yoktur
Soğuk vurmuş sümbül gibi
Solmamaya çaren yoktur
HU KUŞU
Hu kuşu bu gece inledi durdu
Hu diye hu diye
Dertli gönülleri yaktı kavurdu
Hu diye hu diye hu diye
Hu hu hu hu hu hu diye diye
Bilmemki nedenki ne idi derdi
Hu idi dilinin değişmez virdi
Hu kuşu bu gece gönlüme girdi
Hu diye hu diye hu diye
Hep onu söylemek kolay mı dile
Yağ gerek sultanım köhne kandile
Hu kuşu yanarak uçtu menzile
Hu diye hu diye hu diye diye
Hu hu hu hu hu diye diye
SEHER VAKTİ
Seher vakti can kuşum
Hu diyor yarabbi hu
Divanına durmuşum
Dilimde edep ya hu
Ya hu ya hu ya illallah hu
Bülbüller ses verir hu
Güller nefes verir hu
Divanına durmuşum
Dilimde edep ya hu
Ya hu ya hu yahu illallah hu
Bulutlar nazla uçar
İnciyle mercan sacar
Çöllerde güller açar
Ne hoş bir sevgidir hu
Ya hu ya hu yahu illalah hu
KAN TUTAR
Leblerinle emrine amadedir canım benim
Al da bir buseyle öldür haydi cananım benim
Lal olur birden dilim bilmem neden görsem seni
Görmesem kalmaz kararım dinmez efganım benim
Hasta gönlüm çok zamandır iftirakından harap
Olmadım bir lahza rahat geçti devranım benim
Müptelayım bir ümitsiz gizli derdin zehrine
Bu sebepden her geçen gün düştü dermanım benim
Yok teselliden nasibim vermeyin zahmet bana
Etmeyin bunca eziyet az mı hicranım benim
Kan tutar sen her bakışta kastedersen canıma
Yaremi sar merhem olda akmasın kanım benim
Arif emre her ne etsen razıdır fermanına
Sahibimsin hem efendim hem de sultanım benim
MUHAMMEDE MUHAMMEDE
Canı dilden aşık oldum
Muhammede muhammede
Mevlam layık eyle bizi
Muhammede Muhammede
Sallallahu ala Muhammed
Sallalahu aleyke Ahmet
Aklı olan arif olsun
Ciğer yansın püryan olsun
Bir canım var kurban olsun
Muhammede Muhammede
Sallallahu ala Muhammed
Sallalahu aleyke Ahmet
Rüyada görüştür bizi
Murada eriştir bizi
Mevlam sen kavuştur bizi
Muhammede Muhammede
Sallallahu ala Muhammed
Sallalahu aleyke Ahmet
RAVZA İLAHİSİ
Arınmış bir ruhla ravzana varsam
Kubbeyi hadrayı yakından görsem
Taş ve toprağına yüzümü sürsem
Diyerek dahilek ya rasulallah
Ya rasullalah ya habiballah
Ya rasullallah ya nebiyyallah
Ziyaret kastıyla ulu serveri
Selam kapısından girsem içeri
Kemali edeple varsam ileri
Diyerek dahilek ya rasulallah
Ya rasullalah ya habiballah
Ya rasullallah ya nebiyyallah
Huzuru pakine eğilsem girsem
Bütün varlığımı orda eritsem
Eriyen mum gibi tükenip gitsem
Diyerek dahilek ya rasulallah
Ya rasullalah ya habiballah
Ya rasullallah ya nebiyyallah
Mevlama gönlümden uçsa dilekler
Duama hep amin dese melekler
Yansıtsa bütün felekler
Diyerek dahilek ya rasulallah
Ya rasullalah ya habiballah
Ya rasullallah ya nebiyyallah
Gül Sultanım
Gül kokusunu sizden mi almış bilmem
Bir ateş attınız içime sönmez yanar her dem
Bükülür boynum, bir gariplik çöker
Doyulmaz güzelliğinize hasret kaldı bu gözler!
Efendim benim güzel efendim
Sultanım benim gül sultanım
Dilenciyim, kapınıza geldim dayandım
İşte bu zalim nefsim işte bunlar günahlarım
Size uzattım ellerimi şahidim olun
Biz gözyaşı dökemedik, tövbemiz için siz dökün;
Efendim benim güzel efendim
Sultanım benim gül sultanım
Altın bir nesilden geldiniz
Hoş geldiniz sefa geldiniz bizlere şeref verdiniz
Rabbimizin şahidi, peygamberimizin varisi
Gönüllerimizin şifası, aşka susamışların deryası
Efendim benim güzel efendim
Sultanım benim gül sultanım
Dünya dan eser bulunmaz kalbinizde
Misk kokuları eksik olmaz elbisenizde
Güzellik sizinle güzelliğini bulur
Yürüyünce toprak sizi kıskanır olur
Efendim benim güzel efendim
Sultanım benim gül sultanım
Gelenler kozaydı, kelebek oldu, sonsuza uçtu
Bu garip hasretinizle yandı kül oldu
Bu tendeki can, can evinden çıkıp size gelmek ister
Son nefesinde sizden himmetinizi bekler
Efendim benim güzel efendim
Sultanım benim gül sultanım..
Ramazan güzeldir
Dindar olmasan da güzeldir Ramazan.
Iskalanmaması,
tadına varılması gereken çok özel bir dönemdir.
Ramazan;
sıcak pide kuyruğundaki sabırsız bekleyiştir.
Posta kutunda davulcuların fotoğraflı ilan savaşları;
elinde tokmak, kapına dayanmış bıyıklıdır.
Eski günlerdir;
anneannendir, dedendir,
oradan oraya koşturan aç annendir.
Gün doğumuna yakın; uykulu gözlerle içtiğin çay,
televizyondaki Türk filmi, radyodaki türküler ve
oyun havalarıdır.
Gün batımına yakın; mutfaktan gelen mis gibi kokular,
tertemiz masanın üzerindeki zeytin tabağı, beklediğin ezandır.
Alış veriş sonrası verilmiş imsakiye,
abur cubura uzun aradır.
Minarelerdeki renkli floresanlar,
akşam sokakta atılan volta,
ciğerin en derinine çekilmiş dumandır.
Yetişilememiş bir iftar, uyanılamamış bir sahur,
erken kopartılmış bir lokma ekmektir kimi zaman.
Bir ortaklık duygusudur Ramazan.
Yalnız, yapayalnız olmadığının duygusudur.
Hep birlikteliktir.
Acıya, sıkıntıya beraber katlanma,
ödülünü de beraber paylaşmadır.
Çevrende onca gönülle aç kalmış insan varken,
“sizinleyim – ben de yemiyorum !” dur.
Arkasından gelen bayram,
öpülen eller, açılmış kollar,
belki bir daha asla olamayacak sımsıkı kucaklaşmalardır.
“İyi dilekler”dir Ramazan
Yüzyıllardır süregelen bir paylaşma dönemini ıskalamayın.
Dindar olmasan da,
tek dua bilmesen de
çok güzeldir Ramazan.
Ağlamaktır benim işim,
Ağla gözüm bundan sonra.
Irmak ola kanlı yaşın,
çağla gözüm bundan sonra.
Hudâ bize verdi sevda,
sevmek oldu, artık gıda.
Ele geçmez bu dünyada,
gülme gözüm bundan sonra.
Düşün hâlin n’olduğunu,
ömür gülü solduğunu.
Gece gündüz olduğunu,
bilme gözüm bundan sonra.
Aldanma nefsin tadına,
Zehirdir sunma balına.
Düşüp onun hayaline,
dalma gözüm bundan sonra.
Sözün olsun, öze uygun,
her ne dersen, Ona malum.
Bu meydana düştü yolun,
dönme gözüm bundan sonra.
Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat
Yıllardır boz bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü
Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler şahının hayalleri
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü
Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından
Madeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradım
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin
Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü
Islaklığı sanadır ahımın, efganımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
NURULLAH GENÇ..
Allah denince yaşarmalıydı gözlerimiz
Resul ismini duyunca Kor düşmeliydi yüreğimize
Biz böyle olmamalıydık
Bizi görünce İslam hatırlanmalıydı
Merhamet gelmeliydi
taş kesilmiş kalplere
Dinleyince vuslatımızı inanmayanlar
gözleri dolmalıydı
Biz böyle olmamalıydık
Biz böyle olmamalıydık
Nerde bir zulüm duysak
Aslan kesilmeliydi ruhumuz
Bir düşkün görseydi şu kör gözlerimiz
Akrepler sokmamalıydı ceplerimizi
Biz böyle olmamalıydık
Ağzımızda doksan dokuz
ismi olmalıydı Allah´ın
Gıybetten başka bir işe
Yaramayan dilimizde
Resul´un sözleri olmalıydı
Biz böyle olmamalıydık
Radyolarda isyan türküleri değil
Bizim sevdamızın türküleri çalmalıydı
Televizyonlar mazlumu konuşmalıydı
Mazlumu anlatmalıydı
Ama biz böyle olmamalıydık
Ecdadımızın kemikleri
Sızlamamalıydı mezarlarında
Hz. Hazma baktığında bize
Gökler ağlamamalıydı
Hz.Hüseyin´in damlamamalıydı
Kanı Kerbela´da
Biz böyle olmamalıydık
Küçük Muhammed ölmemeliydi
Babasının kucağında
Filistinli kız utanmamalıydı bizden
Ölüme açmamalıydı gözlerini
Yeni doğan bebekler
Biz böyle olmamalıydık
Kafkas kartalları özgürce
Uçmalıydı gökyüzünde
Zehraların, Zeyneplerin,
Bekirlerin, Muhammedlerin
Gözleri umutla bakmalıydı yarınlara
Biz böyle olmamalıydık
Bu davayı böyle yalnız koymamalı
Bu davayı böyle bırakmamalıydık
BİZ BÖYLE OLMAMALIYDIK
OLMAMALIYDIK!..
HÜMEYRA KADIOĞLU
Es–Selamun Aleyküm Ey Rasuller Rasulü,
Es–Selamun Aleyküm Ey Üstünler Üstünü.
Bilirim Haddim Değil O Sultana Seslenmek,
Bizlere Düşen Ancak Kapısında Dilenmek.
Ya Rasulallah Seni Allah Övdükten Sonra,
Bize Hiç Söz Düşer Mi Biz Günahkâr Kullara.
Günahkârız Çaremiz Sen Rahmet Peygamberi,
Aman Bırakma Bizi Merhamet Peygamberi.
Bu Günahkâr Ümmetin Biricik Efendisi,
Kimsesizler Kimsesi Bırakma Elimizi.
Yalnız İnsanlar Değil Sana Âşık Olanlar,
Her Şey Sana Âşıktı; Taşlar, Kuşlar, Ağaçlar. .
Hani Bir Kütük Vardı, Vaaz İçin Çıktığın,
Yenisi Yapılınca Aşkın İle Yaktığın.
Sen Yeniye Çıkınca Başladı Ağlamaya,
Yavrusuz Kalmış Ana Misali Çağlamaya.
Kuru Kütük Ağlar Mı, Mescittekiler Şaştı,
Mecnun Koca Çölleri Nasıl Oldu Da Aştı.
O, Mübarek Ellerin Değinceye Dek Coştu,
Ne Zaman Dokundun Ki Kütük O Zaman Sustu.
Kelime–İ Tevhidi Yazdığın Bayrak Mesut.
Miraçda Üzerine Bindiğin Burak Mesut.
"Anam Babam Sana Fedadır Ya Rasulullah
Senin Terin Miskten Evladır Ya Rasulullah
Gül Senin Terin Diye Bülbül Eyler Ahuzar
Bu Şişenin İçinde Bir Kaç Damla Terin Var.
Bitir Artık Bu Hasreti Ne Olur Ey Nebi,
Hasret Kaldık Sana Suya Hasret Çöller Gibi.
İman Elde Tutulan Bir Kor Halini Aldı,
Dünya Sardı Her Yanı Müminler Şaştı Kaldı.
Zamanımız Geçmişten Beter Mi Daha Beter,
Gel Yeniden Ey Nebi! Bize Doğruyu Göster.
Sensin Hakiki Sultan, Cennette Kevser Senin,
Nübüvvet Nuru Senin, Makam–I Mahmud Senin.
Bu Günahkar Ümmetinden Bol Bol Selam Sana.
Seni Layıkıyla Övemeyiz Salat Sana,
Elfü Elfi Salatin Aleyke Rasulullah
Elfü Elfi Salamin Aleyke Habiballah...
Mehmet Akif KÖSE
Bir gün bana seslenirsen Ya Rasulallah
Çıkamam huzuruna utanırım
Bir gün benim için üzülürsen Ya Rasulallah
Bu azaba dayanamam yanarım
Hali perişan bir kul yanı başına gelirse Ya Rasulallah
Peygamberlerin yanında ümmetimdendir deyip utanma
Sen sakın boynunu bükme
Ben giderim Ya Rasulallah
Mahşerde bu ümmetin cehennemlik denirse
Sen üzülme!Ben cennete gitmesem de olur
Yeter ki gözünden yaşlar süzülmesin
Ne olacak ki yanarım Ya Rasulallah yanarım
Eğer bir gün bizi özler de gelmek istersen
Mus'ab,Sevben,Bilal,Hubeyb,Ebubekir
Dayanamaz sensizliğe
Onları bırakıp gelme Ya Rasulallah
Biz Sana layık değiliz ki,Seni Onlar kadar sevemedik
Rüzgar saçını dağıtır, ayağına diken batar diye üzülmedik Ya Rasulallah
Hatta saçını biz ağarttık
Belki kalbini günahlarımızla biz yaraladık
Seni hak etmedik Ya Rasulallah hak etmedik
Yine utanmadan eğer
Sana kavuşmak için görevimi bitirmeden gelirsem
Yenik düşmüşsem firaka
Yeter demişsem acılara
Artık katlanamaz olmuşsam insanlara
Hayır,hayır,hayır
Girmediğim gönül kalmışsa
Kabul etme,geri gönder,kov kapından
Gücenmem söz Ya Rasulallah gücenmem!!!
Sen gittin, hazan düştü bahçemize
Sen gittin, tarumar oldu her şey
Sen gittin, geriye
doyumsuz bir aşk bıraktın bize.
Sevgili!
önce kum deryalarına düştük sonra serâba
bugüne kadar umutlardı bizi ayakta tutan
sevdandı kimsesiz çöllerde yürekleri bir tutan,
yalnızlığa açılır bütün kapılar sensiz
sen yoksun diye, sicim sicim karanlık yeşerdi içimizde
dalga dalga hasretindi kalbimizde alevlenen
gönlümüze batan dikenler ne ki
büyüttüğümüz güller sadece sen kokmak içindi.
Sevgili
en haşin haliyle girdaba düştük
sensizliğe sürgün edildik ilkin
sonra mağara arkadaşın bırakıp gitti bizi
sonra kılıçların efendisi
ardından cennet gençlerinin efendileri
ve diğerleri birer birer bırakıp gittiler bizi
dilimiz lâl, âmâ kaldı gözlerimiz
sen olmasaydın kalpler sevmeyi öğrenebilir miydi!
ey, ihsanda nisan bulutunu geçen Sevgili.
örümcek, gözlerde hâlâ en kalın perdedir
sırların sırrı kisranın sarayında
ondört burcunun düştüğü yerdedir.
en büyük mucizen Kur’an’dı, sonra Sen’din
güneşi sağ eline, ayı da sol eline alsaydın
yine de çözülmezdi ebterlerin kalbindeki kir!
ey ay yüzlü güzel!
bütün kelamları yazan kalemin emriydi gidişin
oysa ne kadar çok beklemişti gelişini Hira
ne kadar da çok yolunu gözlemişti Râhip Bahira
bir tek Bilâl değil, cihan alışmıştı sana
hüzündü ardında biriktirdiğimiz
yokluğunun vadilerinde yuvarlanırken
yaralı kalbimizin fısıltısına
günâha battık ama konuşan gözlerimizin hıçkırığına
“tebessüm sadakadır” fermânınla
bir damla bengisu ver n’olur
n’olur nûrunu gönder yoksul umutlarımıza.
asırlardır yetimliğe açılır gözlerimiz
bir pazartesi ilk defa, aşk gibi aşk yaşamıştı dünya
ilk defa karşı karşıya gelince Bedir’de, baba ve oğul
çoğalmıştı dillerdeki keşkeler,
haberler uçuran bir güvercinin kanatları altında
eleverir bizi ahir zaman.
Sen gittin, hazan düştü bahçemize
Sen gittin, tarumar oldu her şey
Sen gittin, geriye doyumsuz bir aşk bıraktın bize.
hicretimiz var kervan kervan yurduna
bizi de coşkuyla karşılar mı Medineli kadınlar
kardeş kabul eder mi ensar bizi de
ondört asırdır takvimlerde kalınca bahar
adı Muhammed olmayan güller dövünür.
omuzlarımızda taşıyamadığımız en ağır yük
bestelenmemiş gidişindi, sevdandı
hasretindi her taşa desen desen nakşettiğimiz!
ey gecemizi gündüze çeviren sevgili
kardeşin “Yusuf’u görüp
ellerini kesen kadınlar
seni görselerdi kalplerini keserlerdi”
nisanı unuttu yokluğunda dünya
nisyan sardı bütün cihanı sen olmayınca
her hayat bir ırmaktır sana akan
yolu sana kavuşamayanın
daim zehirdir damarlarında dolaşan.
yüzünü göster ağustos gülü oluversin ateş, çöller vaha
sen olmayınca gökler bir damla rahmet indirir mi
hasretinden çatlamış dudaklarımıza!
Necâşi’nin Zeylâ’sından davet var yine!
gel ki nisanı nisan gibi, baharı bahar gibi
aşkı aşk gibi yaşalım bir daha!
müjdelediğin gibi altı asırdır
ezanlar hala dalgalanır Konstantin burçlarında.
heybemizde senin özlemin
dünya saltanatına bedel kaç insan
hizmetkarın olmayı istemişti.
şimdi bahtsız bir kıtada iz süreriz sana kavuşmak için
şimdi resimlerle tarifsiz uçurum kenarında dünya
gül iklimini çoktan yitirdik sevgili
hicran mevsimine düştük, masallarla büyütüldük
oysa adın anılınca susuyor bütün masallar
kırmızı kokuyor özlemin, gül kırmızısı
ne çok yakışırsınız birbirinize
Sen ve kırmızı!
Sen gittin, hazan düştü bahçemize
Sen gittin, tarumar oldu her şey
Sen gittin, geriye doyumsuz bir aşk bıraktın bize.
kirli yağmurlarla ıslanıyor dünya
güneş, ışığını suçlu indiriyor yeryüzüne
yokluğunda geceler kavuşur mu gündüze!
gel, yıldızlar dökülsün yollarına
müjdelesinler tek tek Muhammed Mustafa’yı
gel, yorgunluk çöreklendi yokluğunda omuzlarımıza
gel, gülü koparmadan sevmeyi öğret bize
seni yaşayınca gülistan oluyor dünya
seni yaşayınca gül kokuyor insan.
geldin! bin dört yüz seneler geçti
rüzgarlara kapıldık firakınla, izini kaybettik
sen sevmeyi, sevilmeyi öğretirken bize
anne karnında kurşun sesleriyle tanıştı bebekler
sen sevgi ekerken, biz ölüm, biz zulüm
biz sevgisizlik koklamaya başladık
ey nebi! senin getirdiğin nurla yeniden dirileceğiz
düştüğümüz yerden, kaybolduğumuz yerden kalkacağız yeniden
ey gelişiyle karanlıkları aydınlığa çeviren sevgili!
bugün gibi, yine bir pazartesiydi gidişin
yüz yirmi beş bin değil şimdi milyonlar diyor ki ey Resûl:
"Allah’ın elçiliğini ifa ettin
vazifeni hakkıyla yerine getirdin
bize vasiyet ve nasihatte bulundun!"
"Şâhid ol yâ Rab! şâhid ol yâ Rab! şâhid ol yâ Rab!"
O yokken dünyanın ne değeri var.
O yokken güller eskisi gibi kokmuyor.
O yokken yıldızlar isteksizce kayıyor.
o yokenn öksüzler daha bir içten ağlıyor.
Allah razı olsun.
"gel, yıldızlar dökülsün yollarına
müjdelesinler tek tek Muhammed Mustafa’yı (s.a.v)"
Her anında Ümmetim! Ümmetim! diyen Kutlu önderimiz...
Ve bizim ümmet olarak halimiz,vefasızlığımız...
Bu vefasızlığımızı (üstelik herşeyi bildiğimiz halde) ve gözümüzden akan yaşların 2 dakika sonra kuruyuşunu nasıl,neyle açıklayabilirz?
Asırlardır, ne Allahın yüceliğinde ne Kelamullahın içeriğinde ne de Habibullahın değerinde bir değişme olmadı ve olmayacak...
Ama bizler meğer ne kadar değişmişiz...
Dilerim affolunanlardan oluruz...
Ey Rahmeti Bol Padişah
Ey rahmeti bol padişah
Cürmüm ile geldim sana
Ben eyledim hadsiz günah
Cürmüm ile geldim sana
Sübhaballah Sultanallah
Tüm dertlere derman Allah
Ben eyledim hadsiz günah
Cürmüm ile geldim sana
İsmin ğani Ğaffar iken
Ayp örtücü Settar iken
Kime gidem sen var iken
Cürmüm ile geldim sana
Nakarat
Senden uzak kaldım heman
Ettim hata gizli ayan
Vurma yüzüme el aman
Cürmüm ile Geldim sana
Münker nekir gelecektir
Rabbin kimdir diyecektir
Mümin cevap verecektir
Vermemeye çaremi var
çare yok :agla::agla:
İNLEYEN BİR NÂYIM
Derd-i isyana müptelâyım Yâ Resûlallâh!
Kapında bir bahtı karayım Yâ Resûlallâh!
Umardım hep cemâl-i pâkinden tecellîler,
Bak şimdi; firâka sezâyım Yâ Resûlallâh!
İnlerken nây–ı kalbim ümîd–i feyzinle dâim,
Cürmümle o demde cüdâyım Yâ Resûlallâh!
Saçılır iklim-i pâkinden âleme rahmet,
Ben neden kuruyup solayım Yâ Resûlallâh!
Ne şevkti tüterken bûyun herdem seherlerde,
Ya şimdi, inleyen bir nâyım Yâ Resûlallâh!
Kabul kıl mücrimi, kovma kapından ne olur!
Kovarsan kime sızlanayım Yâ Resûlallâh!
Yanmışım isyanla, yakma hicranla Ey Nebî!
Bittim billahi; pür şekvâyım Yâ Resûlallâh!
Günah bana yaraşmaz, doğru... Af senin şânın
Sen varken kime dert yanayım Yâ Resûlallâh!
çare yok :agla::agla:
:( :(
Sus gönlüm.Çok dile getirme.Sen dile getirdikçe gönlün daha da coşuyor,
daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.
Sus gönlüm.Çok laf etme.Az söyle ki işimiz olgunlaşsın.
Az söyle ki Hakka karşı yanlış kelam çıkmasın.
Sus gönlüm.Bir elif miktarı sus.Az kaldı bahara.Dayan gönlüm.
Denizin içinde meydana gelen görünmeyen dalgalar gibi yüreğin biliyorum.
Beklemekten başka çare olsaydı,seni durdurmazdım...İnan bana...
Ama yok.Başka çare yok.
Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez,
çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz...
Sus gönlüm.Bu kışın bahara dönünceye kadar.
Bu gece gündüz oluncaya kadar.Uzak yollar yakınlaşıncaya kadar.
Bu sıkıntının ardından ferahlık gelinceye kadar.
Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus...
Sus gönlüm.Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk'u buluncaya kadar.
Senin nasibin sana ulaşıncaya kadar,ulaşmayanlarınsa
senin nasibin olmadınığını anlayana kadar sus...
Sus gönlüm.Onun geleceğini görünceye kadar.
Acının bala dönüştüğünü farkedinceye kadar.
Onun gönlünün senin gönlüne muhabbet düğümüyle bağlandığını görünceye kadar.
Sus gönlüm.Sebepler var edilinceye kadar.
Bahaneler oluşuncaya,birbirimizin nasibi oluncaya kadar sus.
Sus gönlüm.Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.
Sus gönlüm.Her susuşun bir cevap olsun.Her susuşun,sabrın olsun.
Her susuşun,duan olsun.İçten yakarışının adı olsun,susuşun.
Bekleyişinin.umut edişinin,inancının,sevdiğinin vurgusu olsun,susuşun
VuSlAt ZaMaNı
29-07-09, 19:19
sagol canım paylaşimların için ellerine saglık:muju:
Ruhum, kapalı kapılar ardında kilitli.
Denize nazır bir yerde bıraktım bedenimi..
Benden ayrıldığında çok uzaklarda olacağını fısıldıyordu kulağıma..
Korkmadım onsuz olmaktan ve belki de kavuşma ümidiydi benim ki..
Dön deme çabası..
Kırgın değilim ruhumu bedenimden ayırmayı başarana..
Üzgün değildim kaldığım uzak diyarlarda..
İnsan bazen vazgeçer sevdiğinden, ruhuna eşdeğer saydığı da olsa…
Ayrılıklar da ölüm gibi gelmez mi zaten hep..
Derin bir acı hissetmez mi insan..
Çözümü zor olan sisli sokaklarda çaresizce dolaşmaz mı?
Mecbur hisseder kendini başını alır gider, geride sadece loş hüzünler, iç sızlatan anılar, kalır..
Ne yapmalı sorusunu defalarca kendine sorar, o kadar sorar ki tek başına yalnızlık oyununu oynamak istemez..
Sahneye çıkmak zorundadır ama..
Perde açılır... Ruh, kapalı kapılar ardında kilitlide olsa, biraz aralar kendini.. Ama yorgundur, ürkmüştür, kendinden emin değildir. Yalnızlığı önünde sonunu göremediği bir yol olmuştur.. Karanlık bir sahnede başlar oyun, bu aslında ruhun bedene savaşıdır..
Ruh söze başlar: ‘ Yıprandım ey beden.. Sevdim riyakarlık gördüm, sevdim sevdiğimden emin, ama ne buldum kırık dökük ruhlar gemisi.. Yıkıntı yürekler, kayıp düşler,kendi olmayıp başka maskeleri yüz seçenler.. Buna rağmen sende can bulmalı mıyım?’
Ardından Beden söze girer : ‘ Biz bir insanı insan yapanız. Bunun farkında mısın? Sen ve Ben birlikte olamazsak nasıl ayakta durur insanoğlu..’
Ruh sinirlenerek: ‘İnsanoğlunun ayakta durup durmaması umurum da değil artık..Ne gördüysem gene onlardan gördüm..
Varlığımı bertaraf ettiler..Kendimi ağlar olarak buldum, gece yarıları sokak aralarında. Sabahlara kadar dolaştım rahatlamak adına. Sonra deniz.. Denizle dertleştim biraz.. Hırçın dalgalarında o bile kendine göre haklıydı ben haksızken.. Sonra rüzgar.. Bana dokunamazsın derken tam.. Sana dokunma gayreti içinde değilim diyerek geçti gitti. Ben sensiz bir hiçmişim..Tüm varlığı idare eden ben. Koca bir Hiç! Ben olmasam sen yoksun. Soyut ve her şeyi çeken niye ben..?’
Beden geri çekilir gibi olur ve : ‘ Evet, haklısın galiba, bu kadar çabuk pes etmek.. ama haklısın… Ne zaman sen benden gitsen artık tutmayacağım seni! Bu sefer kazandın Ruh..
Bu sefer sen Kazandın…! Özgür olmayı hak ediyorsun sen. Benden ayrı olmayı.. Ben insanı yürütürüm.. en durup, düşündürür, duygular buhranına sokar çıkarsın. Bu sefer sen kazandın Ruh.. Özgürsün..
sagol canım paylaşimların için ellerine saglık:muju:
Rica ederim :) :muju:
GÜL-Ü MUHAMMEDİ
Hiç bir an unutmadım seni ben ey Sevgili,
Sönmez içimde tutuşturduğun iman ateşi,
Hep canlıydı gönlÜmde ki o hidayet Ümidi,
Kalbimde solmayacak o GÜLÜ Muhammedi.
Seni tanıdım günden beri senindir kalbim,
Huzur ile mutluluğa doygundur bu kalbim,
Karanlıktan nurunla aydınlandı bu kalbim,
Sen güneşin,aydınlandı seninle bu kalbim.
Yaratılıp tüm alemlere sen rahmet kılındın,
BÜtÜn kullara yol gösteren rehber kılındın,
O son Peygamber,Hatem-Ül Enbiya kılındın,
Kurtuluş yollarına sen, mihmandar kılındın.
Ardından gelen kullara tüm yollar asan olur,
Senin gittiğin yolda ki tüm tuzaklar bozulur,
Burada sana uyan kul,cennette komşun olur,
Hem dünya da hem ahret de kurtulmuş olur.
Seni anan bir gönÜlde ne acı ne de tasa olur,
O kokunu duyan insanın içi gül gülistan olur,
O gül yüzün kalbimiz de açar gonca gül olur,
Sen kalplerimize girince cennet bahçesi olur.
GÜL-Ü MUHAMMEDİ-2
Seni anan bir gönülde ne acı ne de tasa olur,
O kokunu duyan insanın içi gül gülistan olur,
O gül yüzün kalbimiz de açar gonca gül olur,
Sen kalplerimize girince cennet bahçesi olur.
Sen mahzunsun hakkın ile seni tanıyamadık,
AllahÂ’a götürdüğün o yolda sağa sola saptık,
AllahÂ’a kul, Ümmetin olmaya layık olamadık,
Şu yalan dünyanın çamurlarına yuvarlandık.
Sen karınlıkları aydınlatan o sabah güneşisin,
Sen insan oğluna bahar mevsimini getirensin,
Fani insana ebedi mutluluk müjdesi verensin,
Sen Ümmetinin ötelerde,kurtuluş müjdesisin.
Ey güzeller güzeli ey güzelliği ebedi efendim,
Ey sevgili en sevgili kalbime derman efendim,
Ey karanlıklarımı nurunla aydınlatan efendim,
Mücrimi Ümmetine kabul eder misin efendim.
CANIM EFENDİM
Yıllarca ufkuna bakan gözlerim,
Cemalini ister , canım efendim.
Seni anlatmaktan aciz sözlerim,
Her an erimekte , canım efendim.
Hayat eksenimin sonsuz odaĝı,
Ŏksüz ve yetimlerin sıĝınaĝı,
Sen sabah yıldızlarının ışıĝı,
Sen şefkat elçisi , canım efendim.
Lahuti bir sefer olsa da gitsem...
Kumlara batsam , ayaĝına düşsem,
Gül Ravzan'a varıp kendimden geçsem,
Sen sevda iksiri , canım efendim.
Ay yüzlü , güzel sözlü hem sultanım,
Fedadır can , canan ve bütün varım,
Seninle olmaktır en güzel kararım,
Sen güllerin şahı , canım efendim.
Buzlar erir içimde bitmez savaş,
Gönlümde bir hüzün , gözümde yaş,
Sensizlik içimde kordan bir telaş,
Kalbimin barışı , canım efendim.
Alemlere rahmet rüzgarısın sen,
Kur'an kiliminde en güzel desen,
Benim de rüyama bir defa gelsen,
Can dayanmaz oldu , canım efendim.
BİR YOLCUYUZ BU GURBETTE
Biz yolcuyuz yaratılıştan haşire doğru,
Her insan mutlaka yÜrÜyecek bu yolu,
Her anı insan oğlu için imtihanla dolu,
Sabır ile şÜkretmek kazanmanın yolu.
Acılar musibetler dikenleridir bu yolun,
KÜçÜk gÜnahlarına kefareti olur kulun,
Anlasa gafil insan hiç isyankar mı olur,
O kapının eşiğinden hiç uzakta mı olur.
Seni görememek asla hiç mÜmkÜn değil,
Kör,sağır olsak da bu hiç mÜmkÜn değil,
çiçeğe bakıp seni görmeyen insan değil,
Soluk alıp da şÜkÜr etmeyen insan değil.
Bu yolculuk insanı alır, iki sona götÜrÜr,
Cennet veya cehenneme insanı götÜrÜr,
Mevla cennete şeytan ise ateşe götÜrÜr,
İnsanlık sırrına ereni,RabÂ’ bine götÜrÜr.
ben_bir "başörtülüyüm"
elimizde islam sancaklari
gönlümüzde umut pariltilari
hergeçen gün kaybolan ümitlerle
ben bir başörtülüyüm
paçavra gibi yerlere atilan örtümüz
habibin mirasidir bize başörtümüz
itilip çekiştirilmekle geçen bu ömrümüz
söylüyorum biz başörtülüyüz
içimiz yaniyor bu zulümlere
ayşe fatma,zeyneplere...
Davamizdan hiçbir zaman vazgeçmeye
taktiniz sizde bir başörtüye
islam sancaği elimizde
kor gibi taşiriz onu yüreğimizde
bu mirasdir ebede götürülen ömrümüzde
kuran ,sünnet, başörtümüzle
mapuslara girildi çileler çekildi..
Kalbimizde yankilanan ismin le dualar edildi
müslüman gençleriz dua ederiz
başörtümüze leke sürdürmeyiz
okul kapilarindan döndürdüler
paçavra gibi saçimizdan çektiler
gönülleri sizlamayan o kardeşlere
ediverdik çok dua bizlerde..
Başörtülüyüm çekiyorum çileleri
başörtülüyüm gururla söylüyorum bu sözleri
ebru kardeşiniz sesleniverdi tüm imansizlara
bitmiyecek bilsinler ki bu davamizda
-ebru uyanik-
ABDULKADİR GEYLANİ
Muhammed neslinden, Şah-ı Veliden,
Gonca HÜseyinÂ’den, gÜl FadimeÂ’den,
Zarif ve inceden, nurdan bir beden,
Sultanlar sultanı pir Abdulkadir.
Abidler içinde bir Abdulkadir.
Hasan-el BasriÂ’nin irfan yolundan,
Bağdatlı CÜneydÂ’in aşkın kolundan,
İrem bağlarının eşsiz balından,
Sultanlar sultanı pir Abdulkadir.
Aşıklar içinde şir Abdulkadir.
Kırklar, Yedilerin sultanı sensin,
Gavslar meclisinin imamı sensin,
İlim deryasının ummânı sensin,
Sultanlar sultanı pir Abdulkadir.
Arifler içinde mir Abdulkadir.
Erenler bezminde dergâh kurulur,
TÜm veliler divanında bulunur,
Hama erlerinden yolun sorulur,
Sultanlar sultanı pir Abdulkadir.
LÜtfunla rÜyama gir Abdulkadir.
Halit özdÜzen
Neredesin ya Rasulallah?
Müşrikler dolu etrafımda,
Ebu Cehil dört bir yanda,
Neredesin ya Rasulallah?
Gözlerimi açtığımda Sen çoktan gitmiştin,
Adını bile unutmuşlardı ümmetin,
Nerede o rahmet elin?
Neredesin ya Rasulallah?
Asr-ı saadette bir kum tanesi olsaydım,
Senin bir Enes’in de ben olsaydım,
Uhud’da ben de paramparça olsaydım,
Neredesin ya Rasulallah?
Gelseydin evimize ey Nebi!
Gözyaşlarımızı görseydin,
Adın anıldığında sesimi duysaydın,
Neredesin ya Rasulallah?
Gözyaşlarımla ıslanan takkemi görseydin,
Ve ben de kollarında ölseydim,
Bana “kardeşim” deseydin,
Neredesin ya Rasulallah?
Küfre bir kılıç da ben olsaydım,
Ömer’in çulunda bir iplik olsaydım,
Ayağında gezinen tozun olsaydım,
Neredesin ya Rasulallah?
Bir gün evime mısafir gelsen
“Sofraya konan bu fazla kaşık kimin?” desen
“Kimi anınca gözlerin yaşarıyor?” desen
“Kimi özledin bu kadar, kimin için ölmek istedin?” desen
“Gece yarıları uyanıp kimin adıyla gözyaşı döktün?” desen
“Odanın kapısı aralandığında kimi bekledin?” desen
“Sen, Sen” diyecektim ya Rasulallah...
Fakiri doyurmak var
Haklı'yı kayırmak var
Kötüyü ayırmak var
İslam güzelden yana
Yolda kalmışa el at
Garibe acı hayat
Olmaz kardeş yan gel yat
İslam güzelden yana
İlim öğren ibadet
Ölüm önümüzde set
Kurbanda bol, bol ye et
İslam güzelden yana
Kula kul hiç olunmaz
Mecnuna yol sorulaz
Gönül,hatır kırılmaz
İslam güzelden yana
İnsansa zülum etmez
Cimriye para yetmez
Alimdir koyun gütmez
İslam güzelden yana
Kafirse zalim olur
Zekat bereket bulur
İnsan hu diye solur
İslam güzelden yana
Allahı bilen onar
İmanlı od'a yanar
O isterse su çağlar
İslam güzelden yana
Kaderin neyse yaşa
Yollar çıkarmış arşa
Kötü şeymiş kargaşa
İslam güzelden yana
Güzel gülü dermek var
Kötüyü sarmak var
Bak sonunda mezar var
İslam güzelden yana
İslam sevgi demektir
İslam saygı demektir
İslam emek demektir
İslam güzelden yana
Senin oldugun yerde güller solmaz...
Sofilerin çoktur inş. neslin bitmez...
Öyle Kulluk örneğisinki akıl sır buna ermez...
Derdimizin dermanı,olmadığın yere rahmet inmez.
Rahmet pınarlarından sadece bir damla...
Bir göz yaşına bin can feda...
Sana geliyorum yolları aç bana...
Sırtımda ağır vebal,ve tüm pişmanlığımla
Öyle dalarsın Rabıtada uzaklara...
Sofilere dua edersin,ceddin RESULLAH'a...
Bu günahkar elinden tuttu,dedi'pişmanım tüm günahlara'...
Umrumdamı sanki dünya istediğim kalmaktır kapında.
Söz'ün Kur'an hayatın Sünnettir...
İlmin ise tüm aleme ibrettir...
Seyyidlerin her biri Yusuf gibidir...
Görmeyi tekrar nasip et Yarab,bu hasreti bitir.
Himmet'in çoktur senin bize Himmet eyle...
Nazar'ına mashar et al benide terbiyene...
Aklımı,fikrimi iptal ettim ben Seninle...
Bırakma beni Gavsım şeytan la nefsimin eline...!
Gitme nefisten yana,
Gel imana, Kur'ân'a.
Bir gün yaptıklarından,
Hesap sorulur sana.
Şeytan gelir sinsice,
Kalbe üfler gizlice,
Ona aldanır isek,
Halimiz olur nice?
O insanlara düşman,
Uyan olacak pişman.
Yaşayalım Kur'ân'ı,
Onda dertlere derman.
İmanla göçmek için,
Sıratı geçmek için,
Sarılalım Kur'ân'a
Cennete girmek için.
Doğru cevap verirse,
Hayrı ağır gelirse,
Durağı cennet olur,
Kul sıratı geçerse.
Ahireti unutmak,
Sırf dünyaya çalışmak,
Müslümana yakışmaz,
Nef ve Şeytana uymak.
Melâ kula zulmetmez,
Adaleti terk etmez,
İnananı güldürür,
İnkarcıyı affetmez.
Resulü(ASV) sevenleri,
Yolundan gidenleri,
Mevlâ cennete koyar,
Mü'min ve müslimleri.
Abdullah KUL
Gafletten uyanmak isteyen benliğimi,
Ezan sesleriyle uyandırdın.
Sıkılan, daralan ruhumu,
Dostların dualarıyla rahatlattın
Nasıl şükretmem Sana Ey Rabbim..
Ben günaha battım, tövbemi geciktirdim
Sen yüz çevirmedin..
Sen günaha banmış benliğime bile,
Nimetlerini sayısız verdin..
Nasıl şükretmem Sana Ey Rabbim..
Aldığım nefes yeter,
Ömrümü şükürle geçirmeme..
Sen sayısız nimetleri önüme dizdikçe,
Utanıyorum, tövbesiz geçen ömrüme..
Nasıl şükretmem Sana Ey Rabbim...
Bana şükretmeyi nasip eden de Sen'sin
Şükretmeyi öğreten de Sen..
Şükredişim bile Sen'den iken
Nasıl şükretmem Sana Ey Rabbim..
Gönülden hamdetmek isterim,
Şahittir gözüm, dilim, ayağım elim..
Şükrün efdal olanına talibim
Nasıl şükretmeliyim öğret bana Ey Rabbim..
Lütufların sayısız, kelimelerse yetersiz kalır yanında..
Yetermi hiç bu satırlar şükürlerimi sunmama..
Boynum bükük, gözüm yaşıyla geldim kapına,
Şükrün efdal olanına talibim, öğret bana..
Niyetim amelim olsun, amelim şükrüm..
Sayısız hamdüsenalarımla geldim kapına..
Şükürlerimi kabul buyur Ey Rabbim..
Seninle olamadım Efendim
Özlemim Seninle olanlara..
Şeksiz şüphesiz sana inanan, dinimizle şereflenen
Sâbıkûn islamadır özlemim..
Hiç tereddüt etmeden islamı seçen
Rabbül-Alemin'in selamıyla şereflenen
Hz. Hatice validemizedir özlemim..
Peygamberlerden sonra insanların en hayırlısıdır
sözünün muhatabı olan
Yol arkadaşın, can yoldaşın Ebu Bekir-i Sıddık'adır özlemim..
Ailesi yerine, Efendisini tercih eden ve Alemlerin Rabbini sevindirip,
Kur'anda ismi açıkca geçen tek sahabe olarak şereflenen,
Harise oğlu Zeyd'e dir özlemim..
Cesaretine imrenilen şehitlerin aslanı Hz. Hamza'ya dır özlemim..
Bileğinin kuvvetiyle anılan Hz. Ali'ye,
Adaletiyle övülen Hz. Ömer'e dir özlemim..
Kumlar üstünde yanan, eza ve cefaya uğrayan
yine de Allah Bir diye haykıran
Ammar'a, Sümeyye'ye, Yasir'e, Bilal-i Habeşiyedir özlemim..
Mute'de yere yıkılıp şehit olana dek sancağı ve Efendimizi koruyan,
Zeyd'e, Cafer'e, Abdullah'a dır özlemim..
"Biz o kimseleriz ki bağlandık Muhammed'e,
ömrümüz boyunca izinde cihad etmek üzere" diyerek
Medine'yi inleten Ensar ve Muhacirleredir özlemim..
Seninle yaşayan, Seninle yanan,
Senin yanında olanlaradır özlemim..
Seni... en çok Seni.. Rab'ten sonra Seni..
Kendilerinden ve sevdiklerinden önce Seni sevenleredir özlemim..
Gül Peygamberim, gül uğruna toprak olanlaradır özlemim..
Ebedi alemde gülebilmek için gülmeyi unutanlaradır özlemim..
Rabbimizin "Sen olmasaydın bu dünyayı yaratmazdım" dediği,
"Yaradılış Gayem" Efendim..
Özlemim seninle yaşayanlaradır..
Özlemim seni ananlaradır...
Özlemim seni hatırlatanlaradır..
Özlemim sanadır Gül Peygamberim Efendim..
Gönlü kırık, mahçup şu gönlüm,
Özleminle kor olup yanar şu gönlüm,
Seni hatırlatan her bir zerre ile seni anar şu gönlüm..
Özlemim... Efendim... Gül kokulu Peygamberim..
en sevdiğim en sevdiğim en sevdiğim
yazan kaleme kurban olam
İnsanlık Güzeli'ne adanmıştır
ey insan
ey yüz akı gönül aydınlığı
kabul olmuş sadaka kadar güzel
bir duygu sarıyor seni anan yüreğimi
bastığın toprakla yıkadığın gözüme
şimdi güneş bile siyah görünüyor
ey yüz akı gönül aydınlığı
ben kendime ağlarken Uhud'da ağlar mıymış
Hira'yı mahzun gördüm soramadım sevgili
hasretinin dışında başka derdi var mıymış?
ey insan
içimde büyüttüğüm tüm çiçekleri
sana adıyorum
ıtırları, yaseminleri, menekşeleri
lâle bana kalsın
kapına çiçeklerin karalısını sunmaktan
utanıyorum
dua çıkmayan göğe sevdalar çıkar mıymış?
bülbülünü kaybetmiş bu evrensel bahçede
dikenler bile bir hoş, gayri gül kokar mıymış?
ey insan
göklerin öğrencisi, yerlerin öğretmeni ey
sen öğrettin taşa konuşmayı
ağaca selam vermeyi
aya yarılmayı, toprağa dürülmeyi
göklere kurulmayı, durmayı zamanı
yılana ve deveye sevmeyi
ölmeyi, öldürmeyi
yaşamayı sen öğrettin insana
o bengisu gözünden fışkıran pınar mıymış?
baharların kaynağı ve yolunu gözleyen
bir ben sevda şehidi, bir de şu çınar mıymış?
ey insan
ey tebessümünden cennetler yaratılan
gül bahar geliyor, ağla gök seviniyor
gözyaşını karanfil diye göğüslerine takan melekler
kapında divan durup ağlamanı bekliyor
hüzün kuruluyor ekmekten önce sofrana
bunun için bir bir uçuyor sevdiklerin
bu yüzden öksüz, bu yüzden yetim kalıyor
efendisi yetimlerin.
niçin döndü bu rüzgar yol vermez dağlar mıymış?
yine Ferhat kesildin bu ne canhıraş gönlüm
bağrını deldin diye dağlar da ağlar mıymış?
ey insan
sen olmasaydın
insanlar ölmeyi öğrenmeden öleceklerdi
yaşamanın özgül ağırlığını
keşfetmeden yaşayacaklardı
hayat ****** erkeklerin elinde
bir ***** gibi hırpalanacak
hangi mevsime el atsak
elimizde yapış yapış bir şeyler kalacaktı
acımı tartamayan aşkımı tartar mıymış?
gönlüme yol vermeyen şu zifiri perdeyi
o cennet elleriyle lûtfedip yırtar mıymış?
ey insan
sen olmasaydın
Yusufçuk kuşunun ne dediğini
yılanların niçin toprak yediğini bilmeyecektim
herşey çift yaratılırken niçin birşey tek?
bilmeyecektim bir gövdede mücevhere dönüşen taşı
hem yol, hem yolcu, hem hedef olanın
içinde kopan amansız savaşı
olmasaydın sen
çekilen dizde derman gözümdeki fer miymiş?
kendimi bir kum diye atıversem çölüne
ona vurgun bulutlar üstümde gezer miymiş?
ey insan
senin sırrın
gözyaşının terkibinde saklıymış
bu gerçeği bir denizin dudağından öğrendim
gecenin bir vaktinde bir sevgili ağlarken
bir dişi varlığını varlığına adarken
bir erkeğin ellerinde
ölüm havlu atarken
haklıymış
söyle gönlüm bu sevda mahşere kalır mıymış?
alışılmış sözcükler yükleyip kanadına
ona doğru uçursam katına alır mıymış?
ey insan
ey güneş hamilesi
bir kere doğarmışsın
bin kez doğururmuşsun
parmakların sevdanın kesilmeyen çeşmesi
onun için ağlıyor yeni doğan bebekler
doğur, doğur ki dünya kaybetti gözlerini
doğur ey İsrafil'in nefesi
ey güneş hamilesi
sen olmazsan gemide bu tufan diner miymiş?
gemilerin de yandı sil aklından dönüşü
vakt indi yüreğim gidenler döner miymiş?
ey
ey ins
ey insan
hıncını hıncıma kat
sancını sancıma kat
pamuktan ellerini geçir yürek halkama
ister ayağın katına çek
istersen yerlere at.
Sen Sevmeyi Bilmezsen
Yıldızlı semâlarda olan haşmet sevilmiş
Gökten toprağa düşen rahmet sevilmiş
Dünyamızı süsleyen bin bir zînet sevilmiş
Sen bunları sevmezsen Allah'ı sevemezsin
Şeyda bülbülün güle, ananın bebeğine
Çobanın sürüsüne, arının çiçeğine
Sevenlerin Allah'tan biricik dileğine
Aşkını sezemezsen Allah'ı sevemezsin
Hem içi hem dışıyla kemâle örnek olan
Mescidi, sevenlere bulunmaz dernek olan
Kulların arasında kendisi bir tek olan
Habîb'e eremezsen Allah'ı sevemezsin
Hamdullah'ın hattında, İsmâîl'in sesinde
Binbir hikmet fışkırıp duran her hecesinde
Rabbin inzal ettiği bir Kadir gecesinde
Kur'an'a giremezsen Allah'ı sevemezsin
Yaradılanı bir sev Yaradan'dan ötürü
Hakk'a ulaştırıyor bu sevginin her türü
Nefreti kini bırak sat dünyayı götürü
Bu izi süremezsen Allah'ı sevemezsin
Mecnun önce Leyla'yı sonra Mevlâ'yı bulmuş
Sanattan anlayanlar esere âşık olmuş
İnsanın içi, dışı O'ndan nişanla dolmuş
Eseri göremezsen Allah'ı sevemezsin
Sen sevmeyi bilmezsen Allah'ı sevemezsin
Gözyaşı
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Aklansın.. Ölümün kara düşleri,
Korkuları, umutlara döndürsün.
Rahmetinle, her damlası
Cehennemler söndürsün...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Cennetler berâtı inci damlalar,
Secdelerde seller gibi çağlasın.
Etrafımda haşre kadar melekler,
Sevinçlerle ağlasın...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Eritsin.. Buzlarını gafletin,
Gönül ufukları, nûra bürünsün.
Açılsın da cehlin kara perdesi,
Gerçek görünsün...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Müjdeler dökülsün, Arş-ı Âlâ'dan,
Hidâyet selleri, sineme dolsun.
Her damlası Mahşer Günü
Şâhidim olsun...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Esmâ'ndaki 'Doksandokuz' aşkına,
Semâlardan gufranını indirsin.
Hesap günü, titreşirken Mîzan'da,
Hicâbımı dindirsin...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Firdevs Göklerinden, nûr sağnakları,
Dehşet günü, Sırât üzre saçılsın.
Sekiz yerden, sekiz cennet kapısı
Bir lâhzada açılsın...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî
Arıtsın.. Şu nankör nefsi hevâdan,
Bütün zerrelerim, Kur'ân'la dolsun.
Ve Mahşer günü, şu tövbekâr bedenim,
Şehitlerle haşrolsun...
Bu gelen bahar
Hem bahtıma hem ikbalime ışık yağıyor,
Bir yerde gurûb, bir yerde de güneş doğuyor.
Hız kesiyor o eski gurbetler yavaş yavaş,
Sulh çizgisinde kalb ve kafa arası savaş...
Aşk ve sevgi, kinleri, nefretleri aşıyor,
Herkes yitirdiği eski cennete koşuyor.
Ufukta şafak, artık gece gerilemede,
Yırtılıyor zulmetler her yerde perde perde.
Tülleniyor rûhlarımızda sevdalı bir yaz,
Ne çıkar sanki biraz sertçe esmişse poyraz.
Güller açıyor, her yanda bülbül nağmesi var,
Dünkü renkleriyle geliyor bu gelen bahar...
Şefaat Ya Resulullah
Ecel başta bekleyende
Hadi canın ver diyende
Gözden yaşlar dökülende
Şefaat Ya Resulullah
Can bedenden ayrılanda
Beyaz beze sarılanda
Kara toprak yar olanda
Şefaat Ya Resulullah
Taze canım çürüyende
Ahireti bekleyende
Melekler sual edende
Şefaat Ya Resulullah
Yer ile gök karışanda
Gül dikene sarılanda
Gök kubbe de yarılanda
Şefaat Ya Resulullah
Hesap günü erişende
Ameller hep ölçülende
‘Gelsin kulum’ denilende
Şefaat Ya Resulullah
Arafattan inilende
Sırata dek gelinende
Akıl başa devşirende
Şefaat Ya Resulullah
Cehennemde yanar iken
Affet beni Ya Rab derken
Bir merhamet umar iken
Şefaat Ya Resulullah
Kalp Yanmayınca
Kalp yanmayınca…….!
Sabır güzel şeydir,sabreylemekte.
Bıçak ta kemiğe dayanmayınca.
Günah arar olduk masum bebekte.
Taş kalpler gafletten uyanmayınca.
Çileninde olur haddi hesabı.
İyice azıttı zulüm erbabı.
Namaz vakti yıkıyorlar mihrabı.
Vahşiler gerçeğe inanmayınca.
Nefise kul olduk,hakka kul iken.
Boşa geçti ömür vakit bol iken.
Dikeni gül bildik,gülüde diken.
Benlik hak rengine boyanmayınca.
Ne hakkı tanıdık,ne de haklıyı.
Bilemedik bizler,sona saklıyı.
Evliya belledik her sarıklıyı.
Azdı zulüm ehli kınanmayınca.
Her adı ali’yi ali belledik.
Her takvalı kulu veli belledik.
Behlul’u,mecnun’u deli belledik.
Kalpler hak aşkıyla sınanmayınca.
Sermayem aşkımdır,intizarımdır.
Çilemdir,derdimdir,ahu zarımdır.
Hüseyin’e ağlamak iftiharımdır.
Gözden yaş çıkarmı,kalp yanmayınca.
Geçtiler “hak” seçtiğinin önüne.
Vefasızlık oldu gadir gününe.
Çok kanlar mal oldu islam dinine.
Rahmet yağmuruyla ıslanmayınca.
Sahibi var dünya boşa dönermi?
Üflemekle hakkın nuru sönermi?
Sen gelmeden mazlum zarı dinermi?
Dünya neye yarar sen olmayınca.
GÖZYAŞI VE AGLAMAK Ağlamak;
Rahmandan kuluna bir armağan, bir rahmet!...
Ağlamak;
İçteki sıkıntıları dışa atmaktır... sıkıntılardan arınmaktır!...
Bazen sevgiliye naz! Bazen sitemdir! Bazen de anlaşılamamaktır...
Bazen pişmanlığın ifadesi...
Ağlamak;
Kaybedilene ağıt! Hüznün doruk noktası...
Resulün kaybettiği oğluna hediyesi ...
Ya Resulallah! Sen de mi? Dedirten inci taneleri...
Bazen Rab’be yöneliş!...
Bazen af dileme!...
Bazen acının inci inci dışa vurumu!
Adeta acının yıkanması... toprağa karışıp yok olması...
Bazen sevincin gözlere yığılması, ardından göz pınarlarından süzülen daneler... Yürekte sevinç fırtınaları koparken, gözlerin mahzunluğu!
Söylemek !hissettiklerini ifade etmek insana uzakken, süzülen damlalarla bunları tek tek yazmak! İçteki gök gürültüsünün adeta yağmuru davet edimi...
Yakubun Yusu fa özleminin ifadesi!... Net, yalın, riyasız hiçbir kelime telaffuz etmeden tüm çıplaklığıyla, duyguların ifadesi...
Ve ağlayabilmek;
Gece yarısı mahlukat uyurken, seccadesinde Rab bine huşuyla yönelmiş, alın secdede, Rabbi ile buluşmanın doruk noktasında... bir müminin gözlerinden süzülen damlalar! Belki de diğerlerinin kurtuluşuna mütesebbib!... Rabbinden rahmet olarak....
Bir annenin yavrusuna özlemi, hasretinin ifadesi!...
Duygular kumkuması içindeyken kalbin birden infilak etmesi...
Ve gözyaşı;
Rabbinden rahmettir mü’mine!...
Bir tesellidir anneye! Sevgiliye sığınak!...
Mecnundan Leyla‘ ya kalan hatıra!...ve Resul‘den ümmetine merhamet!...
biliyorum,şu kalem tutan parmaklarım bile layık değil SENİ yazmaya..
ama SENİ SEVİYORUM EFENDİM...
biliyorum,yüreğimin duvarları kapkara..siyah noktalar çepeçevre sarmalamış dört yanı,ama SENİ ÖZLÜYORUM EFENDİM...
gözyaşlarım hak etmiyor sevgini,yüzüm yok SANA bakmaya,..
ama bu gözler hasretinle kanıyor EFENDİM...
SEN doğarken güneş gibi kainata,ben yoktum,göremedim gelişini...
hazreti AMİNE'nın bağrındaki o güneş ,O NUR SENDİN..
gelişini müjdeleyen melekler ,geldin diye tebessüm eden ARŞ,birbirlerine doğusunu haber veren yıldızlar..o parlak yıldızlardan bir tane ben olsaydım EFENDİM..
KISRA'nın sarayında yıkılan sütunların her birine bir darbede ben vursaydım..
gelişini müjdeleyen kuvvetli bir rüzgarda ben olsaydım..
SAVE gölünü kurutan bir nebze AŞKTA ben olsaydım..
sesleseydim kainada,"AHMET'ın yıldızı doğdu "deseydım...
O YILDIZ doğduğundan beri sönük kaldı bütün yıldızlar..
EFENDİM! sahralarda bastığın kum tanecikleri olsaydım da,mübarek ayaklarının altında yandıkça yansaydım..
canım feda olsun SANA EFENDİM,ruhum feda olsun SANA..
layık değilim biliyorum,layık değilim SENİ yazmaya,ama SENİ SEVİYORUM EFENDİM..
ayağına batan bir tek dikene dahi kalbi incinen o iman dolu erlerden ,o aslan parçası yüreklerden biride ben olsaydım...
SANA canıyla,malıyla,ve butün hayatıyla tabi olan o yiğitlerin,o iman dolu abidelerin imanından bir katrede ben olsaydım..
MUS'ap bin UMEYR misali,sancağı sağ elime alsaydım,kopunca sağ elim,onu sol elime alsaydım,o da kopunca sancağı başimla gövdem arasına sıkıştırsaydım...
bir SÜMEYYE olsaydım,imanını iki devenin halatları ucuna teslim etmeyen SÜMEYYE...
bir BİLAL olsaydım,kızgın kumların üzerinde,karnında onlarca kaya,kırbaçlar yeğdıkça vucuduna,yinede"ALLAH-U EHAD"diyen bir BİLAL!.
BİR yasir olsaydım ,paslı mızrakların hedefi olsaydı sinem yinede,
"LA İLAHE İLLALLAH "nidalarıyla haykırsaydım..
EFENDİM! biliyorum layık değilim SENİ ÖZLEMEYE,SENİ sevmeye,
SENİ yazmaya..
ama SENİ SEVİYORUM,özlüyorum EFENDİM !NE OLUR GEL!
EFENDİM,PEYGAMBERİM...s.a.v.
arşin kubbelerine adi nurla yazilan
ismi semada ahmet yerde muhammed olan
yedi katli göklerde hak cemalini bulan
evvel-ahir yolcusu ya hz. Muhammed
sagnak nur yağmurlari inerken yedi kattan
o gece sendin gelen ezel kadar uzaktan
melekler her zerreye müjde verirken haktan
o gece sendin gelen ya hz. Muhammed
güneşler o gecenin nuruna secdederken
yildizlar meş içinde kainat vecd ederken
bütün hamdü senalar yüce rabb'e giderken
o gece sendin gelen ya hz.muhammed
kabede şirk taşlari putlar yere dönerken
cehalet bayraklari birer birer inerken
bin yillik küfr ateşi ebediyyen sönerken
o gece sendin gelen ya hz. Muhammed
o gece save gölü mucizeyle kururken
kisra saraylarinda sütünlar savrulurken
arz dan arş a alemler rahmetini bulurken
o gece sendin gelen ya hz. Muhammed
sanki dogum kundagi ak bulutla örülen
dogar dogmaz allah'a secde emri verilen
alninda alemlere rahmet taci görülen
kainat efendisi ya hz. Muhammed
senki güzel huylarin ahlakin meşalesi
sabir doruklarinda beşerin en yücesi
senin cennet mekanin fakirlerin hanesi
gönüller hazinesi ya hz.muhammed
sana şahit sonsuzlar ezelden beri her an
sana şahit ayetler her zerre ve her mekan
senden uzak kalmaya nasl dayanirki can
sen her canda canansin ya hz muhammed
mir'aç gecesi bir bir açiliyorken gökler
seni selamliyorken her katta peygamberler
öyle bir an geldi ki durdu bütün melekler
hakka yalniz yürüdün ya hz. Muhammed
gönül gözü görmeyen can gözünü neylesin
dünyada dönmeyen dil mahşerde ne söylesim
mevla bütün beşeri ümmetinden eylesin
sancagginin altinda ya hz. Muhammed
hak ile kul vuslati o ilahi dügünde
hiç kimseden kimseye fayda olmayan günde
hasatlari has tartan o terazi önünde
noksanlarim bagişlat ya hz. Muhammed
bilirizki hükmü yok bu dünya nimetinin
gönüldür sermayesi ahiret servetinin
sana salat ve selam gönderen ümmetinin
cennetler şahidi ol ya hz. Muhammed...
Ey kul! kıl namazını,yap taatini
Ne zamandır bilinmez ölÜm saati
Kıldıysan namazı kazandın cenneti
Elde ettin iki cihan saadeti
Namaz dinin direğidir,temelidir
Rabbimizin kullarına bir emridir
Kim olur ki bu emri yerine getirir
O kişinin dini sağlam ve diridir
Kıl namazını ihlasla,samimiyetle
HergÜn devam et sabırla,dirayetle
Hep yanyana ol camide cemaatle
Her yanın dolsun rahmetle,bereketle
Namazlar mÜmin kulların miracıdır
YÜzÜnÜn nuru,imanının tacıdır
Her insanın mutlaka ihtiyacıdır
Dertlerin,sıkıntıların ilacıdır
Ahrette ilk sorgu sual namazdandır
Namaz kılmak mÜminlerin şanındandır
Onların tahtı zÜmrÜtten,altındandır
Cennette giysisi ipek kumaştandır
EBEDA
Yarab haberin nereden alalım
Bir kamil mürşide varalım
Hakkın yoluna kurban olalım
Bir anda sabah olmaz ebeda
Gözüme uyku girmez ebeda
Gönlüm teselli bulmaz ebeda
Gönül kuşunu eyleyemedim
Dünyaya mesken bağlayamadım
Yandı yüreğim ağlayamadım
Bir anda sabah olmaz ebeda
Gözüme uyku girmez ebeda
Gönlüm teselli bulmaz ebeda
Tazedir solmaz Hakkın gülleri
Mestane gezer saadet kulları
Gayet incedir Hakkın yolları
Bir anda sabah olmaz ebeda
Gözüme uyku girmez ebeda
Gönlüm teselli bulmaz ebeda
Yarabberrahim Ey lütfü Kerim
Yoluna kurban canım var benim
Yarab sen varken kime gideyim
Bir anda sabah olmaz ebeda
Gözüme uyku girmez ebeda
Gönlüm teselli bulmaz ebeda
Kırk Yaşındasın
Rahmetini umarak
Günahkar bir dille;
Allah Azze ve Celle
Ya Rasulallah,
Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden,
Kalbimizden seyrediyoruz seni.
İşte
Bir yaşındasın,
Beni Sa'd yurdundasın
Sana süt anne olmadı kadınlar
Bu yüzden dargın bulutlar
Bir damla yağmur indirmiyor
Kıtlık hüküm sürüyor Beni Sa'd yurdunda
Minicik bir bulut var gökyüzünde
Sana aşık...
Ayrılmıyor başucundan
Ve insanlar yağmur duasında...
Hz.Halime kucağına alıyor seni
Yeryüzünde bir gölgelik...Seni güneşten korumak için Oysa minicik bulut gökyüzünde
Sana meftun, sana kilitli...
Ve dua eden rahibin kucağındasın
Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip
Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da
Ama sen unutmuyorsun
Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun O minicik bulut ilişiyor bakışlarına
Büyüyor, büyüyor...
Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini
Çoğusu bilmiyor seni...
Altı yaşındasın
Medine-i Münevvere yolundasın
Yanında aziz annen ve Ümmü Eymen
Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında
Sonra yolda, Ebva'da öksüzlük karşılıyor seni Mekke'ye annesiz giriyorsun
Abdulmuttalip bir başka seviyor seni
Ebu Talip bir başka seviyor
Ya Rasulallah
Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında Onlar anne deyince sen yere mi bakardın
Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı Ebva'ya Kaç gece anne diye hıçkırdın
Efendim!
Senin yerine de anne dedik annemize
Senin yerine de baba dedik
Yirmi beş yaşındasın
Ve bambaşkasın
Kimse sana denk değil
Şefkat yayıyor kokun
Güven veriyor sesin
Sen Muhammed-ül Emin' sin
Otuz üç yaşındasın
Dalga dalga rahmet var
Otuz beş yaşındasın
Hadi gel bekletme yar
İniltiler çalıyor kapısını göklerin
Hadi gel bekletme yar
Sinesi çatlayacak Rasul bekleyenlerin...
Hadi gel ey Yâr!
Nurdağına davet var
İşte
Kırk yaşındasın
Hira Nur dağındasın
Cibril iniyor göklerden
Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan ' Ah! ' sın Karanlık gecelerimize sabahsın
Sen Nebiyullahsın
Sen Habibullahsın
Sen Rasulullahsın
Niye incittilerki seni sultanım
Niye işkence yaptılarki sana
Ebu Talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar Himayesiz kaldın diye mi
Kabe'deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne ' Amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin ' diyişin Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza
Başına pislikler saçılıyor
Başlar feda o mübarek başına
Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar
Biri koşuyor Mekke sokaklarından sana doğru
Biri koşuyor ama sanki yere inmiş Arş-ı Âla
' Bu koşan kimdir ' diye bir soru dolaşıyor boşlukta Bu koşan kim?
Ve cevap veriyor biri:
Muhammed' in kızı Fatımatüz-Zehra
Velilerin anası...
Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın
Sana yeryüzünde en çok benzeyen
Gülmesi sen, ağlaması sen
' Ağlama kızım ' diyişin geliyor aklımıza
Niye çıkardılar ki yurdundan seni
Himayesiz kaldın diye mi
Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni
Seni yetim bulup barındıranı
Seni alemlere rahmet kılanı
Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun
Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun 'Seni bizim elimizden kim kurtaracak' diyorlardı
Sen,
Sen ' Allah! ' diyordun
Allah Azze ve Celle
Semayı haşyet kaplıyordu
Sen ' Allah! ' diyordun
Arş-ı Âla titriyordu
Bedir' de ' Allah! ' diyordun
Üç bin melek iniyordu alaca atlarda
Yüz yirmi beş bin sahabi:
' Anam babam sana feda olsun ' diyordu
Ya Rasulallah
Medine-i Münevvere sokaklarında yürüyordun
Neccar Oğulları'nın küçük kızları seni görünce Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi
' Beni seviyor musunuz ' diye sormuştun onlara '
Seni çok seviyoruz Ya Habiballah ' demişlerdi
Sen de: ' Allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum' demiştin Bu gün yaşayan gençler var
Neccar Oğulları'nın kızları diğil belki
Ama seni onlar da çok seviyor
Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar Senden başka kimseleri yok
Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun
Altmış üç yaşındasın
Refik-i Âla duasındasın
Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu Kenarları beyazdı
Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın
Ve mübarek ellerini dizine vurarak:
' Görüyor musunuz ne kadar güzel ' demiştin
Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti:
' Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah, onu bana ver ' Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile
İstendiğinde katiyyen ' hayır ' demediğini bile bile ' Peki ' dedin o zata
Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin
Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı
Aynı cübbeden yine yine diktiler
Ama giyinmek nasip olmadı
Haberler uçurmuştun Ebu Hureyre' nin diliyle:
' Benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne evladımız olsaydı diyecekler '
Ve Hz. Enes ile paylaşmıştın özlemini
' Beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim'
Sultanım!
Ey Medine minberinde ' ümmeti, ümmeti ' diye hüznü giyen sevgili Ey Mekke mihrabında alemler hesabına ' Allah! ' diyen sevgili Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey' at ettik Rabbinden bize ne getirdi isen amenna
Duyduk, itaat ettik
Ya Rasulallah
Sen hâlâ kırk yaşındasın
Ve hâlâ ümmetinin başındasın...
Ve Sizler...
O gün ayetler, sizin omuzlarınızdan söz ediyordu..
Başörtüsünü bir sancak gibi yapan Eliftiniz.
İnce Ceylan derisinde, sülûs yazılarla, süslü ''Nur'' ayetlerinin şavkıydı dalgalanan..
Üç küçük ağaç dallarını size dönüp çiçeğe döndü O gün.
Rüzgar bazen pervaz ediyor, ince beyaz çiçeklerin arasından süzülüp, sizin
başörtünüzdae duruluyordu...
Ve derken..
Gökte, güneş gelip başınızın üstünde durdu..
Hüznün şerefelerinde mavi ezan çiçekleri açıldı...
Siz.. bir zulmün üzerine yürür gibi yürüdünüz..
Siz.. ayetlerde omuzlarından söz edilenlersiniz
Siz.. yeryüzünün bütün meydanlarında başörtüsünü birer sancak gibi
taşıyanlarsınız..
Siz.. iffet ve namus timsalleri...
yeryüzünün zümrüt parıltılarısınız...
Siz.. yeryüzüne sığmayan, iman çağlayanlarısınız..
Ve Sizler BACILARIM..
Başörtüsü için çile çeken, gözyaşı döken bacılarım...
ALLAH yolunda her türlü tehdide, işkenceye, zulme göğüs geren, dövülen,
horlanan..
Sözlerinde, özlerinde gönüllerinde imanın nurunu dalgalandıran..
ALLAH için, seherlerde kanlı gözyaşları arş-ı alaya dayanmış sizler...!
BACILARIM... SİZLERE SELAM OLSUN!
Ve sizler, öyle kimselersiniz ki;
ALLAH ve Rasulünü dünyadan ve dünyadakilerden üstün tutanlarsınız...
- Sizler Allah'tan ümit kesmeyenlersiniz..
- Sizler Dertlerini sessiz-beyaz dilekçelerle Allah'a sunanlarsınız..
- Sizler istediklerini yalnız ve yalnız Allah'tan isteyenlersiniz..
Ve sizler..
-Allah'ın mahşerdeki hesabını unutup, size alaylı gözlerle her türlü
acımasızlığı yapanların yüzüne;
Şanlı direnişinizi tokat gibi çarpan sümeyyelersiniz..
SİZLERE SELAM OLSUN..
BACIM
İnan ki, senin başörtünde gül bahçesine dönüşmüş..
Onların kanları boşa akmamış..
Onlar gül bahçelerini sulayan; Eyyub El-Ensariler, Ulubatlı Hasanlar, Sütçü
imamlar, Akifler..
Ey Sütçü imam.. İki bacımızın yaşmağını aldılar diye maraşı kana buladın..
HEYHAT..!
Gel görki, şimdi senin şuuruna ne kadarda da muhtacız..
Hakkını helal et!
Senin emanetine sahip çıkamadık..
Senin huzurunda duracak yüzümüz yok..
Bacılarımızın, kızlarımızın derdine derman olamadık..
Onlar okumak istiyorlar..
Ama gel görki senin torunlarını başörtülü diye sokmuyorlar okullarına..
O gün fransız, ingiliz yunan dölleri; Bayrağa, başörtüsüne, namusa el
uzatıyordu..
Bugün adı müslüman olan, Mehmetler, Ayşeler maalesef birer başörtüsü
celladı kesilmişler..
Başörtüsünü düşman bellemişler.
-- Başörtüsünü düşman bellemişler..
BACIMIN İFFETİ BATMAKTA REZİLİN GÖZÜNE..
ACIRIM TÜKRÜĞE BİLLAHİ ! TÜKÜRSEM YÜZÜNE
diyor merhum Akif
Reziller görevlerini yapıyorlar..
Peki ya bizler? Adı müslüman olan bizler..
Lafı gelince mangalda kül bırakmayan bizler, üzerimize sanki ölü toprağı
serpilmiş..
Bizler vazifemizi yapamasakta sen yine de üzülme..!
Ümitvar ol..
BACIM..
Unutma! tez geçer zulmün ezası. Sabretmeyi bileceksin tamam mı?
Çevirmez ahını ALLAH öksüzün Pek basittir, devrilmesi köksüzün Her kim
olsa haksızlığı haksızın Suratına çalacaksın tamam mı?
Yolunuz her zaman ALLAH yoludur! Bu öyle bir çileki, kökü şehid kanıdır!
Hak haklının en mukaddes malıdır. Vermezlerse alacaksın tamam mı?
Yalana hayır, bu gerçeğe evet Mücadeleden yılma, kalsanda tek fert
Birde ötesi var, buranın elbet, Nasıl olsa güleceksin... güleceksin...
Güleceksin tamam mı?
ALLAHIM, Bizlere yüzümüz ağırtan böyle nesiller verdiğin için sana
şükürler olsun..
ALLAHIM, Ayakları senin davanda sabit olan bu güzide evlatları, bütün
ümmeti muhammede ibret eyle, rehber eyle..
ALLAHIM, Bütün bu yapılanlar, ümmetin dağınıklığından.. En kısa
zamanda bütün müslümanlara, birbirini sevmeyi, birbirleriyle kardeş olmayı
ve birleşme şuurunu nasip eyle..
ALLAHIM sen Mevlamızsın.. Bizleri bağışla.. bizleri şuurlandır.. gözlerimizi
aç.. kalplerimizi yumuşat.. ayaklarımızı kaydırma.. davamızda zafer nasip
eyle..
AMİN... AMİN... AMİN
Can Muhammed
İstemem ben inci gÜher,
GönÜl gözÜm seni ister,
Söyleyelim hep beraber,
Muhammedim, can Muhammed.
SÜnnetinden aldık ilham,
Uzak dÜştÜ bize haram,
Getirelim salat, selam,
Muhammedim, can Muhammed.
Rahmet oldun alemlere,
Nurun doldu gönÜllÜre,
Rehber oldun alimlere,
Muhammedim, can Muhammed.
Kevser sana oldu şarab,
Senden uzak kullar harab,
Bizi yoldaş eyle ya Rab,
Muhammedim, can Muhammed.
Dermani'yim yok imkanım,
Cennet olsun tek mekanım,
Kalbimdeki hep yakanım
Muhammedim, can Muhammed.
NASİHATNAME
Hiç ayrılmayınız KUR’ANın nurlu yolundan
RABBİM hesap soracaktır,tek tek her kulundan.
Sevgili HABİBULLAHa uyunuz,ibret alınız her sözünden,
İSLAMa sarılın ki,hiç düşmeyesiniz kimsenin gözünden.
Koşunuz CENNETe, ALLAH’ın her emrine uyarak,
Gönlünüz aydınlansın,KUR’AN sesi, EZAN sesi duyarak.
Gidiniz camilerimize,HUZURULLAHda kıyam durarak,
Kılınız namazınızı,RAVZA-İ MUTAHHARAnın kokusunu duyarak.
Unutmayınız ki “Her nefis ölümü mutlak tadacaktır.”
İnsan öldüğünde,kabirde ameli ile başbaşa kalacaktır.
Kişi yürümezse izinden Peygamberimizin,yarın yüzüne nasıl bakacaktır.
Musallaya konulduğunda, evladı malı,mülkü hepsi arkasında kalacaktır.
“Dünya ahiretin tarlasıdır.Ne ekerseniz onu,biçersiniz.”
Dünya kimseye kalmaz.Birgün siz de, göçersiniz.
Malınıza, mevkiinize güvenmeyiniz.Birgün hepsinden geçersiniz.
Dinimizi iyi öğreniniz.Yoksa iyiyi,kötüyü nasıl seçersiniz.
İyilik ve takvada birbirinize yardımcı olunuz.
Üç günden fazla küs durmayınız.Yoksa, iyi gelmez sonunuz.
Hayır işlerinde ve güzel şeylerde aranızda yarışınız.
Fakir fukaraya tepeden bakmayıp,aralarına karışınız.
14/08/2005
HALİL ÖZDOĞAN
- KARAMAN -
Sen Ümmetim ! Ümmetim! dedin,
biz ise nefis ! nefis! Dedik.
Taşlar bile sana selâm veriyordu,
Biz ise selât ü selaâmı unuttuk.
Ağaçlar sen çağırınca lebbeyk; diyordu,
Biz ise, sanki sağır olmuşçasına kayıtsız kaldık davetine !...
Sen biz nûra davet ettin, biz ise yarasalar gibi hep kaçtık.
Mescidindeki kütük bile hasretinden inliyordu,
Biz ise gözyaşlarımızı hep dünyevî arzularımız uğruna israf ettik.
Tevbe ediyoruz yâ Rabbi,
Şefaat et yâ Resûlallah !
Yâ Resûlallah ! Senin elinde taşlar zikre başlamıştı,
Senin elinle hastalar şifa bulmuştu, Senin elinden çıkan taşlar düşmana bomba olmuştu.
Elini semâya kaldırdığında, işaretinle kamer ikiye bölünmüştü...
Sen bize de harika elini uzattın.
Lâkin biz senin bu kadar mucizelere mazhar olan elinle hakkıyla beyat yapamadık. Kalplerimiz taşlardan daha mı katılaştı ?
Bir ağaç kadar da mı olamadık ?
Neden sensizliğe ağlayamadık yâ Resûlallah ! ?
Tevbe ediyoruz yâ Rabbi,
Şefaat et yâ Resûlallah !
Ey Habib-i İlâhî ! Sen kâinatın varlık sebebi olduğun halde, Allah;ın izni ile sen âlemlere rahmet olarak gönderildiğin halde; sen bize şefaatçi, rehber, en güzel örnek, imam, mürşid, seyyid olarak gönderildiğin halde, dillerimizden bir türlü dökülmedi, dökemedik, döktürmediler.
ANAM, BABAM, CANIM SANA FEDA OLSUN
YÂ RESÛLALLAH ! sözünü dünyamız için, nefsimiz için senin sünnetini dahi feda ettik
BENİM ADIM TELEVİZYON
cami cemaati beş on
benimkibin kere milyon
dinli,dinsiz laik mason
benim adım televizyon
yatsı namazını kıldırmam
sabah namazına kaldırmam
kim ne söylerse söylesin aldırmam
benim adım televizyon
zorla her eve girerim
ev sahibine söverim
gafilleri severim
benimadım televizyon
amerika evinizde
garbaçov bu akşam sizde
bu gemi balmış denizde
benim adım televizyon
bana bakan gözler yandı
yalanlarıma herkes kandı
ne söylersem inandı
benim adım televizyon
yıktım utanma hissini
yaptım herşeyin tersini
bozdum İSLAMIN neslini
benim adım televizyon
ne rahmetim ne lanetim
aslında masum bir aletim
yoktur kasıtlı gayretim
benim adım televizyon
bazıları çanak anten tuttu
çanak tutan hapı yuttu
arr17;ı namusu unuttu
benim adım televizyon
geyik gibi boynuzum var
paylaşacak kozum var
namusunuzda gözüm var
benim adım televizyon
ben var isem olmaz sohbet
o semte uğramaz rahmet
kin ihtiras ve dehşet
benim adım televizyon
hergün akın ederim
uzağı yakın ederim
sade bana bakın derim
benim adım televizyon
beni reddetti sofular
sonunda teslim oldular
karşı koyamaz oldular
benim adım televizyon
ışık değilim aynayım
ben hep güçlüden yanayım
bir rol verirlerse oynarım
benim adım televizyon
ben deccalın düdüğüyüm
şam amcanın düdüğüyüm
şeytanların en büyüğüyüm
benim adım televizyon
Ya Rasulallah
Seni sevmek dü alemde saadet ya Rasulallah
Ona vuslat da sendendir bu adet ya Rasûlallah
Seni sevmekle eşyayi yaratti. Kadir-u Hallak
Bu sirra ermeye senden sefaat ya Rasûlallah
Buna şahid ve bürhandır hitabı Rabbimin “levlak”
Senin şanın dü kevneyne seyâdet yâ Rasûlallah
Dedi Allah "Habibim, rahmeten li´l-âleminsin sen"
Bu rahmetten kime olmaz meserret ya Rasulallah
Harim-i "kabe kavseyne" eren yoktur cüda senden
Ulüvv-i kadrine eyler şehâdet yâ Rasûlallah
Sana derse “Habîbim” bir şeriki olmayan Allah
Habib olman bize eşsiz keramet yâ Rasûlallah
Gönül ister ki hubbun bahrine dalsın fenâ bulsun
Kerem et âh n’olur artık, murâd et yâ Rasûlallah
Sevgili!
Sen gitmiştin...
Koyup bir başımıza, bırakıp pak ellerimizi, gurbetlerine salmıştın bizi.
Yetim kaldık, öksüz kaldık ve ellerimiz kirlendi yokluğunda...
Sen gitmiştin...
Ayrılıkların dilini hece hece ağlıyoruz şimdi.
Akşamlar iniyor dağlara ve hasretimiz yankılanıyor yamaçlarda.
Sevgili!
Nasıl iltica edelim sana ;
huzuruna nasıl varalım, yalvaralım?!.
Ve duyurabilsin mi sesini!?.
Efendim, duyar misin sesimizi?..
Sevgili!
Sen aşk ikliminde sultan, sen güzellik şahikasında dolunay, sen vefa göğünde
hilal.
Biz bir bakışının dilencisi,
biz dolunay tutkunları,
biz bayramı gözleyen oruçlar.
Güzellik ordusunun hakanı sen, gam ruzigârinda gedalar biz.
Sen imrenme, biz ayıplanma.
Sen özüsün varlığın ve biz varlık iddiasında küstah yoksullar.
Sen sabah yıldızlarının ışığı, biz gaflet uykusunda kervancı.
Dert ve keder denizinde çığlık çığlığayız biz,
kumrular ve bülbüller seni bestelemekte oysa.
Çığlıklarımızı bestelere karıştırıver efendim,
düşkünlerine, savrulmuşlarına kulak ver.
İtivermezsin elinin tersiyle bizi, değil mi efendim?..
Sevgili!
Sen gitmiştin...
Yokluğunda kaybettik önce varlığımızı ve sonra yok eyledik aklımızı da.
Hasretinle akan zamanlarda cevherimiz özden, madenimiz mıknatıstan ayrıldı.
Sen gitmiştin...
Gönüllerimiz billur kadehler gibi çalındı sengsarlara;
ırmaklarımız mecralarında susuzluğa mahkum edildi.
Sen gitmiştin...
Çelik mermere çarptı, iradeye ateş düştü yokluğunda.
Hasretinden akıllar yitirildi efendim,
gönüller gölgelere düştü.
Kucak kucağa güneşlerimiz söndü,
dudak dudağa denizlerimiz kurudu
ve sen gitmiştin efendim.
Sen gitmiştin...
Seninle birlikte her şeylerimiz gitti.
Şehitlerimiz kefenlerinden sıyrıldı senden sonra;
kanlarımız sahralar doldurdu.
Kelimelerimiz anlamlarını yitirdi,
kutlu erlerimiz tutsak oldu nefis ordularına...
Hiçbir şey kazanmadık ayrılığında, efendim,
hiç kâr elde edemedik.
Aldandık, hep aldandık.
Delilimizi yitirdik, delillerimizi yitirdik.
Dillerimiz dilim dilim edildi efendim.
Bize sevmeyi unutturdular ilkin;
sonra sevginin ne olduğunu...
Kendi gönlüne ihanet edenlerimiz, gönlün kendisine ihanet ediyorlardı artık.
Vurgunlar yedik pes pese efendim...
Ve sen gitmiştin.
Sevgili!
Sen gitmiştin...
Biricik sığınağımız, varlığımızın övüncü, yüz akımızdın.
Hayırları söyleyip gitmiştin,
biz ser işler olduk.
Uzun uzun emellere kapıldık,
kapılanıp kaldık umutların kapısında.
Yolunda yürümekten üzerimize düşen,
baş kaldırdık önce ve sonra yıkılışlar gördük hep efendim.
Ellerimiz vardı açıldıkça dolan, uzandıkça verilen;
böğrümüzde kaldı ellerimiz.
Hanım idik halayık olduk;
bay idik köle edildik.
Sen gitmiştin...
Yanmış igsilerle kara bahtımıza kara resimler çizdiler.
Aşk dervişleri avare, pejmürde, hercâyî rüzgârlara kapıldılar,
dönüşlerinin ahengini kırdılar.
Bölük bölük kadınlarımız,
grup grup erlerimiz,
demet demet çocuklarımız,
kimi güler, kimi ağlarken yitirdiler kendilerini.
Ve sen gitmiştin efendim...
Sevgili!
Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle askın kesiştiği
prizmada.
Güzelliğin cihanı gösteren bir ayna;
aşkın o aynanın cilası idi hani.
Güzelliğin olmasa efendim,
aşkı hiç bilmeyecekti cihan;
aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı.
Aşk pazarında mezat hep güzelliğine; güzellik yurdunda yollar hep aşkına
durmuştu efendim...
Ve sen gitmiştin...
Sevgili!
Derd ile ağlayandın; hem derde salandın!..
Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastaların merhemiydin.
Saadetle yasamış, saadet çağını yaşatmıştın.
Suretleri ve canları iman ile sen şekillendirmiş,
"Lâ" ile "Illa"yi i´câz ile sen dillendirmiştin.
Sen gidince, ey sevgililer sevgilisi, güvercinlerimiz tuzaklara esir düştü;
Hüdhüdlerimizin mil çekildi gözlerine.
Artık düşmanlarımız dostlar arasında;
dostumuz düşman içinde.
Divanelere döndük, yaya kaldık yolunda.
Kendimizi unuttuk, seni bilmez olduk...
Sana muhtacız!..
Sana en fazla muhtacız.
En fazla sana muhtacız.
Uyandır bizi uykumuzdan...
Gel ey sevgili!
Bir gelişle gel, bir gülüşle gel.
Doğ ufkumuza, sar dünyamızı, gir gönlümüze yeniden...
Sana muhtacız...
Sana en fazla muhtacız...
İskender Pala
Şemail
(Allah Rasulü´nün manzum resmi; salât O´na,selâm O´na)
Ne uzun ne kısa kararında boy
Soyu İbrahim´den, ne asil bir soy
Saçları hoş, siyah, dalgalı bir koy
Kemâlini giydir beni benden soy
Varlığın ma´şuku cemâlin göster
Bu kul varlığından soyunmak ister
Güneş pervanesi o güzel yüzün
Nûrundan ışığı vardır gündüzün
Solmaz bir gül rengin ne kış, ne güzün
Tecellî ediyor yüzünde özün
Hasretim, yanarım yüzünü göster
Kölen bu devletle avunmak ister
Simsiyah gözlerin âhu misalin
Daim Hakk´a bakar, her an visalin
Beyazı ölçüsü gözde kemâlin
Kaşların sûreti gökte hilâlin
Râzıyım rüyada yüzünü göster
Âşık ma´şukuna can sunmak ister
Omuzlar yapılı düzgün el ayak
Boynu güzel, düzgün, gümüşten berrak
Göğsünden inen kıl zarif bir yaprak
Benden mutlu sana sarılan toprak
Azatlık istemem cemâlin göster
Elim ellerine dokunmak ister
Bir tutam sakalın birkaçı beyaz
Göbeksiz vücûdun serin kış ve yaz
Canımı yoluna kurban etsem az
Dostlar defterine köleni de yaz
Açıver kapını yüzünü göster
Gönül hasretinden yakınmak ister
Duyular mükemmel, dişleri inci
Kokusuna tutkun yaşlısı genci
Yürürken koşmadan olur birinci
Kapına gelmiş bir garip dilenci
Açıver ne olur yüzünü göster
Garip ayağına kapanmak ister
Yukardan aşağı heybetle iniş
Yürüyüşünde var hep bu görünüş
Adetin baktığın tarafa dönüş
Bize nasip olsun hayırlı bir düş
Kerem et ne olur yüzünü göster
Kim böyle bir düşten uyanmak ister
Nübüvvet mührünün sırtında yeri
Mühürlemiş Rabbim eşsiz değeri
Görmesinde eşit ön ile geri
İpek mi, hayat mı, bu nasıl deri
Bir dokunabilsem, yüzünü göster
Kölen seyre dalıp bir kanmak ister
Seni ilk görenler korku çekermiş
Sonradan alışır hemen severmiş
Benzerini asla görmedim dermiş
Erenler yolundan giderek ermiş
Benzeri bulunmaz yüzünü göster
Gönüller nûrunla yıkanmak ister
Peygamber mümine kendinden yakın
Bu büyük bir lutfu Cenâb-ı Hakk´ın
Eşleri annemiz, unutma sakın
Ehl-i Beyt´e karşı edebi takın
Sevgilim, Efendim yüzünü göster
Rûh onun rengiyle boyanmak ister
Zâtının nûrundan vermiş sana can
Hılkate rûhunla başlamış Rahman
Yusuf´ta yok sende olan hüsnüân
Ahlâkındır senin mûcize Kur´an
Alemlere rahmet cemâlin göster
Kölen rahmetine sığınmak ister
Ümmetin üstüne titreyen sensin
Müjdeci, uyaran, gel diyen sensin
Kulunu Allah´a sevdiren sensin
Geceyi gündüze çeviren sensin
Ey Hakk´ın şahidi yüzünü göster
Kul şehâdetinle tanınmak ister
Allah´ı, cenneti umanlar için
En güzel örneksin uyanlar için
Kalbini zikirle yuyanlar için
Hakk´ın yeminini duyanlar için
Ey en güzel örnek yüzünü göster
Fakir bu zîneti takınmak ister
Hakk´ın halîlisin, habîbi sensin
Gönüllerin eşsiz tabîbi sensin
En güzel hutbenin hatîbi sensin
Ümmetin en büyük nasîbi sensin
Aşkımın Leylâsı yüzünü göster
Mecnun seni gözden sakınmak ister
En güzel, en üstün ahlâk senindir
Cömertlikte kemâl elhak senindir
Şefâatte en son durak senindir
Mi´rac senin, Refref, Burak senindir
Sen gördün, bize de cemâlin göster
Pervane şem´ine hep yanmak ister
Kaynak : Dert söyletir, İz yayıncılık
Sakın Terk-i Edebden
Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-i Hudâ’dır bu
Nazargâh-i ilâhidir, Makam-ı Mustafâ’dır bu
Sakın edebi terk etme.
Felekde mâh-i nev, Bâbüsselâm’ın sîne-çâkıdır
Bunun kandili Cevzâ, matla’-i ziyâdır
Habib-i Kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazilette
Tefevvuk-kerde-i Arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ’dır bu.
Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i adem zâil
Amâdan açdı mevcûdât düş ceşmin tûtiyâdır bu.
Muraât-ı edep şartıyla gir Nâbî bu dergâha
Metâf-ı Kudsiyandır cilvegâh-ı enbiyâdır bu Ey Nâbî
Nabî
Açıklaması
(Burası Allah’ın sevgilisinin beldesidir.
Cenâb-ı Hakk’ın nazar buyurduğu, Hz. MuhammedMustafâ (s.a.v)’nın makamı, Ravza-i Nebî’dir
Bu Gökteki yeni ay, Bâbüsselâm kapısının yüreği yanık aşığıdır.
Ayın kandili Cevzâ yıldızı bile ışığının nurunu ondan almaktadır.
Burası, Allah (c.c)’ın sevgilisinin ebedî istirahatgâhının, türbesinin bulunduğu yerdir ve fazilet bakımından Cenâb-ı Hakk’ın izniyle onun arşınaçıkartılmıştır.
Bu toprağın ziyâsından, yokluğun karanlıkları ortadan kalktı. Bütün yaratılmışların görmeyen gözleri açıldı, çünkü bu toprak, gözlere şifa veren sürmedir.
Bu dergaha edep ölçülerini gözeterek gir; çünkü burası meleklerin tavaf ettiği ve Peygamberlerin tecelli ettiği bir yerdir.)
Yazılış Hikayesi
Osmanlı Divan şairlerimizden 17. asırda yaşamıştır. Aslen Urfalıdır. Peygamberler şehri Urfa’nın manevi ikliminde iyi bir eğitim alan Nâbî, çocukluk ve ilk gençlik yıllarından sonra İstanbul’a göçmüştür. Tasavvuf terbiyesi de görmüş olan Peygamber âşığı Nâbî, padişah IV. Mehmed döneminde Hacca gitmek üzere bir kısım devlet erkanıyla birlikte yola çıkar. Kafile Medine-i Münevvereye yaklaşmıştır. Vakit gecedir. Rasulüllah (s.a.v) Efendimiz’e bir an önce ulaşma özlemiyle Nâbî’nin gözüne uyku girmemiştir. Fakat kafiledeki bir devlet adamı, hem de ayaklarını kıbleye doğru uzatmış, uyumaktadır. Hz.Peygamber (s.a.v)’in beldesinde, edebe aykırı böyle bir gaflet hâlini bir türlü hazmedemeyen ve çok üzülen Nâbî, içinden gelen bir ilhamla yandaki kasideyi söyler :
Nâbî bu şiiri yolda yazar. Kafile şafak vakti Medine-i Münevvere’ye girmektedir. Ravza-i Mutahhara’ınn minarelerinden sabah ezanı okunmaktadır. Müezzin, ezanın ardından Türkçe bir kaside okumaya başlar.Nâbî, dikkat eder, okunan kendi şiiridir. Hemen minarenin kapısına koşar.Müezzine; Allah aşkına, okuduğun bu kasideyi nerden öğrendin, der.
Müezzin şöyle cevap verir: Bu gece rüyamda Efendimiz (s.a.v)’i gördüm, bana dedi ki: Ümmetimden Nâbî adında bir şair, benim hakkımda şu kasideyi yazdı, hoşuma gittiği için bunu okumanı arzu ediyorum. Ben de rüyamda Efendimizden öğrendiğim beyitleri aynen okudum. Nâbî, sevincinden oracığa bayılıp düşer. O, bu iltifata, Rasulüllah Efendimiz’e duyduğu edep ve muhabbetten dolayı nâil olmuştur. Hz.Mevlânâ’ya göre edep, insanın bedenindeki ruhtur, enbiyâ ve evliyânın göz ve gönül nurudur, şeytanın katilidir, insanla hayvanı birbirinden ayıran en önemli vasıftır. Edep bir tac imiş nûr-i Hüdâdan Giy ol tâcı, emin ol her belâdan Allah ve Rasulüne yükselen merdivenin basamakları, ancak edeple çıkılır...
Kaynak : Gül Devrine Seyehat
Necid Çöllerinde
Ya Nebi! Şu halime bak!
Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca sahranın
Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın!
Harim-i pakine can atmak istedim durdum
Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum
"Tahammül et" dediler…Hangi bir zamana kadar?
Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var.
Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak
Önümde durmadı artık, ne hanuman ne ocak
Yıkıldı hepsi.. Ben aştım diyar-ı Sudan´ı
Üç ay "Tihame!" deyip çiğnedim beyabanı
Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada
Yetişmeyeydin eğer, ya Muhammed, imdada
Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin
Akarsular gibi çağlardı her tarafta sesin
İradem olduğu gündür senin iradene ram
Bir an için bana yollarda durmak haram
Bütün heyakili hilkatle hasbihal ettim
Leyale derdimi döktüm, cibali söylettim
Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü
Nucuma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?
Azabı hecrine katlandım elli üç senedir
Sonunda alnıma çarpan bu zalim örtü nedir?
Beş-altı sineyi hicran içinde inleterek
Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek?
Demir nikaabını kaldır mezar-ı pakinden!
Bu hasta ruhumu artık kayırma hakinden!
Nedir o meşale? Nurun mu? Ya Resulallah!
Gül Kokuna Hasretiz
Ya Muhammed, bu gece teşrif ettin dünyaya
Gelişinle son verdin, karanlık heyulaya.
Ne zulmetler son buldu,Kisra ateşi söndü
Sayenizde efendim,karanlık ,güne döndü.
Emaneti koruyan, Muhammedül-emindin
İtimadın kalesi, Sen en sağlam Yemindin.
Yetimdin,kimsesizdin,kimsesizler kimsesi
Şefkatle uzanan el,Hak yolunun gür sesi.
Allah,Kitap bilmezdik, Karanlığı severdik
Doğru yola gelmezdik, Put’umuzu överdik.
Nefislerin mahkumu zincirli kölelerdik
Senin nurlu yolunda, şükür kulluğa erdik.
Allah gönderdi Seni, beşer şaşmasın diye
Bir daha sapkınlaşıp, haddi aşmasın diye
Habibullah Muhammed son Nebi, son Peygamber
Gel,Gör ne hallerdeyiz, sesimize cevap Ver.
Unuttuk öğretini, öğretini unuttuk
Hakkı yerlere attık, batılı üstün tuttuk.
Adı barış dinini, terörle anıyorlar
Ümmetin karanlıkta, ışığı arıyorlar.
Herkes kendi halinde kurtarıyor gemiyi
Vahşete yollanırken eskitiyor yeniyi.
Rehbersin Sen ya Resul, terk ettik Hadisini
Bıraktık elimizle, BİR ALLAH’ın ipini.
Gül kokuna hasretiz,Ebu cehil hortladı
Zalimin zulmü devam, BİR ALLAH tan korkmadı.
Yoluna set çektiler, ümmetin gelemiyor
Canı kıymetli oldu, yolunda veremiyor.
Batılın oyuncağı, ümmetinin hanesi
Evimizde gürlüyor, şeytanların bet sesi .
Ezanlar batar oldu, kulaklara ezanlar
Küfrü savunur oldu, köşelere yazanlar.
Sadece künyelere İslam diye yazıldık.
Garip kaldık ya Resul, haramlara ezildik.
Kur`anın ışığında kurtuluşun müjdesi
Elbette rehberimiz, Muhammedin gür sesi .
Şefaatini gönder umutsuz ümmetine
Muhtacız Peygamberim, muhtacız Himmetine.
Sen canımdan azizsin, anam babamdan önde
“canım arzular seni”, ruhum hapis bu tende.
Seni sevmek ya Resul, yolunda yürümektir,
Senden habersiz olmak, yaşarken çürümektir.
“Cihad “desem ya Resul ürkerler kelimeden
Kurtar bizi ya Resul, ömrümüz erimeden.
Gül kokundan uzakta, ne huzur var ne rahat
Bu garip ümmetine, eder misin şefaat?
Ey Sevgili
Gelir misin rüyama bir kez göreyim cemalini
Engelliyor günahlarım gül yüzünü görmeyi
Arzum ahirette cennete seninle girmeyi
Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Sensiz dünya zilletle boğuluyor
Asr-ı saadet günleri hasretle çekiliyor
Toplumun ahlakı gitgide çöküyor
Ne olur biraz gül bana Habib-i Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Geceler karanlık, yokluğunda her saniye
Ay doğmuş, güneş batmış ne çare bu çileme
Tutamazsam elini sırat üzerinde
Ne olur biraz gül bana Nebi-î Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Bir bilal olamadım ezanın için
Çıkıpta sahraya, kavrulmadı ayağım elim
Sen varken, sensiz olmak bilmem niçin
Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Seni anar Ya Muhammed Kubbe-i Hadra
Yoktu keder yoktu zulüm asr-ı saadet zamanında
Kapılar aralanıyor karanlıklar ortasında
Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Sel olur göz yaşlarım, ismini duyunca
Tebessümün de ne hoştur ukbada
Şefaatini eksik eyleme mahşer anında
Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Alemlere rahmetsin nurun ile
Kalplere düstursun ahlakın ile
Salat-u selamlar sanadır Ya muhammed
Ne olur biraz gül bana resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa(S.A.V)
Canım Efendim
Yıllarca ufkuna bakan gözlerim,
Cemalini ister, canım efendim.
Seni anlatmaktan aciz sözlerim,
Her an erimekte, canım efendim.
Hayat eksenimin sonsuz odağı,
Öksüz ve yetimlerin sığınağı,
Sen sabah yıldızlarının ışığı,
Sen şefkat elçisi , canım efendim.
Lahuti bir sefer olsa da gitsem...
Kumlara batsam, ayağına düşsem,
Gül Ravzan´a varıp kendimden geçsem,
Sen sevda iksiri, canım efendim.
Ay yüzlü, güzel sözlü hem sultanım,
Fedadır can, canan ve bütün varım,
Seninle olmaktır en güzel kararım,
Sen güllerin şahı, canım efendim.
Buzlar erir içimde bitmez savaş,
Gönlümde bir hüzün, gözümde yaş,
Sensizlik içimde kordan bir telaş,
Kalbimin barışı, canım efendim.
Âlemlere rahmet rüzgarısın sen,
Kur´an kiliminde en güzel desen,
Benim de rüyama bir defa gelsen,
Can dayanmaz oldu, canım efendim
Sadullah Çelik
Aşkından İmiş
Bilmez idim niçin geldim cihâne
Hapsedildi rûhum kara zindane
Nereden uğramış yolum bu hâne
Olmuş ve olanlar aşkından imiş
Kimi deli olmuş, kimi divane
Vuslat demiş yanmış nice pervane
Düşmüşüz yollara hep yane yane
Ölen ve kalanlar aşkından imiş
Gülde renk, bülbülde nağme, dilde âh
Ravzanın önünde "Yâ Hâbîballah"
Denizin içinde açılan şahrâh
Mûsa´yı bulanlar aşkından imiş
Ham iken pişenler Hakk´a erenler
Çıplak gözleriyle Yâr´i görenler
Fenâ ve bekâda ömür sürenler
Deryaya dalanlar aşkından imiş
Esmâya, sıfâta, şüûn ve zâta
Mazhar olan sensin hep kemâlâta
Çırağ eylediğin bunca zevâta
Gelip başvuranlar aşkından imiş
Aşkınla yanmıyan bir ben kalmışım
Susayıp kanmıyan bir ben kalmışım
Bulup da onmayan bir ben kalmışım
Nimete konanlar aşkından imiş
Cemâlin göreyim akşam ve sabah
Tahammül kalmadı vallah ve billah
Şefâ´at kânısın Yâ Rasûlallah
İçime doğanlar aşkından imiş
Kaynak : Dert Söyletir, İz Yayıncılık
YA RASULALLAH
Firkatin acısına can dayanmaz,
Bir gece geliver , Ya Rasulallah.
Tabibler yarama çare bulamaz,
Derdimin dermanı , Ya Rasulallah.
Kalplerin bağı , gönlÜmÜn huzuru,
Kaşın hilal , gözlerin çeşm-i ahu,
YÜzÜn gÜneş , rayihan gÜl kokusu,
Sen ayın ondördÜ , Ya Rasulallah.
Taş , toprak dekor canlı bir ahenksin,
Ulvi bir nasip , yegane rehbersin,
HÜrmetle beklenen gÜl misafirsin,
Sen bahar mÜjdesi , Ya Rasulallah.
Ilgıt ılgıt esersin gönÜllerde,
Davetin nurdur feyyaz şebnemlerde,
Sevgin bÜyÜdÜ , devleşti kalplerde,
Sevgini çok görme , Ya Rasulallah.
Yoktur mislin , vÜcud-i mÜbareksin,
Gidilecek yol , en parlak çizgimsin,
Ummanlar gibi en derin fikrimsin,
Salat , selam sana , Ya Rasulallah.
Efendime gidiyorum
Aldım elime başımı
Efendime gidiyorum
Akıtarak gözyaşımı
Efendime gidiyorum
Ağlıyorum coşa coşa
Dere tepe aşa aşa
Hiç durmadan koşa koşa
Efendime gidiyorum
Hasretlik yaktı bağrımı
İlaç dindirmez ağrımı
Ele duyurup çağrımı
Efendime gidiyorum
İtikat etmem fallara
Tahammülüm yok yıllara
Göz yaşı döküp yollara
Efendime gidiyorum
Yollar uzun, günler kısa
Çekmiyorum hiçbir tasa
Sıcak kuma basa basa
Efendime gidiyorum
Dışım soğuk, içim volkan
Görüşmeye var mı imkan
Belalara olur kalkan
Efendime gidiyorum
Sular gelmiyor kurnama
Hasretlik tüttü burnuma
Taşlar bağlayıp karnıma
Efendime gidiyorum
Benlik putunu yıkmadan
Basamak bile çıkmadan
Rezil halime bakmadan
Efendime gidiyorum
KERBELA
Hicretin dördüncü yılı.
Birer yıl arayla Medine’de iki doğum,
İki bayram, iki ay parçası…
Yeryüzünün en hayırlı dedesinin gözbebekleri doğuyor.
Rasûl-üs Sakaleyn’in kokladığı reyhanları
Fatıma’t-üz Zehrâ’nın körpecik fidanları
Ali’yi Mürteza’nın eşsiz kahramanları doğuyor.
Cennet gençliğinin iki seyyidi.
Ehl-i Beyt’in ilk nazlı çiçekleri…
İki ay parçası, “merhaba” diyor o incecik sesiyle
İsimlerini Rahman koyuyor, Cebrail nefesiyle
Siz onlara Allah’ın iki lütfu diyin;
Birinin adı Hasan; diğerinin Hüseyin.
Zaman, saadetli günleri yaprak yaprak okurken
Onlar peygamber dizinde büyüdüler
Ve zaten onlar semâda büyüktüler.
Bir gün peygamberlerin incisi oturuyorlar.
Hasan’
la Hüseyin
Birbirlerini yakalama oyununda…
Buyurdular;
“Ha Gayret Hasan! Göreyim seni, yakala Hüseyin’i.”
Hz. Ali; “Ya rasulallah!” diyor,
“Hüseyin’den taraf olmanız gerekmez mi?
Hüseyin daha küçük.”
Rasulullah buyuruyorlar;
“Baksana! Cebrail de Hüseyin’i tutuyor;
Ha gayret Hüseyin! Göreyim seni diyor.”
Yine birgün,
Efendimiz, ashabıyla yürüyorlar.
Hz. Hüseyin çocuklarla oynuyor.
Peygamberimiz, ellerini açıyor;
Tutmak için Hüseyin’i…
Hz. Hüseyin, bir oraya bir buraya kaçıyor.
Ve gülerek yakalıyor onu, Nebiler serveri.
Bir elini kafasının arkasına,
Öbür elini, çenesinin altına koyup öpüyor, kokluyor, öpüyor.
Sonra zamana ve mekana sesleniyor;
“Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim!
Allah’ı seven Hüseyin’i sever!
Hüseyin, torunlardan bir torundur.”
Ve bir gün Cebrail bir haberle gelir;
Hüseyin Fırat kıyısında şehit edilecektir.
Orası, üzüntülü, tasalı, mihnetli ve belalı bir yerdir.
Kerb-ü beladır!
Orası Kerbeladır!
Hicretin altmış birinci yılı.
Aylardan Muharrem…
Kan renginde fırat
Kan renginde yakamoz.
Ve dudaklar susuz,
Yürekler susuz…
Kerbelada bir oğul var,
Yoluna oğullar feda.
Bir
torun, Kerbelada…
Dedesinden elli yıl uzakta.
Onun gibi bembeyaz giyimli
Bembeyaz yüzlü.
Atının üzerinden sesleniyor
Kalpleri mühürlü olanlara
Merhametten yoksun olanlara;
“Ben Peygamberiniz Aleyhisselamın kızının oğlu değil miyim?
Ben Hz.Muhammed Mustafa’nın torunu değil miyim?
Şehitler seyyidi Hamza, babamın amcası değil mi?
Çift kanatlı şehit Cafer, benim amcam değil mi?”
Kerbelada bir oğul var,
Çevresinde Yeminler ediliyor şehadete.
Ve birbir toprağa düşüyor yiğitler
Ehl-i Beyt’in solan ilk çiçeği Aliyyül Ekber’di.
Sonra sıra sıra soldu civanlar;
Avn b. Abdullah b. Cafer,
Muhammed b. Abdullah b. Cafer,
Abdurrahman b. Akîl,
Cafer b. Akîl…
İşte bakın, biri daha yürüyor ölüme;
Hz. Hasan’ın oğlu Kâsım!
Onun da yüzü ay parçası.
Elinde kılıç, üzerinde gömlek ve pelerin.
Ayak sandallarından birisinin bağı kopmuş.
Başına bir kılıç iniyor,
Ve “Amca!” diyerek yüz üstü düşüyor kerbela’ya.
Kerbela’da bir oğul var
Bir şahin var.
Kucağında üç yaşında bir seyyid;
Adı abdullah!
Ve bir ok, Abdullah’ı boğazından vuruyor
Hz. Hüseyin, kanla dolan avuçlarını yere boşaltıyor
“Yâ Rab!” diyor.
“Bize göklerden yardım etmeyeceksen,
Hakkımızda ondan daha hayırlısını ihsan et.”
Hicretin altmış birinci yılı
Muharrem ayının onu…
Bir şehit var kerbelada
Tam otuz üç mızrak yarası,
Otuz dört kılıç yarası
Ey Muhammed’im nerdesin nerde?
Hüseyinin başı bir yerde; gövdesi bir yerde!
Bu Hz. Zeyneb’in feryadıdır dedesine;
“Ey Muhammed’im! Ey Muhammed’im!
Sana göklerdeki melekler salatü selam getiriyorlar.
Hüseyin ise şu otsuz bozkır çölde
Tozlara, topraklara, kanlara bulanmış,
Azaları kesilmiş yatıyor.
Ey muhammedim! senin kızların esir edilmiş,
Zürriyetin hep öldürülmüş.
Sabah yelleri onların üzerine toz toprak savuruyor.”
Abdullah bin Abbâs da, o gün Medinede
Rasulullah aleyhisselam’ı görür rüyada
Yanında içi
kan dolu cam bir bardak vardır,
Ve şöyle buyurur:
“Benden sonra Ümmetimin yaptığı şeyi biliyor musun?
Hüseyin’i şehit ettiler.
Bu, Onun ve ashabının kanlarıdır.
Bunu Allah’a sunacağım.”
Ya Rasulallah!
Biz asırlar sonra geldik.
Eğer o gün olsaydık Kerbela’da
Allah’a kasem olsun ki
Ashabının seni koruduğu gibi
Korurduk Ehl-i Beyt’ini
Ya da o uğurda verirdik canımızı.
Bu sözümüzün bir isbatı olarak
Bu gün biz senin kapındayız.
Taşıdığımız ehl-i beyt isimleri.
Kimimiz Ali, kimimiz
fatıma
Kimimiz hasan ve hüseyin.
Ve iftiharla senin ismini taşıyor çoğumuz.
Allah ruhumuzu senin kapında
Ehl-i Beytine layık olduğumuz bir anda alsın.
Aliyi Asğar’la,
Zeynelabidin’le her asırda hüseyni çiçekler açarken
Yanaklarında peygamber busesi,
Ve her biri senden bir koku taşırken çağlara.
Allah, bizi onlardan ayırmasın.
Bizi senden ve rızasından ayırmasın.
Senayi Demirci - Affeyle...
Ey Rabbim
Sözlerin en güzeli hiç şüphesiz sana ait,
Bizim söylediklerimiz,
Söyleyemediklerimiz,
Söyleyeceklerimiz,
İçimizde sakladıklarımız,
Suskun bıraktıklarımız,
Terk ettiklerimiz,
Unuttuklarımız,
Fısıldadıklarımız,
Hepsi, hepsi, sözlerin hepsi!
Ancak sana yöneldiği için güzeldir.
Şüphesiz duayı dilimize veren sensin,
Dilimizi duaya çeviren sensin,
Sözlerin en güzeli sana aittir,
Ve sözlerin en güzeli sana hitap etmektedir.
Ey Rabbim,
Ebediyen bana yakınlığını tattırdığın için,
Bana vahyettiğin tüm gerçekler için,
Bani hayat denen bu sonsuz lezzet pınarının başına oturttuğun için,
Bildiğin tüm ayıplarımı örttüğün için,
Gördüğün tüm kusurlarımı bağışladığın için,
Umuduma katık ettiğin tüm hayallerim için,
En sevgilini bana elçi gönderdiğin için,
Ey sevgili,
Beni aşkına muhatap ettiğin için
Sonsuz hamd sana
Sonsuz minnettarlık sana
Sonsuz minnet sana
Sonsuz şükür sana
Sonsuz teşekkür sana...
Ey Rabbim,
Tut elimden sonsuz kudret elinle,
Beni hiçliğe düşmekten alıkoy,
Unutulmuşluktan uzak eyle beni,
Varlığına komşu eyle beni,
Ben acizim dayanağım sensin,
Fakirim ben sığınağım sensin,
Dilsizim sözüm sensin,
Körüm ben gören sensin,
Sağırım, ki sen işitensin...
Ey Rabbim,
Sözlerin en güzeli sana aittir.
Ve sözlerin en güzeli sana hitap etmektedir.
Bu kırık dökük sözlerimi,
Bu perişan hitabımı,
Sen kabul eyle,
Sen güzelleştir.
Ki sen bana aşktan kanatlar vermiştin ya!
Aşkın semasına uçurmuştun ya beni,
Elimi sen dokumuştun ya,
Hani ele avuca gelmez dokunuşları sen bahşetmiştin ya bana,
Gözüme kendi nazarında ışıklar vermiştin ya,
Gözle görülür güzellikler vermiştin ya bana,
Yüzüme tebessümü sen giydirmiştin ya,
Tebessümüme karşılık veren güzel yüzler koymuştun ya karşıma...
Ey Rabbim,
Yoktum ben sen varettin!
Unutulmuştum. Ki sen sevdin,
Sevdiğin için varettin.
Bir sen sevdiğin için var edildim.
Bir sen beni andığın için ihya edildim.
Öyle ise,
Ey Rabbim!
Varlığımı aşkına armağan eyle,
Yak beni aşkının ateşinde,
Al beni bu rüyadan,
Al beni bu dünyadan,
Bu kırılgan varlığımı ebedi baharına toprak eyle...
Ey Rabbim!
Bütün güzel sözler sana söylemekle güzeldir.
Kırık dökük de olsa kabul eyle sözlerimi,
Yıkık dökük de olsa duy yakarışlarımı,
Kabul eyle beni,
Kabul eyle sözlerimi,
Suskunluğumu,
Dilsizliğim,
En güzel dua eyle,
Dua eyle dilsizliğimi,
Dua eyle suskunluğumu,
En güzel dua eyle,
Ki sözlerin en güzeli sana hitap etmekle güzeldir.
Dua eyle sözlerimi,
Güzel eyle...
Güzel eyle...
Âdem oğlu aç gözünüÂdem oğlu aç gözünü
yeryüzüne kıl, bir nazar
gör bu latif çiçekleri
hangi kuvvet yapar, bozar.
Her bir çiçek bir nâz ile
över Hakkı, niyaz ile
kurtlar, kuşlar, durmaz söyler
ol Hâlıka âvâz ile.
Eğer Onun kadirliğin
Her bir işe hazırlığın
illâ Onun kahirliğin
anlayınca, rengi döner.
Rengi döner günden güne
toprağa dökülür yine
bu ibrettir anlayana
hakikati, ârif sezer.
Ger bu sırrı duya idin
yâ bu gammı yiye idin
yerinde eriye idin
insan değil misin, meğer.
Bilir, gelen gider imiş
konan geri göçer imiş
mevt şerbetin içer imiş
her kim, bu manadan geçer.
Azrail başına geldiği zamanAzrail, başına geldiği zaman
kırılır ayakla kol, yavaş yavaş.
Mevlam nasip etsin din ile iman
akar gözlerinden sel, yavaş yavaş.
Yüksek uçan gönül, yorulur bir gün
ölçü terazisi, kurulur bir gün.
Herkesin yaptığı, sorulur bir gün,
döner mi, yâ Rabbi, dil yavaş yavaş.
Hep nefsine uydun, tevbe etmedin
her bulduğun yedin, şükür etmedin.
Nihayet, bu kara toprağa geldin
çekilir dünyadan el, yavaş yavaş.
Kabrin üzerine dikerler taşı
bir avuç toprağa koyarsın başı.
Baba, oğlun görmez, kardaş kardaşı
gider, geri dönmez yol, yavaş yavaş.
Kâfurlu, ılık suyu koyarlar
o nazlı bedeni, tekmil soyarlar.
Öldüğünü konu komşu duyarlar
gelir geri ahbaplar, yavaş yavaş.
Aklını başına toplaGel ey gurbet diyârında
esir olup kalan insan
gel ey dünya harâbında
yatıp gâfil olan insan!
Gözün aç, bir bak etrâfa
gelip geçti nice paşa
ne delidir bu dünyaya
gönül verip duran insan!
Bülbüle verilse şeker
Kafeste durmaz gider
acep niçin karar eder
bu zindana giren insan!
Biraz daha eyle gayret
elinde var iken fırsat
sonsuz azap çeker elbet
Adam sen de diyen insan
Seadet istersenSeadet istersen eğer, ey civan,
sarıl İslamiyet’e, yavrum her zaman.
Farz ve vâcib, sünnetü mendubunu,
emr-i bilma’rufunu, mecmu’unu.
Daima icrâ edip, terk eyleme,
bu küçüktür, bu büyüktür söyleme.
Hem mekruh ve haramdan kaçınmak gerek,
hele kul hakkına çok dikkat gerek.
Ehl-i sünnet olandan öğren heman,
âmil ol ilminle, fevtetme zaman.
Secdeye bükülen beller yanar mı?
Şunlar kim, burada, gönüller yapar,
zekatını verir, hem, fakire bakar,
Alışta-verişte sünnete uyar,
İslamiyet’i gözeten eller yanar mı?
Hevâ ve hevesten kendini kurtaran,
Allah korkusundan benzi sararan,
Namazın dünyada tadını alan,
Secdeye bükülen beller yanar mı?
Ben seni de sevmistim ama......
Basindaki örtüyü cok farkli sevdim.
Tesettüre girmeni sevdim.
Kalbindeki imani Kur´an okumani namazi kilmani sevdim.
Bir Nene Hatun´a ve bir de Zeynep el Gazili´ye benzemeni sevdim.
Hatirlar misin bana derdin ki´´Benim basörtüm ne zaman özgürlüge kavusacak
Ve ne zaman gözyaslarim dinecek?´´
Simdi ne oldu sana ne oldu da cok degistin.
Namazi kilmaz oldun Kur´an´i okumaz oldun tesettüre girmez oldun
Yilmis,yipranmis teslim olmussun,simdi soruyorum,
Yakistimi sana ?Yakisirmi bize ve yakisirmi yürekli insanlara.....
Söyle söyle be hey umudum söyle,
Ben seni de sevmistim ama....
Örtünmeni cok farkli sevdim.
Hak icin yasamani sevdim.
Kur´an´i ve namazi ögretmeni sevdim.
Bir gül gibi rengarenk acmani ve etrafina nurlar sacmani sevdim.
O senin basörtün var ya benim gönlümün sultaniydi
Tesettüre girdiginde benim canimin caniydin
Sana gerici dediklerinde,Seni kötülediklerinde.....
Basörtün icin derse almadiklarinda, inan ki ben can evimden vuruldum?
Ben seni de sevdim ama.....
ALLAH´i sevmeni cok farkli sevdim,
Hz.Resulü(s.a.v.)sevmeni sevdim.
Bir Hz. Hatice Hz.Aise ve Hz.Fatima´yi örnek almani sevdim.
Bir üniversite kapisinda basindaki örtünle direnmeni sevdim.
Yigit kizlar mücadeleyi sürdürürken,sen basini actin
degdi mi?
ALLAH´in ve Hz. resulun(s.a.v) sevgisini kaybetmeye
Bir diploma icin benim ve bizim sevgimizi kaybetmeye degdi mi?
Söyle söyle be hey umudum...?
Âşıkı mâşukuna kavuşturursun sen
Özledim seni,her an bekliyorun ben
Daha fazla günâha bulaşmadan ten
Ne olursun,Peygamberime geldiğin gibi gel.
Süslenerek,kırmızılara, allara bürünerek
Korkunç değil,engüzel sûrette görünerek
Nazlı, nazlı duvağını yerlerde sürüyerek
Ne olursun,gelinin tebessümle geldiği gibi gel.
Gelirken boş gelme, hûrileri de getir
Vuslatı gerçekleştir,hasretleri de bitir
Kokun ise,kokuların engüzeli olsun ıtir
Ne olursun,beklenen müsâfirin geldiği gibi gel.
Öyle gel ki! sağ kanadında cenneti göreyim
Senin için gönül bahçemden güller dereyim
Seni karşılamak için bedenimi yerlere sereyim
Ne olursun, dosta ikrâm olunan bir gül gibi gel.
Böyle gelirsen,gidemem daha gencim demem
Ferâgat ederim rızkımdan,geri kalanını yemem
Eşime,dostuma,ahbabıma vedâ ederim hemen
Ne olursun, Allah dostlarına geldiğin gibi gel.
Mevlüt Bicik
HİÇ ESKİMEYEN
Ezelden ebede uzayan ibrişim atlas,
Bulutlar gibi serin, yağmurlar gibi berrak;
Rengi, deseni, şivesiyle dünyamıza has,
Tıpkı Cennetteki süt ırmağı gibi ap-ak...
O bir anlık ümit değil, sürüp giden huzur,
Ruhları semâya taşıyan her yol O’nda..
O’nu tanımak kuvvet, O’na sığınmak nur;
O iklime girenlere sürprizler ard arda..
Taptaze mesajlarıyla hep ilgi odağı,
Cebrail’in ağız suyu var mürekkebinde;
Zümrüt tepeleri sonsuzla halvet otağı;
Atmosferinde şeytan künde üstüne künde...
Varlıkla Yaratan arasında en yeni sır,
En canlı beyan O’nun sesi, O’nun soluğu;
Bu sırra teşne gönüller elpençe ve hazır,
Ufuklarında hep uhrevilik buğu buğu.
Bahar patlayışı var vaad ettiği günlerde
Ve ebedî var oluş hedefteki emeli;
Yollar sonsuza açılır O’nunla her yerde;
Duyulur yol boyu dost bahçelerinin yeli...
Yıllar hiçlik içinde damla damla erirken,
O’nda ne bilinmez bir zevke dönüşür zaman..
O en sürpriz mesajlarla gelmişti gelirken,
Altın nefesi en onulmaz dertlere derman.
O’nun ikliminde ruhtan feryat işitilmez,
Aşkla yananlar vuslat ümidiyle serinler..
Her mevsim kış olsa da onda hazan bilinmez
Ve ölümsüzleşir o çerçeveye girenler..
Yürürler sonsuza ellerinde berâtlar,
Vuslata erer ve halvet umarlar her yerde;
Hiç yorulmadan hep uçar bu ışık kanatlar,
Aşarlar, aşılmaz meçhulleri perde perde...
Ben Böyle Olmamalıydım
Ben, böyle olmamalıydım
İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma.
İçime bir ateş düşmeliydi
Ayaklarımın feri kesilmeliydi.
Kendimden geçmeliydim sonra...
Adını sayıklamalıydım, adımı unuttuğumda
Ama bunu kimse duymamalıydı,
Seni, mahşere kadar saklamalıydım.
Ben böyle olmamalıydım
Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur
Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa
Çalan her kapıya `sensin` diye koşmalıydım.
Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan
Ben hep sana yormalıydım.
Gece yıldızlarını serpince göre
Seni görmek için uyumalıydım.
Şarkılar kime söylenirse söylensin
Sana diye dinlemeliydim.
Türküler dolmalıydı odama,
Ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım deyince bir ses
Selvi boylu yâr sen olmalıydın
Kömür gözlüm ateşine düşeli
Senin için söylenmiş söz olmalıydı.
Bir mey yokluğuna ağlamalıydı delice
Bir keman, incecik çığlık olmalıydı
Ama bunu kimse bilmemeliydi,
Seni mahşere kadar saklamalıydım.
Böyle olmamalıydım,
Kelimeler taif'i taşıyınca kulaklarıma
Daha yüzüme çarpmadan taif rüzgarı,
Taşların izi çıkmalıydı yüzümde.
Uhud anılırken, dişlerine sızı düşmeliydi.
Haremde bir ikindi vakti
Kem gözler çevrilince sana
Ve vefasız eller uzanınca yakana
İçim daralmalı, nefesim kesilmeliydi.
Sen ötelere hazırlanırken,
Öteler senin için süslenirken,
Son kez baktığın pencerede hayal edip seni,
Perdenin son kez kapanması gibi,
Kapanmalıydı gözlerim.
Sonra içime doğru gerilip,
Seni bize lutfedenin ismini haykırıp,
"allah(c.c.)" deyip,
Düşmeliydim yere.
Ama bunu kimse bilmemeliydi.
Seni mahşere kadar saklamıydım.
Ve mahşer günü...
Uzaktan seni seyretsem.
Sana yakın olmak için can atsam.
Beni engelleseler,
"sen kim yakınlık kim?" deseler.
Ben ağlamaktan konuşamasam.
Gözlerini çevirsen bana.
"benim cennetim bana bakan gözlerindir."
Ve tebessüm etsen.
Ama bunu kimse görmese,
Seni ebede kadar saklasam.
Gelseydin
Sevgili!
Ümmü mektum gibi
Seni görmeden sana sesleniyoruz
Alıp verdiğin nefesi duyar gibi
Sanki açınca gözlerimizi
Seni görecekmişiz gibi
Sana sesleniyoruz.
Senin huzurunda ses yükselmez.
Edeple konuşulur; edeple susulur.
Hele biz ki bu kapının dilencileri,
El açıp beklemekten başka
Bize bir şey düşmezdi ama
Şu araya giren yıllar olmasa
Mediner17;ne uzak yollar olmasa
İsmin anılınca yürek yanmasa
Kapında beklemekten başka
Bize bir şey düşmezdi.
Bekliyoruz sultânım!
Rüyada olsa bile
Belki teşrif edersin diye
Hem de hiç kimseyi beklemediğimiz gibi.
Seni bekliyoruz.
Gelseydin,
Bizim için cennet olurdu gelişin.
Gelseydin,
Saadetli asrından gönderdiğin selâmını,
"kardeşlerim" deyişini
Birbirimize nasıl anlattığımızı görürdün.
Gelseydin,
Dolaşsaydın sofralarımızı,
Bir tabak fazla görecektin,
Bir bardak, bir kaşık fazla...
Ve sofrada bir yer boş,
Baş köşe!..
Ola ki sen(a.s.m.) lutfeder gelirsin diye.
Gelseydin,
Dolaşsaydın gecelerimizi,
O "kutlu doğum" gecelerini,
Anneler görecektin.
Yeni doğmuşsun gibi,
Yeryüzünü yeni teşrif etmişsin gibi,
Mışıl mışıl uyuyasın diye
Seni sabahlara kadar
Hayalen ayaklarında sallayan anneler görecektin.
Sevgili!
Gelseydin,
Medine-i münevvere'den dünyaya yayılan ashabın gibi,
Eyyüb sultan gibi,
Kab bin malik gibi,
Bir fecir vaktinde,
Henüz yirmisinde yirmi beşinde,
Bırakarak yurtlarını ocaklarını,
Hedeflerine ilahi rızayı koyan,
Arkalarına bakmayı ar sayan,
Yiğitler görecektin.
Onlar senin yiğidin,
Elleri, o öpülesi elleri,
Kimbilir hangi memleketin zemheri soğuklarında üşürken,
Senin köyünün hayaliyle ısındılar.
Gelseydin,
Gecenin zifiri karanlığında,
Uykunun en tatlı aralığında,
Rabiatül adeviyye gibi rabbiyle başbaşa
Gençler görecektin.
Gözyaşı dökerken günahlarına,
Veysel karani'den istediğin gibi,
İnsanlığa dua eden gençler görecektin.
Gelseydin,
Asr-ı saadet gibi olmasa da,
Koklanmaya değer güllerimiz vardı.
Yine senin ikliminde yetişen.
Ama sen gelseydin,
Dikenler bile gül kokardı efendim(a.s.m.)!!!
Seninle göz göze gelmeden gizli gizli seni seyretmek...
Hz.vahşi gibi...
Hani sen hane-i saadet'ten mescid-i nebevi'ye giderken
Aişe annemiz ardından hayran hayran bakardı.
Seni mescidin önünde bekleyen ashabı'nınsa
Bakışları yerdeydi.
Edepten göz göze gelmezlerdi.
Sende(a.s.m.) tebessüle nazar ederdin.
Mütebessim çehreni bir ebu bekir(r.a.) görürdü,
Bir de ömer(r.a.)...
Şimdi okununca ezan-ı muhammedi
Pencerelerde, kapı önlerinde,
Seni(a.s.m.) bekleyen nemli gözler var.
Gelseydin,
Ve yürüyüp geçseydin önümüzden,
Gülleri bayıltan o enfes kokunu çekerdik içimize.
Sevgili!
Hakiki aşıkların sana doğru uçarken
Bizim bu yaptığımız yolda emeklemekti.
Dünya güzelliğiyle kollarını açarken
Bize düşen el açıp kapında beklemekti.
Sevgili!
Bekliyoruz!...
Kıl Beni Ey Namaz
Çöllerden Topla Hücrelerimi
Rahmetinin Vahasında Ağırla Bu Yitik Kalbi
Kıl Beni Ey Namaz
Secdede Ruhumu Yeniden Fısılda Bana
Şahdamarı Yakınlığından Emzir Bu Puslu Bedeni
Kıl Beni Ey Namaz
Küçülsün Dağlar
Denizler Taşsın
Dağılsın Kalabalıklar
Rüku Rüku Doğrult Eğriliklerimi
Kıl Beni Ey Namaz
İkiye Bölünsün Kalbim
Ortasından çatlasın Kıblenin şakağında
Sevginden işaret Parmağı Değsin Yeter Ki Göğsüme
Kıl Beni Ey Namaz
Topla Sevdalarımı Kırık Aynaların çatlaklarından
Ömrüme ilikle Sevinçlerimi
Firuze Düşler Düşür Alnımın şafağına
Kıl Beni Ey Namaz
Tenim İbrahim Gibi Ateşe Düşmüşken
Uzak Tut Nefsimin Nemrudundan Beni
Gül Kokulu Serinlikler Yağdır Yüreğime
Göznurum Ey
Canım Namaz
Kıl Beni Ey ömrüm Namaz
Secdene Al Beni De
Gül Değdir Gönlüme
Aşkına Yaz Beni De Yarim Namaz
Kıl Beni Ey Namaz
Günahın, isyanın, Nisyanın Kuytusunda Büyüttüğüm
Pişmanlığımın Yüzünü Yerden Kaldır
Utandırma Beni
Al Karanlıklarımı
Gözbebeğinde Yıka
Kıl Beni Ey Namaz
insan Kıl Beni
Doğru Kıl
Duru Kıl
Diri Kıl Beni
insan Kıl Bu Bedeni
Ah, Alnımı Dayadığım Secdegahıma Kim Serpti Bu incileri Kim
Kim Bu Dua Hammalı Ellerimin Yüküne Ortak Kim
Ah, Ziyankar-i çarık
Ah ,namütenahim Kavrayışın Yolcusu
Ah, içimde Biriktirdiğim Yalnızlığın Seyrüsefer Gölgesi Ah..
Gitmek, Gidememektir Kendimden
Amentünün Arasatında Bir Tedirginim Ben
Aklımın Köşe Bucak ilticaları Sevgilide Kaldı
Hangi Gaflete Büründü Ki Ellerim
Sızlatıyor Dokunduğu Tenleri Ah..
Haydi Felaha
Haydi Felaha
Haydi Namaza
Haydi Kurtuluşa
Göznurum Ey
Canim Namaz
Kıl Beni Ey ömrüm Namaz
Secdene Al Beni De
Gül Değdir Gönlüme
Aşkına Yaz Beni De Yarim Namaz
BeN SeNi GöRMeDeN SeVDiM, YoLuNu GöZLeDiM BiR MeDiNe SaBaHı, ELLeRiMDe GüLLeR, GüLLeR Ki KoKuNu ALDıĞıM, KoKuNu aLıP YaNDıĞıM YaNıP YaNıP AĞLaDıĞıM...BeN SeNi GöRMeDeN SeVDiM EFENDİM, GÜL EFENDİM..
Ben seni görmeden sevdim
Yorgun gecelerde titreyen bir yanı yetim, bir yanı öksüz yüregimle sevdim seni
Ey gönül bahçemde büyüttüğüm nazlı çiçek
Ey sevdamın adı, aşkın gerçek anlamı
Bu hasret bu gurbet söyle söyle ne zaman bitecek
Ben seni görmeden sevdim
Yolunu gözledim bir Medine sabahı
Ellerimde güller, güller ki kokunu aldığım
Kokunu alıp yandığım, yanıp yanıp ağladığım
Ben seni görmeden sevdim
Gözlerini gözlerime değdir efendim
Ellerini ellerime
Sevmeyi senden öğrendim ilkin
Sevilmesi gereken her şeyi senden
Şefkat seninle mana buldu
Buz çöllerini seninle aştım
Abı hayat sundun sıcak ikliminle
Gözlerini gözlerime değdir
Ellerini ellerime efendim
Ben seni görmeden sevdim
Bahar yüzlü insanlar bildim etrafında pervane
Onlardan biri olmak istedim hep
Her emrine amade
Seninle yaşamak
Seninle ölmek
Seninle ağlamak
Ve seninle tebessüm etmek
Aynı sofrayı seninle paylaşmak istedim
Ama en çok seni, seni görmek istedim
Göremesem de
Ben seni görmeden sevdim
Veysel Karani sabrıyla büyüttüm sevgimi
Hüznü yoldaş ettim
Kah yeller gibi estim yemende
Kah mecnun gibi düştüm çöllere
Bil ki, ölüm kapımı çalıp geldiğinde
Ne zaman nasıl kimbilir nerede
Ben seni görmeden sevdim
Ben seni görmeden sevdim
Rüyalarım var sana dair
Özlemlerim var sana
Al yüreğim senin olsun Sultanım
Uyandır beni aşka
Ey gül-i vefa
Ey rahmet sanağı
Yağmur yağmur tane tane düştünde gönlüme
Kurak topraklarım hayat buldu gelişinle
Ben Leyla çölünde seraplar gördüm çok zaman
Boş hülyalara daldım, kayboldum
Su içtiğim pınarlara ateşler dokundu
Ben aşkımın hicranını sırtımda taşıdım
Ben seni görmeden sevdim
Seni görmeden seven milyonlarca sevdalı gibi
En berrak duygular besledim sana
En nadide hisleri
Gel efendim, al götür beni uzaklara
Düşmeden gülün tuzaklara
Gözlerimde yaş akar durur
Bu ayrılık beni yakar vurur
Gözlerini gözlerime değdir
Ellerini ellerime efendim
Heybemde sevdâmla
Gönül bahçemi süsleyen o sihirli adınla
Çaresiz gidiyorum
İçimde ahlarım hasretlerim
Boşa olmayan bu nidâlarımla
Bu çığlık, bu sedâlarla.
Ne vuslatlar boşuna
Ne de kaçak vedâlar
Bir yürek çığlığı bu
Ne ahlar ne dualar
Bir hasret sığlığı bu
Ancak çekenler anlar.
Yürüyorum sırtımda hasret dolu çıkınlar
Karaları sevmek neyime
Sevginin rengi güzeldir
Birde sende ki hürriyetimin
Sen hiç bir tanem
Geçtinmi yalan ruyaların çorak esrarından?
Gidiyorum,
Beyhudeymiş uğrunda
Çekilen bu ezalar
Almam nice ahları
Ağır gelir cezalar
Gönlüm nurlu sabır mesiresi
Kanatlarım hala
Saf sevdâlarda.
Sevdâ bülbülleri dem çeker
Hasretine gidiyorum,
Girdaplarımda senin sevgin asılı
Her şeyi sana, mekanımı ellerine bıraktım
Ve gidiyorum,
Sesi sesimle
Ruhu ruhumla
Nefesinde can bulduğum,
Gidiyorum, esrarını anlatmadan
Sırrını özüm bildiğim
Gidiyorum, sırtımda
Heybem sevgi gam, özlem dolu
Senden gerisi varsa.....
"O"da Allah`ın yolu...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Aklansın.. Ölümün kara düşleri,
Korkuları, umutlara döndürsün.
Rahmetinle, her damlası
Cehennemler söndürsün...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Cennetler berâtı inci damlalar,
Secdelerde seller gibi çağlasın.
Etrafımda haşre kadar melekler,
Sevinçlerle ağlasın...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Eritsin.. Buzlarını gafletin,
Gönül ufukları, nûra bürünsün.
Açılsın da cehlin kara perdesi,
Gerçek görünsün...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Müjdeler dökülsün, Arş-ı Âlâ'dan,
Hidâyet selleri, sineme dolsun.
Her damlası Mahşer Günü
Şâhidim olsun...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Esmâ'ndaki 'Doksandokuz' aşkına,
Semâlardan gufranını indirsin.
Hesap günü, titreşirken Mîzan'da,
Hicâbımı dindirsin...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Firdevs Göklerinden, nûr sağnakları,
Dehşet günü, Sırât üzre saçılsın.
Sekiz yerden, sekiz cennet kapısı
Bir lâhzada açılsın...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî
Arıtsın.. Şu nankör nefsi hevâdan,
Bütün zerrelerim, Kur'ân'la dolsun.
Ve Mahşer günü, şu tövbekâr bedenim,
salihlerle haşrolsun...
Bak da ibret al
Zâhidâ! Aç gözün, sahraya bak da, ibret al!
Şu direksiz kubbe-i semâya bak da, ibret al!
Görmek istersen, Cenâb-ı kibriyanın kudretin,
her sabah, seher vakti, dünyaya bak da ibret al!
Padişah olsan da, derler “Er kişi niyetine”,
var, musallada yatan mevtâya bak da, ibret al!
Bir kefendir âkıbet, sermâye-i beğ ve fakir,
varlığa mağrur olan, mecnun değil de, yâ nedir?
Divane nefsim
Hevâ ve hevesten kaçmak isterim
Şu fani dünyadan geçmek isterim
İyiyi kötüden seçmek isterim
Beni bana koymaz, divane nefsim.
Özümü düzene koysam diyorum
Hayrımı, şerrimi, bilsem diyorum
Aklımı başıma alsam diyorum
Beni bana koymaz, divane nefsim.
Doğup ölenlere şöyle bakayım
Gelenden, gidenden ibret alayım
Yolcuya düşeni, derim yapayım
Beni bana koymaz, divane nefsim.
Namaz Kılalım Namaz.......
Namaz Kılalım Namaz
Namaz dinin direği
Kul olmanın gereği
Sevindirir meleği
Namaz kılalım namaz
İnsan dertten kurtulur
Kalbi imanla vurur
Rabbimiz razı olur
Namaz kılalım namaz
Gözün nuru namazdır
Bekleme vaktin azdır
Meleğe sevap yazdır
Namaz kılalım namaz
İnsanın saadeti
İmanın alameti
İstersek selameti
Namaz kılalım namaz
Haktan yüce hitaptır
Edası çok sevaptır
Kabrimizde cevaptır
Namaz kılalım namaz
Ruhumuzun gıdası
Kalbimizin cilası
Müminlerin duası
Namaz kılalım namaz
Herkes namaza muhtaç
Mahşerde başlara taç
Müminler için miraç
Namaz kılalım namaz
Gönülleri şen eder
Kötülükten meneder
Hemen huzura gider
Namaz kılalım namaz Namaz yüce bir paye
Mahşerde olur saye
Vasıta değil gaye
Namaz kılalım namaz
Hakka yap ibadeti
Büyüktür fazileti
Kaçırma cemaati
Namaz kılalım namaz
Kim doğru namaz kılmaz
Hikmetten nasip almaz
Kolayca huzur bulmaz
Namaz kılalım namaz
Namaz şifa her derde
Cehennem için ferde
Namaz gerek her yerde
Namaz kılalım namaz Namaz imanın başı
Akıt gözünden yaşı
Erit kalpteki taşı
Namaz kılalım namaz
Yüzler kaplanır nurla
Vücut çevrilir surla
Huşu ile şuurla
Namaz kılalım namaz
Ölüm özür anlamaz
Yaşlı ve genç ayırmaz
Dünya kimseye kalmaz
Namaz kılalım namaz
_İnleyen Bir Nayım_
Derd-i isyana müptelâyım Yâ Resûlallâh!Kapında bir bahtı karayım Yâ Resûlallâh!Umardım cemâl-i pâkinden hep tecelliler,Bak şimdi; firâka sezâyım Yâ Resûlallâh!
İnlerken bir zaman ümîd-i feyzinle dâim,
Cürmümle o demde cüdâyım Yâ Resûlallâh!
Saçılır iklim-i pâkinden her yana rahmet,
Ben neden kuruyup solayım Yâ Resûlallâh!
Ne şevkti tüterken bûyun her dem seherlerde,
Bak şimdi, inleyen bir nâyım Yâ Resûlallâh!
Kabul kıl mücrimi, kovma kapından ne olur!
Kovarsan kime sızlanayım Yâ Resûlallâh!
Yanmışım isyanla, yakma hicranla Ey Nebî!
Penâhım Sen, kime varayım Yâ Resûlallâh!
Günah bana yaraşmaz, doğru...
Af Sen'in şânın, Sen varken kime dert yanayım
Yâ Resûlallâh!
Yanında Olmak İsterdim Ya Resulullah
Yanında olmak,herseyden cok isterdim
annem babam sana feda olsun
ya Resulullah senin devrinde yaşamak,
Gül devrinde, yanında olmak isterdim.
Ne çölde bir kum tanesi, ne kabzada gümüş,
Ne devrinde bir taş,
Ne baktığı hâlde seni göremeyen bir baş.
Hayır... Hayır Ya ResûlALLAH,
Ayağında toz değil,
Yanında davanda olmak isterdim.
Miraçtan döndüğünde sana inanan Sıddık.!
Heybetiyle Şehadete gelen, Ömer,
Uhut'ta Hamza olmak isterdim.
Ali olmak isterdim Hicret'te.
Ölümü göze alıp yerine uzanan
Göz yaşlarını sildiğin Fâtıma,
Açlıktan taş bağladığında vücuduna,
Sana sofra açan kardeş olmak isterdim.
Seni seviyorum dediğin,Muaz olmak isterdim.
'Sana inanıyor seni seviyoruz,
ALLAH'ın izniyle emret bize,
Emret'te bizler, denizlere yürüyelim.'
Diyen, Saad b. Muaz olmak isterdim.
Seni gören bir kul değil,
Yüreğinde coşkusuyla imanın,
Davanda ben de varım diyen,
Akabe'ye ilk gelen Ashab olmak isterdim.
Hayır... Hayır, toz değil Ey Nebi
Taif'te bir dev olmak isterdim.
Değmesin diye sana taşlar.
Dağlar devrilmeyi beklediğinde
'Affeyle ALLAH'ım' diyen duanı duymak isterdim.
Hoş görebilmeyi,Tebessümü senden öğrenmeyi,
Mescitte seni özlemeyi,
'Anam-Babam Sana Feda olsun'
Vazgeçeriz senin için her şeyden
Diyenler gibi, huzurunda öğrenci olmayı,
Dinlemeyi, eğitmeyi, öğretebilmeyi,
Öğretmeliği senden öğrenmek isterdim.
Hamd olsun, çağların ve zamanın sahibine
Yine; Uhut'ta, Hendek'te, yine Bedirlerdeyiz.
Evlerimize girdi Müşrikler;
Kara kutulardan vuruyor sinsice
Muhammed'ül-Emin diyorlardı,
Müşrikler de biliyorlardı, görmüşlerdi seni.
Gururları, şirk girdabına düşürmüştü bir kere
Tutamadılar ellerinden, ey sevgili.
Seni bilmek değil sadece, yolunda yürüyen olmak isterdim.
Güllere dokunan değil sadece, kokusuyla yanmak isterdim.
Yine aynı gurura yenik düşüyor nefisler
Güllerin dikenlerine bakıyor,
Hayatın hep dikenlerine takılıyoruz.
Putlarımız öylesine çoğaldı ki şimdi
Çağdaşlık gururuyla yaşıyoruz sanki cehalet devri.
Hırs- Öfke- Nefret ve Zulüm
Bir mirasyedi gibi tüketti insanlığı ve dünyayı.
Hep söylemlerde insan hakları, hoşgörü ve anlayış
Çözemedi çağdaşlık, hiçbir problemi sensiz.
Güldeki koku, Lütuf, Rahmet,Rahman ve Rahim ne demek
İman ne demek.
İnsanlık; Erdemi, Sevgiyi, Sevginin Kaynağını arıyor.
Fikirler arayış içinde, akıllar şaşkın.
Ey alemlere rahmet gelen sevgili,
Sana muhtaç insanlık.
Ruhlarımız seni arıyor, özlerken seni derinden.
Nefislerimiz girdaba döndü, ateşler çekiyor.
Dağlar utanıyor yaptıklarımızdan
Devriliverecek üzerlerimize.
Ya ResûlALLAH...
Taif'teki duanı bir daha, bir daha söyle
Hürmetine yağsın, hidayet nurları gönüllerimize
Öğrenecek bir gün, öğrenmeye muhtaç cihan.
Erdemine muhtaç Ey Nebî...
Biliriz ırmağa katılmadan deryaya ulaşılmaz.
Düşmeden enâniyete, 'damlayım ben de' diye,
Vadilerde kuruyan dereler gibi değil,
Sevgi ırmağına katılıp, deryaya erişmek.
Görünen her karanlığa, seninle ışık olmak isterdim.
Şimdi Akabelere hazır gençlerimiz var
Değil artık öyle. Gel Ey Nebi demek nafile
Yöneldik hakkın yoluna, yolundur hedefimiz.
Kayboluruz sensizlikte
Nazar eyle, Nur ol gönüllerimize
Bir haber gönder nesebin seyyidlerle,
Akabelerde buluşmak isteriz.
Ey Alemlere Rahmet olan Sevgili
Al yine ellerimizi ellerine,
Bedir'de eylediğin duayı, bir de bizim için söyle...
Seni model olmayı, sünnetine sarılmayı, imanı yaşamayı
ALLAH'a kul olmayı...
Ya Rab nasib eyle, secdelerde gör bizi, gençlerimizle
Ashab olamayız, zaman geri dönmez ki,
Misafiriz burada, rüyalarda görüşmek,
Asıl vatan ora, orada buluşmak
Ölüm dedikleri, dosta kavuşmak
Korkmadan severek ölebilmek derim.
Buyurmuşsun,
'Yıllar sonra beni görmediği halde
Beni çok seven gençler olacak,
Onları görmeyi ne çok isterdim.'
Keşkeşan'da bir yıldız da ben
O gençlerden biri de ben olmak isterdim.
tasavvuf
Tasavvuf sekiz merhaleden oluşur
Kişi ilkinde cömertlikle buluşur
İkincisi rızadır ki onunla tutuşur
Sonrası sabırdır ki bununla konuşur
Dördüncüsü işarettir ki onunla anlaşır
Sonrası kurbettir ki bununla yaklaşır
Altıncısı manadır ki onunla uzlaşır
Sonra aşk gelir ki kişinin binek atıdır
En sonu fakirliktir ki kulluğun tadıdır
Tasavvuf tövbe arınma velayet ve fenadır.
İnsanda tasavvuf gönlünün kitabıdır
Allah’ ın o gönül’e hitabıdır
Fakirlik ise Muhammed a.s. ın sıfatıdır
İlim ile öğrenilmez yaşanmalıdır.
Fakirlik denilince düşünme maddiyat
O benlik fakiridir yaşıyor ilahi hayat.
Mektubat-ı Rabbani
Hâllerin ve zevklerin tercümânı Mektûbât
Bu kitabı okuyan bulur elbette hayat
İlâhî nûrlar ondan yayılıyor cihâna
Her ne müşkülün varsa bakabilirsin ona
Onu çok okumalı ilimle dolar insan
İmam-ı Rabbani’den feyizler alır insan
Öyle bir kitap ki o misli yoktur elbette
Ne geçmişte yazılmış ne dahi gelecekte
Kur’an ve hadislerden sonra gelir bu kitap
Herkese var içinde kendine göre hitap
İlim ihlâs kaynağı hârikalar var onda
Fayda onda kâr onda en değerli yâr onda
Oğlu çok övüp der ki babamın her mektubu
Öyle büyük bir derya görünmez onun sonu
Tasavvuf ile fıkıh birleşmiştir burada
Saadetin kaynağı başlatılır dünyada
Budur uzman bir tabip bütün dertlere devâ
Hasta kalblere şifâ susuz rûhlara gıdâ
Budur Hakkın sevdiği âlimlerin sözüdür
İslâmın esasıdır ve irfânın özüdür
Budur ulemanın ve evliyanın lisânı
Ehl-i sünnet yolunun gâyet açık beyânı
Aşkla yanan kimseye en iyi haber budur
Issız karanlık yolda kişiye rehber budur
Gece gündüz daima okunmalı Mektubat
Duyulur elbet bir gün ondaki lezzet ve tat
Okuyalım gözlere kan yaş dolana kadar
Doyulmayan tadını kolay alana kadar
Anlayarak okuyan ilim sahibi olur
Sünnetleri öğrenir bid’atlerden kurtulur
Mektubat okununca etrafa nur saçılır
Feyzinin tesiriyle kalblere yol açılır
Bu kitabı okuyup edelim çok muhabbet
Mektubatın yazarı imdâda gelir elbet
_Doğ Gönlümün İçine_
Sevdirdi Sen'i bana her şeyden artık felek,
Varsın kebap olsun sînem tâ subh-i haşre dek;
Meftûn-u hüsnün gibi, belki de bilmeyerek,
Yüzüm izinde, dolaşıyorum inleyerek...
Açıp sîneme bak, ateşi emelindendir,
Gözlerimden akan yaş, gönlümün rengindendir;
Derdim hadden efzûn olsa da, derman Sen'dendir;
Ne olur tut elimden, "Bu da benden." diyerek!..
Yıllar var ki yoldayım, hiç rahatım kalmadı,
Düşe-kalka gayri seyre tâkatim kalmadı;
Perişan hâlim, ümid-i vuslatım kalmadı,
İltifat et ki, bana sırf iltifatın gerek..
Doğ gönlümün içine, onu ney gibi inlet!.
Duyduklarının esrârını bana da dinlet!.
Yârâna güller sunarken Kıtmîr'i de yâd et!.
Ak ufkuna uymayan her hâlini bilerek...
Rûh-u Seyyid-ül Enam'a...
Yine gamlandı gönül, yine hicrânda bu dem.
Yandıkça yandı gönül nâr-ı sûzanla bu dem,
Sızladı her bir teli kalbimin tıpkı keman,
Ciğerim kebâp oldu aman Sultânım aman!
Geçti bahar, esti hazân derûnum kan ağlar,
Yandı sînem, hûn oldu didem gözlerim çağlar;
Sarsıldı emel, uçtu ümit cana elvedâ!
Başladı hicrân, coştu hasret bana elvedâ!
Her yanım yara, ufkum kapkara, pür-melâlim
Ey Dost bir nazar kıl Allah için bîmecâlim!..
Rabbime Sesleniş...
Çaresiz akıllarda bir tek SEN
umutsuz hallerde avuçlarda SEN
kötülük dolu kalplerde SEN
bitmeyen ufuklarda bir tek sen olasın ya RAB!
kötü düşüncelerın en dıbınde SEN
bedenlerın en alıcı yerınde SEN
ruhların en ınce yerınde SEN
akılların içinde birtek sen olasın ya RAB!
dogan güneşin varlığında SEN
solan yaprakların rengınde SEN
doğanın yaratıcılığında SEN
gökyüzünün maviliğinde birtek sen varsın ya RAB!
kelımeler yetmeyen dudaklarda SEN
bakmaktan usanmayan gözlerde SEN
yazmaktan yorulmayan ellerde SEN
her satır başlarında birtek sen olasın ya RAB!
neşenınde,kederınde içinde SEN
biticek bu omrun sonunda SEN
mezar başımda okunucak fatıha'da SEN
mahşerde mekanımda yanımda sende olasın ya RAB!..
Gecelerdeki Hikmet....
Geceleri karanlık deyip de geçme sakın
Onda ne bilinmez gizler,ne ağlayan gözler var...
Karanlık var ise aydınlık da o nisbette yakın
Karanlığın bittiği yerde mutlaka aydınlık başlar.
Gün katili karanlık öldürüp teslim eder
Gecenin süzgecinden geçip doğar aydın günler.
Akıl ermez gecenin gizine,hikmetine
Kul kavuştu gecenin o büyük nimetine
Yüce Kitabını bile Allah bir gece indirdi
Kararmış nice ruhu nurlandırıp sevindirdi.
Kur'an' ın her hecesinde bir gece esrarı var
Geceler sırları gizler,izinsiz çözülmez bu esrar.
Bir gece gerçekleştirdi Yüce Allah, Mirac'ı
O gece Habibine gösterdi İlâhî tahtı,tacı...
Geceler doğurgandır,her gece bir anadır
Kendi karanlıkta olsa bir ana evlâttan yanadır.
O ana her sabah seherde aydınlıklar doğurur
O yüzdendir asaleti,o yüzden ondaki bu haklı gurur...
Alper Kürük
İnancın Atlas İklimi...
İnançsız sînelerde bir gece garipliği,Sarmış ufuklarını zulmetler perde perde,Bir zifirî karanlık ki rûh müptezelliği,Sanki kızıl bir karadelik var az ilerde,İmana hasret gidilen bu yerde.
Hülyâları tıpkı zulmette dönen bir dolap,
Ne gelenden bir haber ne gidenden bir iz var..
Yeis bir derince kuyu ve ötesi serap,
Sam gibi eser o iklimde esince rüzgâr;
Bütün varlık kaos, eşya sitemkâr...
İnananların ufku gökyüzü gibi parlak,
Bir derinlik içinde geçer "ân"lar, saatler..
Yeryüzü güzellikler meşheri yaprak yaprak;
O iklimde her yol Cennete doğru ilerler.
Yollarda nuranî gökçek yüzlüler...
Tül tül bulutlar altında bitmeyen bir bahar,
Salar kendini rûh uyanılmaz bir uykuya;
Gönül yaydan boşalan ok, şikârını arar;
Gittikçe tüllenir karşı ufukta bir ziyâ;
Daha ileride ışıktan deryâ...
Sonsuza yelken açılır bu derin hülyâda,
Ne düşler yeşerir bin bir hâtıra zevkiyle;
Sonra vuslata ererler bu tatlı rüyâda,
Sînelerinde duyulan sonsuzluk şevkiyle..
Gâye O, diğer şeylerse vesile...
Gitme İstemem
Demek sen böyle salına salına bensiz gidiyorsun ey canımın canı.
Ey, dostlarının canına can katan,
Gül bahçesine böyle bensiz gitme istemem.
İstemem, ey gökkubbe, bensiz dönme
İstemem, ey ay, bensiz doğma.
İstemem, ey yeryüzü, bensiz durma
Bensiz geçme, ey zaman, istemem.
Sen benimle beraberken
Hem bu dünya güzel bana, hem o dünya güzel.
İstemem, bensiz kalma bu dünyada sen,
O dünyaya bensiz gitme, istemem.
İstemem, ey dizgin, bensiz at sürme.
İstemem, ey dil, bensiz okuma.
İstemem, ey göz, bensiz görme.
Bensiz uçup gitme, ey ruh, istemem.
Senin aydınlığındır aya ışığını veren geceleyin.
Ben bir geceyim, sen bir aysın madem,
Gökyüzünde bensiz gitme, istemem.
Gül sayesinde yanmaktan kurtulan dikene bak bir.
Sen gülsün, bense senin dikeninim madem,
Gül bahçesine bensiz gitme, istemem.
Senin gözün bende iken
Ben senin çevganın önündeyimdir.
Ne olur, öylece bak dur bana,
Bırakıp gitme beni, istemem.
O güzelle berabersen, sen ey neşe,
İstemem, sakın içme bensiz.
Hünkarın damına çıkarsan, ey bekçi,
Sakın bensiz çıkma, istemem
Bir şey yoksa bu yolda senden,
Bitik bu yola düş enlerin hali.
Ben senin izindeyim, ey izi görünmez dost,
Bensiz gitme, istemem.
Ne yazık bu yola bilmeden, rasgele girene!
Sen ey, gideceğim yolu bilen,
Sen ey yolumun ışığı, sen ey benim değneğim,
Bensiz gitme, istemem.
Onlar sadece aşk diyorlar sana,
Oysa aşk sultanı mısın sen benim.
Ey, hiç kimsenin düşüne sığmayan dost,
Bensiz gitme, istemem.
Mevlana Celaleddin Rumi
mersindelikanlısı
20-08-10, 20:30
Önce İnsan Olmalı…/Servet Beki
Yaratılmışlar içinde en mükemmelidir insan,
Yüce yaradan “eşref-i mahlûkat” olarak yaratmış,
En şereflisi, en güzeli, en değerlisidir o
Asli görevlerinin yerine getirenler yükselmekte,
Fıtratına muhalefet edenlerse aşağılık bir hal almaktadır.
Peki, nedir insanı mükemmel kılan değerler?
Erdemlik, temiz ahlak, iyi ve güzel düşünce, merhamet duygusu, güvenilir olma,
Sevmek, saymak, hoş görmek, affetmek, yardım etmek, kederi ve mutluluğu paylaşmak,
Vefa göstermek, sebat etmek, incitmemek, kırmamak gibi insani değer insanın varoluşuna uygun bir yaşam sürmesi için yaşatması, sergilememesi gereken özelliklerdir.
İnsanın erdemlik vasfı olmalı..
Nefsini terbiye erdemle, bir başkasının nefsini terbiye bilgiyle yapmak için…
Temiz ahlaklı olmalı insan..
Güzel ve temiz ahlak bir neslin temeli, insana değer verme manası taşır…
Olur ya toplumda kendini takdim ederken ahlakıyla ön planda olmak için…
İyi ve güzel düşünmeli insan…
Güzel ve iyi düşünenin gördükleri güzel olur..hayatından lezzet almak için güzel düşünmeli…
Düşündüklerini hayata geçirmeli, hayatını anlamlı kılmak için…
Merhamet kanatlarını kuşanmalı insan…
Taviz’i merhametten ayıracak kadar feraset sahibi olmalı. Yeryüzündekilere merhametle yaklaşmalı insan.. Ki yarın kendisine Allah tarafından yapılacak merhameti beklemek için..
Sağlam mozaik’inin harcı olan güvenirliliğiyle olmalı insan..
Güvenilir insan deyince ilk akla gelen Muhammed’ül Emin lakaplı peygamber efendimiz gelir.
Güven duymak ve güvenilir olmak hayatının bir parçası olmalı insanın. Toplum nezdinden de Allah katında da güzel bir mertebeye ulaşmak için…
Sevgi dolu olmalı insan…
Karşılıksız sevmeli her şeyi… Sevdiği kadardır insan. Kendisini sevdiği kadar sevmeli etrafındakilerini. Bencillikten uzak, riyasız, pervasız, karşılıksız sevmeli insan… Verecekse almadan vermeli insan. Mevkisine, makamına, yaşına, cinsiyetine bakmadan sevmeli insan… Milliyetine, ırkına, diline, rengine bakmadan sevmeli…İnsan olmanın gereği olarak sevmeli, insan olduğu için sevmeli….
İnsan olmak, karşısında gördüğü bedeni değil, taşıdığı ruhu sevmeyi yeğlemeli..
Sevdiği kadar sevilmek için….
Hoşgörülü olmalı insan..
Pineci olmalı, hatayı yüzüne vurarak değil, usulünce söyleyip uyarmalı… Dost biriktirirken yüreğindekini yansıtmalı bulunduğu ortama… Dostluğu sevgiyle yoğururken, hoşgörüyle köprüler kurmalı hayata… İzzet ve onurunu çiğnetmeden gösterdiği hoşgörüyle bahar estirmeli etrafına… Tüm çirkinliklere format çekmeli insan… Yarınlara umut vaat etmeli hoşgörüsüyle… Güzel bir hayat ve temiz bir yaşam için…
Affetmeyi bilmeli insan..
Susmayan vicdanının sesini duyurarak affedebilmeli..
Kör gözlerle görmesi, sağırlaşan yüreğiyle duyması, katılaşan kalbini yumuşatarak affedebilmeli insan…
Kem düşünceye direnerek, içinde büyüttüğü şeytanlarıyla savaşarak affetmeli insan…
Ve kim bilir belki de içine kök salmış zeytin dallarını sağa sola uzatarak affetmeli..
Affetmeli her şeye rağmen..
Zihninde beslediği intikam duygusuna gem vurmak için….
Yardım sever olmalı insan..
İyi niyetin getirisi olan yardımı, yardım etmeyi sevmeli insan..
Yardım etmek için cebindekilerine değil, yüreğindekilere bakarak yapmalı…
Yürekten, kalben yapabilmeli…karşılığı olmayan yardımlar yapmalı karşılıksız sevdiklerine..
Fenalıktan kaçındığı kadar koşmalı yardıma..dertlenebildiği kadar dertlenmeli dertlilerin dertleriyle….
İyilik yapmalı herkese…
Balık bilmezse Halik’ın bilmesi için…
Kederi ve mutluluğu paylaşabilmeli insan…
Paylaşabilmeli mutluluğunu paylaştığı gibi keder ve tasalarını…
Paylaşarak kurtulmalı yalnızlığından….Dertleriyle dertlenmeli insanın… İliklerine kadar işlemeli bunu..Hissettirmeli yalnız olmadıklarına… en ümitsiz anlarında belirivermeli yanı başlarında….Arasında Okyanuslar, Sınırlar olsa bile…
Ördüğü duvarları yıkarak köprüler kurmalı insanlara ulaşmak için…
Özgür olmalı insan….
Prangalarından kurtularak yarınlarına “onur” mücadelesini anlatabilmesi için özgürlük mücadelesi vermeli insan…
Bir duruşu olmalı insanın..Vakarını güvenle yad etmek için…
Bir gülüşü olmalı insanın..gülüşünden çiçekler toplamak için..
Yüreği olmalı insanın… Bir tarafı efe olup, özgürlük naraları atmak için…
Onuru olmalı insanın…
Esarette onursuzca yaşamaktansa, özgürlüğü uğruna ölmek için…
İnsan olmalı insan…
Her şeyden önce olması gereken şeydir insani değerler taşıması..
Ne olacaksa olsun, öncelikle kendisi olmalı insan..
Her sabah yeni sabahları olmalı insanın..
Yeni umutları, yeni dostları olmalı…
Hasılı önce insan olmalı…
İnsanca yaşamak için….
bahtsiz_guzel
01-09-10, 23:07
Ey peygamber on iki yasındaydın
Çöl’de Ebu Talip ile..
Sen doğmadan öksüz idi kaderin
Doğdun yetim oldu yüreğin….
Küçücük bir nur idin Mekke’ye doğan
Güzel yüzünde hüzünlü bir tebessüm..
Sırtında nebilik mührü…
Daha on iki yasında idin…
Ve çölde yalnız ….
Çölde ıssız
Ebu Talip yoksul..
Ebu Talip mağrur
Yol uzun ve çetin; Ebu Talibin sırtında heybe
Dudaklarından dökülen adın
-Muhammed yakın dur ciğerime;
Çöl sıcak;
Çöl zalim;
Çöl haydut….
Daha on iki yasında idin
Amcan kervan’ın peşinde
Kervan Şam’a doğru giderken
Şam tüm ihtişamı ile bir Peygamber beklemekte…
Bâhira derler bilgin ihtiyar bir rahip
Gözü ufukta çölü izlemekte…
İçinde kıpırtılar…
o’da peygamber beklemekte
Mekke kervanı konaklıyor dinlenmek için;
Yol uzun;
çöl sıcak,
Muhammed yorgun..
Bir’den Bâhira’nın gözü takılıyor kervana
Donup kalıyor bakışları sessiz bir uğultuyla
Küçücük bir bulut gelenleri izlemekte
Yolculardan bir’inin amansız’ca peşinde
Emrolunan bulut Muhammed’in tepesinde
Sıcaktan bitap düşmesin diye;
O’nu gölgelemekte,
Ağaçlara takılıyor bu defa gözleri,
Ağaçlar eğip dallarını saygı gösterisinde,eğilmekte
Küçük Peygambere…
Bâhira şaşkın ,Bâhira sevinçli…
Anlıyor beklediği günün geldiğini
Haber salıyor Mekke’lilere..
- Ey Kureyş’liler sizin için yiyecekler hazırladım;
- Buraya gelmenizi istiyorum,
- Yaşlı ,genç,köle hür hepinizi davet ediyorum,
Çağrıya uyup manastıra geldiler
Bâhira hepsini izlemekte..
Gözleri bir Peygamber gözlemekte..
Bâhira üzgün aradığının orda olmadığını anlıyor;
Mahzun çehresi son bir gayretle soruyor;
- Geride bıraktığınız varmı ?diye..
Muhammed’i bırakmıslar geride
O kutlu peygamberi;
O beklenen misafiri
Kervan’a gözcü olmak gayesiyle
Muhammedi’de getiriyorlar…
Ve Bâhira ağlamakta….
Soruyor O’ na kafasındaki işaretleri;
Beklediği cevapları almakta,
Son bir kez nurlu sırtına bakmak istiyor;
Gözleri görüyor o Nûr-u Kûbra-yı
Tüm azameti ile Rabbin Mührünü taşımakta;
Muhammed… O bir Peygamber !!
Alemlerin Son rahmeti Rabbinin Sevgilisi…
Ebu Talibi çağırıyor hemen ;
Sakın bu Nûr-u şehre sokma diye
Benim gördüğümü Onlarda Görürlerse
Kıyarlar Rahmet-İ Muhammed’e..
Ve geri dönüyor Kutlu Nêbi Amcası ile Mekke’ye
Muhammed şaşkın olanlardan ;
Soruyor Amcasına
- o kimdi?
Ebu Talip ürkek , endişeli;
- Büyüdükçe ;diyor anlayacaksın
Bâhira hayatının son deminde ;
şükrediyor Rabbine,
Yanıyor kalbi ömrünün yetmemesine;
İman ediyor nur gibi parlayan Muhammed’e
Bahtiyar bir ölüm onu beklemekte….
İbrahim İnecik
Paylaşım için çok teşekkürler
Suskun güzel
16-09-10, 11:06
Hani hep derler ya;
"Kalbinin sesini dinle"
Kalbimin sesi, ya nefsimin sesi ise...?
Kalbimin istediği aslında nefsimin ve şeytanın vesvesesi ise...?
Kalbime dünya sevgisi yerleştiyse...?
Kalbimde dünyalık yer etti ise...?
Bence o kadar da önemli değil kalbimin sesi...
Çünkü çoğu zaman günahı tercih etmekte...
Allah kalple birlikte vicdanda vermiş bizlere...
Sadece kalbimizin sesini dinlemeyelim diye...
Ey müslüman genç...
Sana sesleniyor,sana söylüyorum...
Kalbinn sesini vicdanına sor önce...
"Bu yaptığım iş ne kadar uygun dinimce...?
Herkesin yapıyor olması ne kadar meşrulaştırır bu günahı?"
Sor bunu kendine...
Sonra ya kalbinin sesini, yada vicdanını dinle...
HaykomaNia *
16-09-10, 13:10
ßaşLıkta ß kuLLanmassan ii olur gibi :p
emegne saqLık
vBulletin v4.1.11, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.