PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Mahkum prenses



cαяpє diєм
19-05-09, 09:33
Linkleri sadece üyelerimiz görebilmektedir.


MAHKUM PRENSES
Philippa Gregory
Çeviren: Özlem Malkara
Artemis Yayınları
2009
620 sayfa, 24 TL.



Geçenlerde tarih okuyan bir arkadaşım, “İngiltere tarihinin aslında bir kralın uçkuru yüzünden değişmediğini, Protestanlığa geçişin altında pek çok sosyal ve politik gerekçe olduğunu biliyorsun değil mi?” diye sordu. Ne zaman Philippa Gregory’nin bahsi açılsa benzer entelektüel yorumlarla karşılaşmaya alışkınım. Her seferinde aynı yanıtı vermekten de yoruldum: tarihi kurgu, tarih demek değildir. Yazılması için yazarın doğru düzgün araştırma yapması bile gerekmez, üç-beş bilgiyi toplar, uydurur yazar. İyi bir yazarsa çok kullanılmamış ama ilginç bir detay yakalar, daha fazla bilgi toplar, daha iyi süsler, daha iyi uydurur. Aşk ve entrika hikâyeleri/dedikodularıyla romanı zenginleştirir. Ve bu işi ancak Gregory’nin yaptığı kadar iyi yapan yazarlar, yukarıda bahsi geçen türde ukala yorumlarla küçümsenir. Evet, bazen birilerinin sizi küçük görmesi iyi bir yazar olduğunuz anlamına geliyor olabilir. Yazarın yeni romanı Mahkum Prenses’in de benzer yorumlarla karşılanacağına şüphem yok.
İngiltere saray adabı
Çoğunuz gerek Gregory’nin romanlarından gerek bu romanların başarısı üzerine çekilen Tudor dizisinden (dikkat ederseniz tarih bilginiz sayesinde demiyorum) Aragonlu Katherine’i tanıyorsunuz. VIII. Henry’nin Anne Boleyn’le evlenmek için onu boşadığını ve bu yaparken tarihin akışını değiştirdiğini biliyorsunuz. Ama onun ilginç bir karakter olduğunu düşünüyor musunuz? Gregory, bir kere daha önceden iki boyutlu bırakmayı tercih ettiği bir karakteri alıp kişilik kazandırarak ilginç hatta çekici olduğunu düşünmenizi sağlıyor. Eh, onun yeteneği de bu; herkesi zevkle okunur kılmak.
Bunu yapmak için de Katherine’in Boleyn Kızı’ndaki halinden uzaklaşıp gençliğine, İngiltere prensiyle evlenmek üzere Katalonya’dan geldiği zamanlara dönüyor. Üç yaşındayken VII. Henry’nin oğlu Prens Arthur’la nişanlanan Katherine’in adı o zamanlar Catalina. El Hamra’ya (romanda Alhambra olarak bırakılmış) girip ortasına Meryem heykeli dikmeyi planlayan İspanyol askerlerle yaptığı sohbetlerden koyu Katolik İspanyol geleneklerine (katolik kısmı ve kraliçenin dini bütünlüğü ilk bölümde özellikle vurgulanmış) kadar bu bölümleri süsleyen detaylar büyük ölçüde kızın kişiliğinin temellerini göstermek adına kurgulanmış öğeler. İçinde yetiştiği toplumun katolik yapısının Katherine üzerindeki etkileri ilerleyen sayfalarda iyice belirginleşmeye başlıyor. Bu etkiyle İngiltere saray adabının sıklıkla çelişmesi ise bütün sorunların temelinde yatan etken olarak tanımlanıyor. Daha Henry’yle (baba olan) tanıştıkları sahneden itibaren bu böyle. On beş yaşında, dilini düzgün konuşamadığı bir ülkede, ailesinden uzakta ama daha o zamandan -en azından Gregory’nin anlatımında- İngilizler için İspanyol, İspanyollar için İngiliz prensesi olması, iki ülke arasındaki anlaşmayı garantilemesi gerektiğinin farkında.
Bir ‘best seller’ daha
Katherine’in ilk nişanlısıyla, Prens Arthur’la olan ilişkisi ikisinin arasının başlangıçta ne kadar soğuk olduğu özellikle vurgulanarak anlatılmış. Katherine’in sonradan savunmak zorunda kaldığı üzere Henry’yle evlendiğinde bakire olup olmadığı sorusu da böylece alttan alta işlenmiş. Elbette bu ilişkinin gelişimi anlatılırken yazarın sevdiği cinsel gerilimler de bolca kullanılmış dersem yazarın hangi tarafı tuttuğunu tahmin edebilirsiniz. Gregory hak ettiğine inandığı büyük aşkı Katherine’e Arthur’la tattırmış. Bu aşkı okuduğunuz bir süreliğine de olsa hikâyenin sonunun ne olacağını unutuyorsunuz, mutlu sonla bitecekmiş gibi geliyor. (Aslında Gregory sonunu değiştirse fiyakalı olmaz mıydı?...) Ne yazık ki yazar o kadar ileri gitmemeyi tercih ederek Arthur’u öldürüp Katherine’i Arthur’dan çok farklı bir karakter olarak tasvir ettiği Henry’yle evlendiriyor. İlk varisin başına gelenler ise ayrı bir melodram.
Philippa Gregory kaderinin peşinden İngiltere’ye gelen, Galler Prensesi olan, halkın ve iki prensin kalbini kazanan prensesin hikâyesini tarihi bilgiler ve bolca kurguyla süsleyip yan hikâyelerle anlatımını zenginleştirerek anlatmış. Karakteri okuyucuya o kadar yaklaştırıyor ki bir süre sonunda neler olacağını, tarihin neler getirdiğini ve öykünün nasıl bittiğini unutuyorsunuz. Aslında oldukça ilginç çünkü bu kadar iyi bilinen bir hikâyeyi sıkıcılıktan bu kadar uzak anlatabilmek best-seller tarzında yazan çok az yazarın başarabileceği bir iş. Sonuç olarak İlk Tudorların çoğu kısmı kurgu hikâyeleri Gregory’den umulacağı üzere inanılır ve sürükleyici bir şekilde sunulmuş. Zaten tarihi bir romandan daha fazla ne beklenir?

_Şahmeran_
07-09-09, 23:35
Bundan önceki üç kitabınıda büyük bir merak ve zevkle okudum..Son kitabı için eylülü bekliyorum (:

Hiç sıkılmayacagınız,bir solukda okuyacagınız kraliyet hayatındaki entrikalarla birlikde yasak aşkı anlatan çıkar ilişkileri ile sahte yüzeri çok iyi aktaran ve sakın filmini izlemeyin,hayal kırıklıgı yaşarsınız diyebilecegim bir kitap....