PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : TÜrk Subayi Kİmdİr?İnanin Dayanamayip AĞlayacaksiniz.



Byminik
28-01-07, 22:32
Arkadaşlar bana gelen bir maili sizlerle paylaşmak istiyorum.Sonuna kadar okursanız sevinirim.Eminim çok etkileneceksiniz.


Hakan EVRENSEL emekli bir subaydır. Güneydoğu Anadolu''da terörle mücadele
etmiştir. EVRENSEL daha sonra istifa ederek, Güneydoğu Öyküleri-1,2,3 adlı
üç kitap yayınlamıştır. Bu kitapta subay, doktor, hâkim, savcı ve er olarak,
Güneydoğu Anadolu'da, "emperyalizmin işbirlikçisi PKK''ya karşı mücadele
edenlerin mücadele anıları anlatılır.
Üç kitapta defalarca basılmıştır. Şimdi üç cilt bir arada "Güneydoğu
Öyküleri"
adı ile yayınlandı. Oğullarının yiğitliğini anlamak isteyen bir milletin
okuması gereken bir kitaptır EVRENSEL'in kitabı. Bütün kitapçılarda bulmak
mümkün.

Bugün size bu kitaptan bir hâkimin anılarını aktarmak istiyorum.

Güneydoğu''nun küçük bir ilçesinde görev yapan hâkim ilçe dışındaki
lojmanından
görünen karakolun bir gecesini şöyle anlatır:

"Lojmanımızın balkonundan o karakol görünürdü. Yaklaşık bir aydır her
istihbarat kaynağından karakolun basılacağı haberi geliyordu. Üstelik
baskının şimdiye kadar yapılanlardan çok daha büyük olacağı söyleniyordu.


Yakın birliklerden timler getirildi, karakolun etrafına mayınlar döşendi,
ağır silahlarla takviyeler yapıldı ve baskın beklenmeye başlandı."

"En son gelen istihbaratta baskının saati ve baskına katılacak
terörist sayısı
bile veriliyordu. 22.10, beş yüz terörist. Karakol o gün basılmadı."

"Bir gün sonra, bildirilen saatte cehennem başladı. Balkonumuzdan
izlediğim
dehşet dolu manzarada, daire haline gelmiş teröristlerin, dairenin
ortasına, gecenin karanlığında ateşleri parıldayan silahları
ateşlediklerini
görüyordum. Karakolun, havan ve roket mermilerinin patladığı yerde
olduğunu biliyorduk. Tam anlamıyla çember içine almışlardı. Lojmandan
ayrılıp doğruca jandarmanın binasına gittik. Karakolun merkezi, telsizle,
sürekli timlerden durumlarını bildirmelerini istiyor; dış emniyette bulunan
timler de bu çağrılara cevap veriyor, havan ve uçaksavar ateşi istedikleri
yerleri de tarif ediyorlardı."

"Bir süre sonra telsiz konuşmaları, timlerden birinin üzerine yoğunlaştı.
Timden bir türlü cevap alınamıyordu. Üst üste, defalarca çağrı yapılıyor
ancak bir türlü timle irtibata geçilemiyordu. Konuşmaları takip eden
askerler timden ümitlerini kesmişlerdi. Ama bir yandan da çağrılar devam
ediyordu. Bir saat kadar sonra, telsizden bitkin bir ses duyuldu:
"Yaralılarım var, yaralılarımı alın." Tüylerimiz diken diken olmuştu. Hemen
cevap verildi. "Tamam, Suat 3, sakin olun, az sonra birlik çıkacak."

İlk yaralı haberi, bu saatlerdir aranan timden gelmişti. Tim
komutanı konuşurken
arkadan silah sesleri duyuluyordu. Herkes bu sözler üzerine yorum yapıyordu.
Telsizin başındaki tim komutanlarından biri, bu timde şehit olduğundan
emindi. Merkezden tekrar çağrı yapıldı. "Suat 3, irtibatı kesme. Sakin
olun!" Cevapta bir değişiklik olmadı : "Yaralılarım var. Kan kaybediyorlar.
Yaralılarımı alın!"

"Ve tam bir buçuk saat, beşer dakika arayla Suat 3 kodlu timle muhabere
aynen bu sözlerle sürdü : "Yaralılarımı alın", "Sakin olun, geliyoruz."
Hepimiz o time kimsenin yardıma gidemeyeceğini çok iyi biliyorduk. Karakola
düşen mermi sayısında azalma olmuyor, aksine, takviye alan teröristler
baskının şiddetini gittikçe artırıyorlardı. Kimsenin, değil karakolun dışına
çıkmak, mevzi değiştirebilecek fırsatı dahi olmadığı apaçıktı." *

"Bir süre sonra, Suat 3''ün telsizinden hırs dolu kelimelerini
işittik: "Hemen
gelip yaralılarımı almazsanız, karakola dönüp bölüğü tarayacağım."

Hepimiz şok olmuştuk. Hemen tabur komutanı devreye girdi. Hemen hemen aynı
sözcüklerle tim komutanına sakin olma çağrısı yaptı. Ama işe yaramıyordu.
Tim komutanı "Yaralılarımı alın!" dışında başka bir şey demiyordu. Tabur
komutanının da telsizi bırakmasıyla, bir saat kadar daha tim komutanından
ses çıkmadı. Birer dakika arayla yapılan yoğun çağrılara cevap vermedi.
Hepimiz tim komutanının da şehit olduğunu düşünüyorduk. İçim burkuluyor,
başım dönüyor, tanık olduğum bu anlardan nefret ediyordum. Telsizin başına
tim komutanının okuldan devre arkadaşı geldi. Son bir ümitle eline mikrofonu
alıp, cevap beklemeden, telsizin kodlarını da kullanmadan, konuşmaya başladı
: "Devrem ben Hüseyin. Geçmiş olsun devrem. Biraz daha dayan olur mu? Bak
destek timleri yola çıktı. Sana doğru geliyorlar. Devrem aman pes etme olur
mu?"

"Telsizin mandalını bırakıp beklemeye başladı. Hepimiz Motorola marka,
duvara monteli telsiz cihazının hoparlör kısmına gözlerimizi dikmiş
bekliyorduk. Ve konuştu : "Devrem, bölük komutanı nerde?" Hepimiz derin bir
"Oh!" çektik. Telsizden, "İzinde devrem" yanıtı verildi. Suat 3, artık
tükenen bir sesle konuşmayı sürdürdü: "Ne olur yaralılarımı alın. Bende
yaralıyım."

"O ana kadar kendisinin de yaralı olduğunu söylememişti. Hepimiz donup
kalmıştık. Telsizin başındaki devre arkadaşı da bu sözü üzerine mikrofonu
fırlattı ve odadan çıktı. Ben kapının hemen eşiğinde ayakta duruyor,
duyduklarım ve gördüklerimle bir tarihe tanıklık ettiğimi düşünüyordum. "Ben
de yaralıyım" dan sonra yine ses kesildi. Sabaha kadar hiç konuşmadı
Yüzlerce kez yapılan çağrılara cevap vermedi. Artık onun şehit olduğuna ben
de inanmıştım." *

"Gün ağarırken hepimiz yorgun düşmüş, telsizden yapılan "Suat 3, Konuşan
Suat, Cevap ver!" çağrısından bıkmış halde bir köşede yığılmışken, birden
telsizin mandalına basıldığını fark ettik. Telsizden silah sesleri
geliyordu. Ve on on beş saniye sonra hayatım boyunca unutamayacağım bir
İstiklâl Marşı dinlemeye başladım. Mandala sürekli basıldığı için bütün
telsizlerin konuşma imkânı durmuştu."

"Çatışmanın altında yaralı bir tim komutanının, makamıyla söylediği
İstiklâl
Marşı'nı dinliyordum. Gözlerim dolmuştu. O ana kadar duyduğum en güzel
İstiklâl Marşı''ydı. Birinci dörtlüğü bitirdi. İkinci dörtlükte sesi
çatallaştı. Kelimeler uzadı. Ama marşı söylemeyi bırakmadı. Bozuk bir ses
tonuyla, kendini zorlayarak okumaya devam etti. Marşı bitirdiğinde, ben de
bitmiştim. Hemen orayı terk ettim."

"Bir daha onun sesini hiç duymadım. Toplam 22 şehidin verildiği o baskın
gecesinde, vücuduna saplanmış 7 merminin acısıyla söylediği İstiklâl
Marşı''nı ruhuma işleten tim komutanının ölmediğine ise hâlá
inanamıyorum."

Hâkimin anıları burada sona eriyor. İşte benim Türk subayından anladığım
budur. Vücudunda yedi mermi olduğu halde makamı ile İstiklâl Marşı söyleyen
adamdır!

Alıntıdır.

Haylaz
28-01-07, 22:42
Türk askeri her zaman farklıdır, sağolasın minik...

KaRDeLeN
28-01-07, 23:43
saol minik çok güzeldi...