psycho
31-12-06, 22:39
Bunun en birinci nedeni,
bu soruyu erkeğe sorarsa
“ucuz kadın” gibi görünme düşüncesi,
karşısındaki erkek tarafından
“öyle” algılanma korkusudur!
Çünkü kadınlar, cinsellikle ilgili konularda
söylenen ayıplarla büyümüştür.
O ayıp, bu ayıp!
Ailesinden öyle görmüştür.
Bütün bunlar saçma! Saçma! Saçma!
Bin kere saçma! Milyon kere saçma!
Neden erkeğine sevişmeyi başlatan kadın
“ucuz” görünsün ki?
Onun da hisleri, istekleri olamaz mı?
Daha amiyane deyişle.
kadının da “azgın” anları olamaz mı?
O da insan değil mi?
Allah onu da hisleriyle,
arzu ve istekleriyle yaratmadı mı?
Neden sevişmeyi hep erkek başlatsın?
Kadınlar bunda başarılı olamaz mı?
Erkeğe ilk olarak kadın dokunamaz mı?
Kadın onu öperek, okşayarak
sevişmeyi başlatamaz mı?
Yani bunları ve buna benzer şeyleri yaparsa,
ille de “ucuz görünür” öyle mi?!
Hiç de öyle değil işte!
Haa, burada bir ayrım yapacağım.
“Çıkarları için” erkeklere yanaşan kadınları
bunun dışında tutuyorum.
Çünkü o tarz kadınlar,
zengin erkeklerden para koparmak,
onları seksleriyle tavlayıp,
baştan çıkarmak için başlatırlar her şeyi.
Cesur davranışlarıyla erkeği büyüleyip,
onları parmaklarında oynatıp,
aldırır da aldırırlar.
Onu al, bunu al, onu öde, bunu öde!
Kafalarının içi bu düşüncelerle dolu olarak
seksi ilk başlatan
ve alıcı kuşlar gibi davranan bu tip kadınlar,
tabii ki “ucuz” görünürler!
Çünkü zaten onların düşünceleri,
ruhları, içleri, dışları “ucuzdur”.
(Para karşılığı seks yapan kadınları kastetmiyorum.
O zaten onların mesleği, işi.
“Ucuz Kadınlar” dediklerim, iki kuruş kazancı ile
deli gibi para harcayıp, alın terimle aldım diyenler!)
Benim asıl söylemek istediğim;
kocasını, sevgilisini seven,
onunla yaşamını,
bir birlikteliği paylaşan kadınların
“sevişelim mi?” sorusunu
erkeklerine sorabilmelerinin
asla “ucuz” olmadığı...
Ama toplum baskısı var ya!
Ah o toplum baskısı!
Küçükken ailelerin kız çocuklarının
kafalarına soktuğu o ayıp, bu ayıp lafları!!!
Sonunda kızlar büyüyüp, kadınlığa adım attıklarında;
hâlâ kafalarının içinde dönüp duran,
kendilerine sıkı sıkı tembihlenen o ayıplar listesi,
uygulanan baskıların devamı,
onları evlendiklerinde de,
bir birliktelik yaşadıklarında da
bir türlü rahat bırakmıyor.
(Böylesine bastırılmış duygularla bir kadın
ne kadar mutlu olabilir ki?)
Onun için de kadınlar kendilerini
erkeklerinin karşısında sıkıyorlar.
Bir türlü içlerinde zaman zaman esen rüzgarlara,
kopan fırtınaların kollarına kendilerini bırakamıyorlar.
Kocasına, sevgilisine karşı tutuk, çekingen davranıyorlar.
Bu da erkeklerin her zaman hoşuna gitmiyor.
(Çekingen, utangaç davranışlar,
bazen çekici olabilir ama sadece “bazen”…)
Aslında çoğu kadınlar
nelerden zevk aldıklarını
doğru dürüst bilmiyorlar.
İsteklerini, arzu ettikleri şeyleri
kocaları, sevgilileri ile konuşup,
paylaşamıyorlar ve
Erkek sevişmeyi başlatırsa,
daha güzel olur diye düşünüyorlar.
Erkek başlatırsa, arzulanan kadın
olduklarını sanıyorlar.
Kadınların çoğu, güzel yemekler yapıp,
şık bir sofra kurup, masaya bir mum yakıp,
seksi bir kıyafet giyerek erkeklerine
seks istediklerini anlatmak istiyorlar.
Bu bazen işe yarıyor ama
bazen de kadının vermek istediği mesaj,
işten yorgun dönen, trafikten bunalarak
eve gelmiş olan erkek tarafından anlaşılamıyor.
Erkek, evin değişmiş atmosferine,
kadının değişik giyimine rağmen,
onun demek istediğini anlamayıp,
hemen rahat kıyafetlerini giyip,
karnını doyurup, maçla,
spor programlarıyla ilgilenmeye başlıyor.
Bir kadın arkadaşım anlatmıştı.
“En güzel geceliğimi giyiyorum,
kremleniyor, mis gibi kokular sürüp
giriyorum yatağa, sokuluyorum kocama
ama kocam ne demek istediğimi anlamıyor!
Şayet anlarsa da ‘istiyor musun?’ diyor.
O zaman ben de lanet olsun, bir türlü
‘evet istiyorum’ diyemiyorum” diye dert yanmıştı.
Sormuştum “neden?” diye…
“Bilemiyorum. Beni okşamasını istiyorum,
dilimin ucuna geliyor ama söyleyemiyorum.
Galiba onun gözüne “orospu” gibi
görünmek istemiyorum.” dediğinde,
dayanamayıp “Aptalsın!”demiştim.
“Bırak yatakta seni öyle görsün.
Nasıl olsa, seni mutfakta kızartma kokuları arasında,
ütü masasının buharında, çamaşır makinesinin başında
çocuk pışpışlarken görmüyor mu?
Bırak, onun gözünde hem aşçı ol, hem ütücü,
hem çamaşırcı, hem çocuk bakıcısı…
Ama yatakta da onun orospusu ol.
O dönüp sırtını yatıyorsa ama sen istiyorsan
öp onu, okşa ve sor “sevişelim mi?” diye...
Her şey o zaman daha güzel olur.” demiştim.
Haa, siz sordunuz ve o da “yorgunum” dedi.
Alınmaya, gücenmeye hiç gerek yok!
O istediğinde sık sık, hatta çoğunlukla
“başı ağrıyan”, “yorgun olan” siz değil miydiniz???
Hayatı paylaşırken, bunları da paylaşmayı bilmek lazım.
Paylaşma işte o zaman “gerçek paylaşma” olur.
Sizlere Psikoterapist Pınar İlkkaracan’ın
bir gazetede okuduğum yazısını aktarmak istiyorum.
İlkkaracan, Rus hayat kadınlarının
rağbette olduğu yıllarda bir araştırma yapmış.
Sonuçta Türk erkeklerinin “aynı” Rus kadınla
“para karşılığında” seks yaptıklarını saptamış.
“Niye hem para verip, hem de aynı kadınla
birlikte oluyorsunuz?” sorusuna
erkeklerin %75’ten fazlası “aşığım” demiş.
Türk erkeklerinin Rus kadınlarına aşık olmalarının nedeni,
bu kadınların isteklerini yatakta açıkça söylemeleri
ve sekte çok rahat davranmalarıymış.
“Neden karınızla değil de bir hayat kadınıyla, hem de
aynı kadınla ilişkiye giriyorsunuz?” sorusuna da,
“Çünkü o kadın beni beğendiğini söylüyor ve
neyi arzu ettiğini açıkça belli ediyor.” diye cevap vermişler.
(Gözüyorsunuz değil mi kızlar!!! Ona göre yani!)
“İyi hoş da… o kadınlar Rus, Biz Türk’üz” diyecek bazılarınız…
Ne diyeyim?!?!?
Tabii… çünkü çoğu kadına göre seks hâlâ tabu!!!
Tabu mabu!
Siz yine de kocanıza, sevgilinize, arzu ve isteklerinizi
sevgi sözcükleriyle, hatta muzır sözcüklerle söyleyin.
Onların hoşuna gidecek sözcükler bulmaya çalışın.
Artık bunu bulmak da sizin zekanıza, yaratıcılığınıza kalmış.
Sevişme öncesinde ve sevişirken partnerinizle konuşun.
“Sevişmek” bedenin, “konuşmak” da duyguların iletişimidir.
(Yerine göre de anlayışlı ve hoşgörülü olmayı unutmayın.)
Benden söylemesi…
Siz siz olun, cinsel arzularınızın farkında olun.
Arzularının farkında olanların,
ona göre davrananların
daha çekici göründüğünü söylemişti sevgilim.
(Yazın aklınızın bir köşesine…)
bu soruyu erkeğe sorarsa
“ucuz kadın” gibi görünme düşüncesi,
karşısındaki erkek tarafından
“öyle” algılanma korkusudur!
Çünkü kadınlar, cinsellikle ilgili konularda
söylenen ayıplarla büyümüştür.
O ayıp, bu ayıp!
Ailesinden öyle görmüştür.
Bütün bunlar saçma! Saçma! Saçma!
Bin kere saçma! Milyon kere saçma!
Neden erkeğine sevişmeyi başlatan kadın
“ucuz” görünsün ki?
Onun da hisleri, istekleri olamaz mı?
Daha amiyane deyişle.
kadının da “azgın” anları olamaz mı?
O da insan değil mi?
Allah onu da hisleriyle,
arzu ve istekleriyle yaratmadı mı?
Neden sevişmeyi hep erkek başlatsın?
Kadınlar bunda başarılı olamaz mı?
Erkeğe ilk olarak kadın dokunamaz mı?
Kadın onu öperek, okşayarak
sevişmeyi başlatamaz mı?
Yani bunları ve buna benzer şeyleri yaparsa,
ille de “ucuz görünür” öyle mi?!
Hiç de öyle değil işte!
Haa, burada bir ayrım yapacağım.
“Çıkarları için” erkeklere yanaşan kadınları
bunun dışında tutuyorum.
Çünkü o tarz kadınlar,
zengin erkeklerden para koparmak,
onları seksleriyle tavlayıp,
baştan çıkarmak için başlatırlar her şeyi.
Cesur davranışlarıyla erkeği büyüleyip,
onları parmaklarında oynatıp,
aldırır da aldırırlar.
Onu al, bunu al, onu öde, bunu öde!
Kafalarının içi bu düşüncelerle dolu olarak
seksi ilk başlatan
ve alıcı kuşlar gibi davranan bu tip kadınlar,
tabii ki “ucuz” görünürler!
Çünkü zaten onların düşünceleri,
ruhları, içleri, dışları “ucuzdur”.
(Para karşılığı seks yapan kadınları kastetmiyorum.
O zaten onların mesleği, işi.
“Ucuz Kadınlar” dediklerim, iki kuruş kazancı ile
deli gibi para harcayıp, alın terimle aldım diyenler!)
Benim asıl söylemek istediğim;
kocasını, sevgilisini seven,
onunla yaşamını,
bir birlikteliği paylaşan kadınların
“sevişelim mi?” sorusunu
erkeklerine sorabilmelerinin
asla “ucuz” olmadığı...
Ama toplum baskısı var ya!
Ah o toplum baskısı!
Küçükken ailelerin kız çocuklarının
kafalarına soktuğu o ayıp, bu ayıp lafları!!!
Sonunda kızlar büyüyüp, kadınlığa adım attıklarında;
hâlâ kafalarının içinde dönüp duran,
kendilerine sıkı sıkı tembihlenen o ayıplar listesi,
uygulanan baskıların devamı,
onları evlendiklerinde de,
bir birliktelik yaşadıklarında da
bir türlü rahat bırakmıyor.
(Böylesine bastırılmış duygularla bir kadın
ne kadar mutlu olabilir ki?)
Onun için de kadınlar kendilerini
erkeklerinin karşısında sıkıyorlar.
Bir türlü içlerinde zaman zaman esen rüzgarlara,
kopan fırtınaların kollarına kendilerini bırakamıyorlar.
Kocasına, sevgilisine karşı tutuk, çekingen davranıyorlar.
Bu da erkeklerin her zaman hoşuna gitmiyor.
(Çekingen, utangaç davranışlar,
bazen çekici olabilir ama sadece “bazen”…)
Aslında çoğu kadınlar
nelerden zevk aldıklarını
doğru dürüst bilmiyorlar.
İsteklerini, arzu ettikleri şeyleri
kocaları, sevgilileri ile konuşup,
paylaşamıyorlar ve
Erkek sevişmeyi başlatırsa,
daha güzel olur diye düşünüyorlar.
Erkek başlatırsa, arzulanan kadın
olduklarını sanıyorlar.
Kadınların çoğu, güzel yemekler yapıp,
şık bir sofra kurup, masaya bir mum yakıp,
seksi bir kıyafet giyerek erkeklerine
seks istediklerini anlatmak istiyorlar.
Bu bazen işe yarıyor ama
bazen de kadının vermek istediği mesaj,
işten yorgun dönen, trafikten bunalarak
eve gelmiş olan erkek tarafından anlaşılamıyor.
Erkek, evin değişmiş atmosferine,
kadının değişik giyimine rağmen,
onun demek istediğini anlamayıp,
hemen rahat kıyafetlerini giyip,
karnını doyurup, maçla,
spor programlarıyla ilgilenmeye başlıyor.
Bir kadın arkadaşım anlatmıştı.
“En güzel geceliğimi giyiyorum,
kremleniyor, mis gibi kokular sürüp
giriyorum yatağa, sokuluyorum kocama
ama kocam ne demek istediğimi anlamıyor!
Şayet anlarsa da ‘istiyor musun?’ diyor.
O zaman ben de lanet olsun, bir türlü
‘evet istiyorum’ diyemiyorum” diye dert yanmıştı.
Sormuştum “neden?” diye…
“Bilemiyorum. Beni okşamasını istiyorum,
dilimin ucuna geliyor ama söyleyemiyorum.
Galiba onun gözüne “orospu” gibi
görünmek istemiyorum.” dediğinde,
dayanamayıp “Aptalsın!”demiştim.
“Bırak yatakta seni öyle görsün.
Nasıl olsa, seni mutfakta kızartma kokuları arasında,
ütü masasının buharında, çamaşır makinesinin başında
çocuk pışpışlarken görmüyor mu?
Bırak, onun gözünde hem aşçı ol, hem ütücü,
hem çamaşırcı, hem çocuk bakıcısı…
Ama yatakta da onun orospusu ol.
O dönüp sırtını yatıyorsa ama sen istiyorsan
öp onu, okşa ve sor “sevişelim mi?” diye...
Her şey o zaman daha güzel olur.” demiştim.
Haa, siz sordunuz ve o da “yorgunum” dedi.
Alınmaya, gücenmeye hiç gerek yok!
O istediğinde sık sık, hatta çoğunlukla
“başı ağrıyan”, “yorgun olan” siz değil miydiniz???
Hayatı paylaşırken, bunları da paylaşmayı bilmek lazım.
Paylaşma işte o zaman “gerçek paylaşma” olur.
Sizlere Psikoterapist Pınar İlkkaracan’ın
bir gazetede okuduğum yazısını aktarmak istiyorum.
İlkkaracan, Rus hayat kadınlarının
rağbette olduğu yıllarda bir araştırma yapmış.
Sonuçta Türk erkeklerinin “aynı” Rus kadınla
“para karşılığında” seks yaptıklarını saptamış.
“Niye hem para verip, hem de aynı kadınla
birlikte oluyorsunuz?” sorusuna
erkeklerin %75’ten fazlası “aşığım” demiş.
Türk erkeklerinin Rus kadınlarına aşık olmalarının nedeni,
bu kadınların isteklerini yatakta açıkça söylemeleri
ve sekte çok rahat davranmalarıymış.
“Neden karınızla değil de bir hayat kadınıyla, hem de
aynı kadınla ilişkiye giriyorsunuz?” sorusuna da,
“Çünkü o kadın beni beğendiğini söylüyor ve
neyi arzu ettiğini açıkça belli ediyor.” diye cevap vermişler.
(Gözüyorsunuz değil mi kızlar!!! Ona göre yani!)
“İyi hoş da… o kadınlar Rus, Biz Türk’üz” diyecek bazılarınız…
Ne diyeyim?!?!?
Tabii… çünkü çoğu kadına göre seks hâlâ tabu!!!
Tabu mabu!
Siz yine de kocanıza, sevgilinize, arzu ve isteklerinizi
sevgi sözcükleriyle, hatta muzır sözcüklerle söyleyin.
Onların hoşuna gidecek sözcükler bulmaya çalışın.
Artık bunu bulmak da sizin zekanıza, yaratıcılığınıza kalmış.
Sevişme öncesinde ve sevişirken partnerinizle konuşun.
“Sevişmek” bedenin, “konuşmak” da duyguların iletişimidir.
(Yerine göre de anlayışlı ve hoşgörülü olmayı unutmayın.)
Benden söylemesi…
Siz siz olun, cinsel arzularınızın farkında olun.
Arzularının farkında olanların,
ona göre davrananların
daha çekici göründüğünü söylemişti sevgilim.
(Yazın aklınızın bir köşesine…)