PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tiyatroda melodram türünün gelişimi ve özellikleri



emir
03-10-08, 19:29
TİYATRODA MELODRAM TÜRÜNÜN GELİŞİMİ VE ÖZELLİKLERİ

Yazan: Füsun Ataman

Melodram sözcük olarak Yunanca “şarkı” anlamına gelen melo- kökü ile gene Yunanca “hareket” anlamına gelen dram sözcüklerinin birleşiminden türetilmiştir. Etimolojik olarak “müzikli dram” ya da “müzikli oyun” anlamına gelen melodram sözcüğü, dramatik anlamda da müzik ile dramın türevi olarak karşımıza çıkar.
Melodramın tarihsel gelişimini izlemek için Antik Yunan tiyatrosuna uzanmak gerekir. Antik Yunan tragedyasında korobaşı ile oyun kişisi arasında geçen ve şarkı olarak seslendirilen bölümler diyalogtan farklıdır. Bu bölümler melodramın ilkel halidir. Bu yönü ile ele alındığında, dramın lirik-dramatik parçası olan melodramın, sadece Antik oyunların değil aynı zamanda ortaçağ dinsel oyunlarının da tamamlayıcı bir bölümü olarak varlığını sürdürdüğünü görürüz. Hemen hemen bütün Avrupa dillerinde aynı sözcükle ifade edilen melodram, modern anlamda da ilk olarak gene müzikal bir terim olarak karşımıza çıkar. 18. yüzyıl İtalya’sında “melodrama” sözcüğü “opera”yı da içine alan bütün müzikli oyunları tanımlamak için kullanılmıştır. Jean Jacques Rousseau’nun 1766’da yazdığı ve mélo-drame olarak nitelediği Pygmalion (ilk kez 1775 yılında Comedié Française’de sergilenmiştir) adlı oyununda müzik, sessizlik anlarında oyun kişisinin ruh durumunu anlatırken, müziğin kesilmesi ile oyuncunun monoloğunun başladığı görülür. Böylece oyunda müzik ile monoloğun sırayla yer değiştirdiği bir anlatım elde edilir. Rousseau ile hemen hemen aynı dönemde Georg Benda tarafından yazılan Ariadne aus Naxos (1771) ve Medea (1775) adlı eserlerde şarkı olarak söylenmemekle birlikte orkestranın eşlik ettiği diyaloglar yer almaktadır. Bu teknik sonraları yaygın biçimde kullanılmış, Beethoven ve Mozart’ın da eserlerinde yer almıştır. Melodram sözcüğü, müzikal anlamda hem antik dönemde, hem de 18. yüzyılda karşımıza çıkan iki biçimiyle de günümüzde halen kullanılmaktadır. Özellikle Almanya’da melodram hala şiirsel söylem ile müziğin harmanlandığı müzikal bir eser olarak kabul edilir.
Melodram terimi, ancak 19. yüzyıl başlarında yeni bir anlam kazanmaya ve bugün melodram olarak adlandırdığımız dramatik türü ifade etmeye başlamıştır. Bu yönüyle melodram, 19. yüzyıl başlarında popüler olan, ahlaksızlığın bozguna uğratıldığı, erdemin zafer kazandığı, genellikle duygusal, nadiren şiddete yer veren, kimi zaman komik sahnelerle kesintiye uğrayan ve genellikle temsil boyunca kimi bölümlere eşlik eden müzikle birlikte sunulan oyunları tanımlar.
Melodram türünün gelenekselleşmesiyle, bu tür oyunlarda karşımıza belli kalıplar çıkmaya başlar. Oyun kişilerine bakıldığında aşağıda verilen kalıp tiplerin değişmez olduğu görülür;
*Eziyet edilen kadın kahraman
*Yanlış anlamaya maruz kalan ana kahraman
*Vicdansız kötü adam
Melodram türü oyunlarda oyun kişileri genellikle düz bir çizgide, gelişimden yoksun olarak çizilir. Çatışma olgusu kişilerin dışında gelişir, kahraman çatışmanın içinde yer almaz ya da bu çatışmayı içinde yaşamaz.
Melodramın dramatik bir tür olarak konumunu belirlerken, komedi ile fars arasındaki ilişkiye benzer biçimde melodram ile tragedya arasında da bir ilişki bulunduğu saptamasından hareket edilebilir. Traji-komik oyunlar ile melodramlar arasında bir karşılaştırma yapıldığında, dokunaklı, korkutucu ve gülünç ögelerden yararlanmaları bakımından akraba oldukları, hatta kısmen aynı oldukları görülür.
1800’lerin başlarında Avrupa sanatında daha çok romantik, egzotik ve doğaüstüne yönelen eğilimler ortaya çıkmış, ancak 1820’lere gelindiğinde tiyatro daha güncel ve sıradan konulara yönelerek, işlediği karakterlerde daha insani olanı ele almaya başlamıştır. 1830’larla birlikte daha çok tutulan bir tür haline gelen melodram, modern insanı ifade etmeye başlamıştır. En popüler dönemini 1840’lı yıllarda yaşayan melodram türü, 19. yüzyıl boyunca bütün diğer eğilimlere karşın tiyatronun temel formu olmuştur. Ancak bu türe başlarda zaman zaman, sonraları doğrudan aşağılayıcı biçimde yaklaşılmıştır. 19. yüzyıl boyunca Avrupa ve Amerika ülkelerinde bu türün giderek daha popüler olmasıyla birlikte, oyuna eşlik eden müzik kullanımından yavaş yavaş vazgeçildiği, dekor ve sahne efektleri kullanımının yaygınlaştığı görülür. Özellikle A.B.D.’de tutulan oyunlar yazan Dion Boucicault (1822-1890) tarafından 1895 yılında kaleme alınan ve Harriet Beecher (1852)’ın “Uncle Tom’s Cabin” (Tom Amca’nın Kulübesi) adlı romanının bir uyarlaması olan “The Octoroon” adlı eser 19. yüzyıl yazar ve yapımcılarının yaratıcılığını en kamçılayan melodram olmuştur. Bu oyunda alevler içindeki bir nehir gemisinin sahneyi baştan başa geçişi gösterilmiştir. A.B.D.’de uzun süre varlığını ve önemini koruyan melodram, 20. yüzyıla değin oldukça tutulmuş, “Tom Amca’nın Klübesi” uyarlamaları 1853’ten itibaren 1. Dünya Savaşı yıllarına değin yaklaşık yüzyıl boyunca defalarca sahnelenmiştir.
19. yüzyılda çok geniş bir alana yayılan melodramın çok sayıda alt türü de gelişmiştir. Örneğin kent melodramları, mahkeme salonunda geçen melodramlar, atlı kahramanları anlatan melodramlar, tarihi konuları işleyen melodramlar ile roman uyarlamaları bu alt türler arasında öne çıkan türler olarak sayılabilir. Roman uyarlamalarında Sir Walter Scott ile Alexandre Dumas Père, eserleri en çok tutulan roman yazarları olmuştur.
Melodramın özgün bir dramatik tür olarak kabul edilmesini ve popülerlik kazanmasını sağlayan iki öncü yazar Alman August Friedrich von Kotzebue (1761-1819) ile Fransız René Charles Guilbert de Pixerécourt (1773-1844) olmuştur. 200’den fazla yapıtı bulunan Kotzebue’nün yapıtlarında İngiliz Duygusal Dram’larının, Fransız komedi geleneğinin ve başta Rousseaou ve Voltaire olmak üzere, Aydınlanma Çağı düşünür ve yazarlarının etkisi görülür. Tarihi oyunlar ile egzotik kurmacaları da bulunan Kotzebue, Duygusal Melodram türünün yaratıcısı olarak anılmaktadır. Oyunlarında duygusal yüzleşmeler, kimlik bunalımı, ani sürprizler ile son derece duygusal biçimde sunulan barışma sahnelerine sıkça rastlanır. Yazarın bu temaları destekleyecek biçimde, doğuştan gelen iyilik, bencil duygularla savaşma, toplumun dar bakış açısı ve önyargıları ile mücadele etme gibi konuları ele aldığını görürüz. Kotzebue’nün İngiltere’de 1798 yılında “Yabancı” adı ile sergilenen “Menschenhass und Reue” adlı oyunu bütün Avrupa’da popüler olmuştur. Oyunda, zina yapan bir kadının kocası tarafından affedilmesi oldukça dokunaklı ve acıklı sahnelerle verilmektedir.
Fransız René Charles Guilbert de Pixérécourt (1773-1844) yazdığı 100’den fazla oyunla melodram türünün babası kabul edilir. Bunun nedeni diğer yazarlardan farklı olarak oyunlarında fiziksel aksiyon ve maceraya yoğun bir gerilimin eşlik etmesidir. Pixérécourt kaleminin gücü nedeniyle yaşadığı dönemde “ Bulvarın Corneille’i ” olarak adlandırılmıştır. Yaptığı işe büyük önem veren Pixérécourt, kendi döneminin Romantik tiyatrosunu ahlaksız olmakla suçlamış, oyunlarda dramatik bütünlük üzerinde durmuş ve melodramın ahlaki bir amaca hizmet etmesi gerektiğini savunmuştur. Kotzebue’dan farklı olarak Pixérécourt özellikle okuma yazması olmayan geniş halk yığınları arasında da popüler olmuştur. Pixérécourt oyun yazarlığının yanında teorisyen kimliği ile de dikkat çeker. Yazar kuramsal yaklaşımlarını “Le Mélodrame” (1818) ve “Dernières Réflexions sur le Mélodrame”(1843) adlı yapıtlarında toplayarak yayınlamıştır. İlk yapıtında melodrama ilişkin görüşlerini açıklarken, melodramın iyiyi ödüllendiren, kötüyü cezalandıran bir anlayışla, yararlı bir işlev üstlenerek, moral değerlere seslendiğinin üzerinde durmuştur. Yazarın “Sélico” (1793) adlı eserinde gündelik yaşamın bütün yönlerine yer verdiği görülür. Uluslarası bir üne kavuşan “Coelina” (1800) adlı oyunu İngilizce, Almanca ve Rusça’ya çevrilmiş, bu oyunun İngilizce uyarlamaları ile melodram İngiliz sahnelerinde de tutulmaya başlamıştır. Pixérécourt’un kimi oyunlarında bir çok melodramda olduğu gibi, komik roller üstlenen yardımcı oyuncuların da kullanıldığı görülür. Bunlar genellikle yaşlı uşak ya da hizmetçilerdir. Pixérécourt’un “Coelina” ve “Sélico” dışında başlıca eserleri arasında “Les mines de Pologne” (1803), “Les Maures d'Espagne” (1804), “Le chien de Montargis” (1816), “Les chefs écossais” (1819) sıralanabilir. Bu oyunlar melodram türünün belli başlı trükleri, ele aldığı konular ve biçimsel özellikleri hakkında dramaturjik olarak bir genellemeye varmamızı sağlar. Buna göre melodramlarda genellikle kullanılan dramatik olanaklar şöyle sıralanabilir;
*Şiddete yer veren kovalama ve takip sahneleri
*Beklenmedik sürpriz ve tesadüfler
*Kılık değiştirme
Melodram türü oyunlar, kurgusal bakımdan incelendiğinde, asal çatışmanın daima masumiyet ile şeytani kötülük arasındaki ebedi çatışma üzerine kurulduğu ve sonunda her zaman iyinin kazandığı görülür.
19. yüzyılın başlarında kendisini göstermeye başlayan melodram türünün yapısını anlamak için bu yüzyılda tutulan diğer dram türleri ile melodram arasındaki ilişkiye değinmek gerekir. Melodram özellikle kendisinden önce gelen türlerle yakın ilişki içindedir ve bu kaynaklardan beslenerek gelişmiştir. 19. yüzyılda popüler olan dramatik türler şöyle sıralanabilir;
1. Sirk Gösterileri
2. Pandomim
3. Müzikal Revüler ve Vodvil
4. Komik Opera
5. Shakespeare Uyarlamaları
6. İyi Kurulu Oyunlar
Bu dramatik türlerin yanında gotik üslupla kaleme alınan romanlar da, hem melodram yazarları hem de bu türün izleyicisi üzerinde etkili olmuştur. Köken olarak Diderot’nun burjuva dramıyla sıkı ilişkisi bulunan melodram türünün, romantizm ile bağlantısını da gözden kaçırmamak gerekir. Dramatik bir tür olarak melodram kendi dramaturjik yapısını oluştururken en çok Sturm und Drang hareketi yazarlarından yararlanmıştır. Friedrich Schiller’in sahnelemede yeni bir kurgulamayı gerektirmesi bakımından önem taşıyan erken dönem yapıtları özellikle Kotzebue’yü derinden etkilemiştir. Kotzebue, hapsedilmiş kadın kahraman, soğukkanlı cani ve soylu, fedakar kahramanları ondan alarak etkileyici biçimde kullanmıştır.
20. yüzyıl başında sinemanın ortaya çıkışı, tiyatro sahnelerinin başlıca popüler eğlencesi olarak görülen melodramlara duyulan ilgiyi azaltmıştır. Hemen ardından televizyonun ortaya çıkışı ile melodram türü misyonunu bu alana devretmiştir. Ancak gerek sinema gerekse televizyon sektörü, melodramın dramatik formunu birebir kendi yapısına uydurarak kullanmıştır. Bu etkileşim sinemanın ilk ortaya çıktığı dönemde, sessiz sinema örneklerinde, özellikle Charlie Chaplin ya da Buster Keaton’ın filmlerinde görülebilir. Benzer biçimde, geniş kitleler tarafından benimsenen ve izlenen, “Superman”, “The Hurricane Express” gibi seri halinde filme çekilen çizgi roman uyarlamaları, “iyi adam” ile “kötü adam”ın belirgin biçimde karşı karşıya getirildiği “Western” türü filmler de bu etkileşimin günümüze değin uzanan örnekleridir.
Melodramın uzantısı olarak görülebilecek türlerden bahsedildiğinde, önemli bir ayrımın üzerinde durmak gerekir. Bunun nedeni 19. yüzyıl melodramının form olarak bugün hala varlığını koruyor olması ve doğrudan melodram türüne ait olmasa da, melodram formunda pek çok yapıtın gerek sahne, gerekse beyazperde için üretiliyor olmasıdır. Dramatik türlerin, özellikle 18. yüzyıldan itibaren iç içe geçmeye başlamasıyla birlikte, tür ayrımının ortadan kalktığı, biçimsel olarak ana türlerin özelliklerini taşımakla birlikte, farklı türlerin özelliklerini bünyesinde barındıran dramatik türlerin ortaya çıktığı görülür. Bu nedenle de tür ayrımı, yapıtların daha çok kurgusal özelliklerine bakılarak belirlenir. Melodram, 18. yüzyıldan sonra özgün bir tür olarak ortaya çıkmış olmakla birlikte, günümüzde melodram ile iç içe geçmiş, ya da melodram formuna dair özellikler taşıyan yapıtları tanımlamak için “melodramatik” terimini kullanmak daha doğrudur. Melodram türü ile melodramatik form arasındaki ayrımı belirledikten sonra, bu formun dramatik yazın tarihi içindeki gelişiminin araştırmasına girişildiğinde, Antik Yunan tiyatrosuna değin uzanmak gerektiği gerçeğiyle karşılaşırız. Tiyatro tarihi araştırmacı ve kuramcıları, melodramatik ögelerin ilk olarak Euripides’in yapıtlarında karşımıza çıktığını savunmaktadırlar. Euripides’in oyunlarındaki yoğun duygusal bölümlerle, ızdırap çeken ve çevresel etmenlerce kuşatılmış kadın kahramanlar melodramatik figürler ya da durumlar yaratmaktadır. Benzer biçimde Roma tiyatrosunun başlıca yazarları arasında sayılan Seneca’nın oyunlarında da, dramatik türler içinde en çok melodramatik forma uyacak şekilde, oyunun alçak, hain ya da zalim karakterinin aşırı, hatta kimi zaman sansasyonal durumlar yarattığına rastlanır.
Melodram türü aynı zamanda, Shakespeare’in ve İngiliz Jacobien tragedyasının vurgularını değiştirmiş olması bakımından önemlidir ve bu değişime daha sonraları 19.yüzyılın Gerçekçi yazarları da ayak uydurmuşlardır. Ancak Pixérécourt ile onu izleyen yazarların yapıtlarının çok tutulmuş olmalarına karşın melodram türü, beğenisi incelmiş seyirci ve eleştirmenlerce dikkate alınmamış, hatta daha da ileri gidilmiş, melodram türü açıkça küçümsenmiştir. Bu dönemde Pixérécourt’un oyunlarının sahnelendiği Paris’teki Boulevard du Temple (Tapınak sokağı), Boulevard du Crime (Suç sokağı) ismi takılarak alaya alınmıştır. Yazarın oyunları hiçbir zaman itibar gören tiyatrolarda sahnelenmemiştir. Bu durum bütün Avrupa ülkeleri için geçerlidir ve melodramlar genellikle önemli bulunmayan tiyatrolarda sahnelenmiştir. August Friedrich Schlegel, “Lectures on Dramatic Art and Literature” (Dramatik Sanat ve Edebiyat üzerine notlar, 1808) adlı yapıtında melodram türünü açıkça kınayarak şu ifadeyi kullanmıştır;
“… melodramların çoğu ne yazık ki sönük ve kaba yazılmış, üstelik romantik yapıtlara öykünen ancak sıradanlıktan kurtulamayan eserlerdir.”
Schlegel’inkine benzer bir yaklaşım İngiltere’de de görülür. Charles Nodier’nin melodramı elde ettiği başarıdan ötürü övmesine karşın, İngiltere’de Samuel Taylor Coleridge ve Sir Walter Scott gibi Romantik yazarlar bu türü hakir gördüklerini dile getirmişlerdir. 19. yüzyılın tanınmış eleştirmenlerinden yalnızca bir kaçı melodram türüyle ilgilenmiş, bu türün tek başına değerlendirildiğinde övgüye değer olduğunu dile getirmişlerdir.
Günümüzde melodramla ilişkin bu görüşler değişmiş, özellikle “melodram” ve “melodramatik” terimleri arasındaki fark tam anlamıyla ortaya konarak doğru şekilde tanımlanabilmiştir. Melodram için, bu türün hastalıklı durumları anlattığı gibi yakıştırmalar halen yapılıyor olsa da, farklı bakış açılarıyla yapılan incelemeler melodrama saygınlık kazandırmaya başlamıştır. 20. yüzyılın ikinci yarısında melodrama ilişkin araştırma ve tartışmaların, komedya ve tragedya alanında yapılan geniş kapsamlı araştırmalarla ilişkilenmesi sonucu melodram, dramın iki asal türü olan komedya ve tragedya arasındaki ayrımı belirlemek için kullanılmaya başlamıştır. Böylece melodram, komedya ile tragedyayı bıçak gibi birbirinden ayıran kesin çizginin üzerinde yer almıştır.
Kotzebue’nün 19. yüzyıl dramaturgisi üzerindeki etkileri incelendiğinde, onun kendi yüzyılının dramaturjisini belirleyen yazarlardan birisi olduğu görülebilir. 19. yüzyıl dramaturgisine damgasını vuran “iyi kurulu oyun tekniğinin” yaratıcısı olan Eugene Scribe (1791-1861) ile Kotzebue’nün yapıtları dramaturjik açıdan karşılaştırıldığında, Scribe’in iyi kurulu oyun tekniğini melodram yazarlarına borçlu olduğu görülecektir. Melodram ile Romantik Tiyatro akımı arasındaki ilişkinin de üzerinde durulması gerekmektedir. Bu iki türe ait oyunlar arasında pek çok benzerlik vardır ve aynı kökten beslenmektedirler. Melodramın kökenine, ele aldığı konulara ve tarihçesine ilişkin akademik çalışmalar özellikle 20. yüzyılın sonlarında ilgi görmeye başlamıştır. Bu çalışmalarla birlikte, melodrama nasıl yaklaşılması gerektiğinden çok bu türün incelenmesiyle ortaya çıkan, sayıları da giderek artan kuramsal ve eleştirel sorulara yanıt aramak önem kazanmaktadır. Bunların başında, Batı tiyatrosu geleneğinde kullanılan melodramatik tekniklerin yerini ve işlevini belirlemek gelmektedir. Aksiyon ve dolantıya dayanan Batı tiyatrosunun, bu yönüyle melodramatik ögeleri vaz geçilmez biçimde kullandığı bir gerçektir. Günümüz dramaturjisininin temelini oluşturan, yapısalcı dramatik eleştirinin metin çözümlemelerinde kullandığı alt türlere, ya da yeni dramatik sınıflamalarla ilişkin tanımlamalarla birlikte melodramatik ögelerin metinler içindeki izini sürmek sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. Ancak birbirinden farklı özellikler gösteren melodramları ayırt etmeye yönelik çalışmalar, tiyatro tarihinin geniş bir alanda çeşitlilik gösteren dramatik mirasını değerlendirmemize de yardımcı olmaktadır.

faruk
07-10-08, 21:24
emircim vermiş olduğun bilgiler için teşekkür ederim.... yazılarının devamını bekliyorum...:vergaz::claps: