El_Lobo
30-09-08, 14:56
HZ. Ebu Bekir bir gün Peygamber Aleyhisselam'a şöyle bir istekte bulundu:
Ey Allah'ın Resulü, şu annem, kendi anne babasına ve çocuklarına iyiliklidir. Sen mübareksin, onun için Allah'a dua etsen ve kendisini İslamiyet'e davet etsen, belki Allah senin sayende onu cehennem ateşinden korur. O iyi bir kadındır.
Bunun üzerine Peygamber Aleyhisselam, biricik dostu, mağara arkadaşı, sırdaşı, yoldaşı Ebu Bekir'in annesi için Allah'a dilekte bulundu ve gidip onu Allah'a imana davet etti. Ümmü'l Hayr da bu davet üzere Müslüman oldu ve Muhammed ümmetinin kıymetli validelerinin kafilesine katıldı.
Anneyi gözetmek, anne için gözyaşı dökmek. Belki de dünyada ayağı öpülecek tek varlık annedir; annesini razı edemeyen, onu üzenlere ne diyebiliriz ki, hasta kalplerinin şifa bulmasından başka.
Mekke'nin fethi günü, Peygamber Aleyhisselam, Kábe'nin yakınındaki küçük istiharatgáhına iki kişinin geldiğini gördü. Biri bembeyaz saçlı bir ihtiyardı ki, yürümekte zorlanıyor, yanındakinin koluna girmekle kalmıyor, yorgun bedenini onun bedenine yaslayarak ancak ayakta durabiliyordu.
Peygamber Aleyhisselam, bu gelenleri hemen tanıdı. Bunlar Hz. Ebu Bekir ile ihtiyar babası Ebu Kuhafe idi. Onlara şöyle seslendi:
"Ya Ebu Bekir, keşke babanı evinde bıraksaydın da biz ayağına gitseydik. O ihtiyarı yormasaydın."
Ebu Bekir ise O'na şöyle cevap verdi:
"Ey Allah'ın Resulü, onun sizin huzurunuza gelmesi, sizin onun ayağına gitmenizden daha uygundur."
Ağır ağır gediler ve baba-oğul, Peygamber Aleyhisselam'ın dizinin dibine oturdular. Ebu Bekir çok heyecanlıydı. Babasını buraya Müslüman olması için getirmişti. Allah'ın Resulü, elini ihtiyar Ebu Kuhafe'nin göğsüne koydu ve"Ey Ebu Kuhafe, daha ne bekliyorsun" dedi.
İhtiyar adam, bir süre düşündü, sessiz kaldı. Bütün bir ömrünü putlara taparak geçirmişti. Ancak şimdi, değişmek vaktiydi ve bu onun son şansı olabilirdi. Oğlunun sevgi dolu bakışları altında, Allah'ın birliğine ve Peygamber Aleyhisselam'ın O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahit olduğunu ilan ederek Müslüman oldu.
Pek acayiptir, Müslüman olduğunda başında tek bir siyah saçı kalmamış olan Ebu Kuhafe, oğlu Ebu Bekir'in vefatından sonra, iki sene daha yaşamış ve İslam üzere ömrünü tamamlamıştır.
Bir zamanlar malını Allah yolunda harcayan oğluna sitem eden Ebu Kuhafe, nihayet İslam'ın o ölümsüz dairesinde yerini aldı.
Ey Allah'ın Resulü, şu annem, kendi anne babasına ve çocuklarına iyiliklidir. Sen mübareksin, onun için Allah'a dua etsen ve kendisini İslamiyet'e davet etsen, belki Allah senin sayende onu cehennem ateşinden korur. O iyi bir kadındır.
Bunun üzerine Peygamber Aleyhisselam, biricik dostu, mağara arkadaşı, sırdaşı, yoldaşı Ebu Bekir'in annesi için Allah'a dilekte bulundu ve gidip onu Allah'a imana davet etti. Ümmü'l Hayr da bu davet üzere Müslüman oldu ve Muhammed ümmetinin kıymetli validelerinin kafilesine katıldı.
Anneyi gözetmek, anne için gözyaşı dökmek. Belki de dünyada ayağı öpülecek tek varlık annedir; annesini razı edemeyen, onu üzenlere ne diyebiliriz ki, hasta kalplerinin şifa bulmasından başka.
Mekke'nin fethi günü, Peygamber Aleyhisselam, Kábe'nin yakınındaki küçük istiharatgáhına iki kişinin geldiğini gördü. Biri bembeyaz saçlı bir ihtiyardı ki, yürümekte zorlanıyor, yanındakinin koluna girmekle kalmıyor, yorgun bedenini onun bedenine yaslayarak ancak ayakta durabiliyordu.
Peygamber Aleyhisselam, bu gelenleri hemen tanıdı. Bunlar Hz. Ebu Bekir ile ihtiyar babası Ebu Kuhafe idi. Onlara şöyle seslendi:
"Ya Ebu Bekir, keşke babanı evinde bıraksaydın da biz ayağına gitseydik. O ihtiyarı yormasaydın."
Ebu Bekir ise O'na şöyle cevap verdi:
"Ey Allah'ın Resulü, onun sizin huzurunuza gelmesi, sizin onun ayağına gitmenizden daha uygundur."
Ağır ağır gediler ve baba-oğul, Peygamber Aleyhisselam'ın dizinin dibine oturdular. Ebu Bekir çok heyecanlıydı. Babasını buraya Müslüman olması için getirmişti. Allah'ın Resulü, elini ihtiyar Ebu Kuhafe'nin göğsüne koydu ve"Ey Ebu Kuhafe, daha ne bekliyorsun" dedi.
İhtiyar adam, bir süre düşündü, sessiz kaldı. Bütün bir ömrünü putlara taparak geçirmişti. Ancak şimdi, değişmek vaktiydi ve bu onun son şansı olabilirdi. Oğlunun sevgi dolu bakışları altında, Allah'ın birliğine ve Peygamber Aleyhisselam'ın O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahit olduğunu ilan ederek Müslüman oldu.
Pek acayiptir, Müslüman olduğunda başında tek bir siyah saçı kalmamış olan Ebu Kuhafe, oğlu Ebu Bekir'in vefatından sonra, iki sene daha yaşamış ve İslam üzere ömrünü tamamlamıştır.
Bir zamanlar malını Allah yolunda harcayan oğluna sitem eden Ebu Kuhafe, nihayet İslam'ın o ölümsüz dairesinde yerini aldı.