PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Din Kimsenin Tekelinde Olmamalı!...



El_Lobo
24-06-08, 20:16
İSLAM'ın insana ulaşmadaki metodu "sevdirmek ve müjdelemek"tir. "Zorlaştırmak" veya "korkutmak" değil.

Dini anlatanların, ilahiyatçıların despotça ve dinin tek temsilcisi gibi konuşmaları yanlıştır. Birilerine sataşmaları, şahsi yatırımcılık yapmaları, politik göndermelerde bulunmaları doğru değildir. Halkın anlayamayacağı tarzda ağdalı, ağır ve sınırı zorlayan akademik çalışmaları halka değil, özel ilmi toplantılarda gündeme almaları gerekir. 1400 senelik İslami mirastan kopmadan, modern dünyayı da iyice tanıyıp ihtiyaca göre halka gitmeleri gerekir.

Gençleri kazanacak, onları zararlı felsefelerden uzak tutacak bir yöntem seçmeleri gerekir. Kendilerini yenilemeleri, camiye gelen halkın ayağına gitmeleri şarttır. Konuşurken, yazarken; Allah için Allah'a sığınarak, takvayla, samimiyetle, hissederek, hissettirerek, hurafe ve bidatten uzak, her kesimi kuşatacak bir yol bulmaları gerekir. Sipariş fetva değil, dinin istediğini söylemeleri gerekir. Aksi takdirde gençleri satanizme, olgunları nefislerine itmiş olurlar.

* * *

Diyanet görevlileri, ilahiyat fakültelerinin öğretim üyeleri, özel olarak kendilerini yetiştirmiş olanlar, dini kaynaklara ulaşabilenler, kendi birikimlerini halka yansıtma hakkına sahipler. Bu ülkede kimseden de icazet almamalılar. Hiç kimse bu konuda tekel hakkına sahip değildir. Din de bu tekel hakkını tanımaz. Tanısaydı bu kadar mezhep çıkar mıydı? Aksi halde içtihadın kapısını kapatırsınız. Dini, kazuistik, yaşanmaz, uygulanmaz bir hayal haline getirirsiniz.

Muhteşem bir dini; kim, ne adına, hangi yetkiyle temsil eder! Hiç kimse. Bunun sınırları herkesi aşar. Adı-sanı, makamı, mevkii, ilmi, birikimi vs. ne olursa olsun hiçbir fani Kuran ve Hz. Muhammed (SAV) adına konuşamaz. Ancak ondan aldığını anlatır, o kadar. Ötesi boş sözdür, iddiadır, tutarsız ve hoş bir avuntudur. Hz. Peygamber'in (SAV) bir sefer sonrası, anlaşma-sözleşmeye "Allah ve Resulü adına imza atıyorum" diyen sahabeye, "Hayır, kendi adına anlaşmaya imza at, benim adıma değil" demesi yeterli bir ders vermiyor mu?

Hz. Peygamber (SAV), namazı uzattığı için arkadaki cemaati yormuş olan Muaz bin Cebel'i (RA) yanına çağırır ve şöyle buyurur: "Sen bu hareketinle insanları fitneye mi uğratıyorsun Muaz! İhtiyar olabilir, hasta olabilir cemaatte."

Namazlarda daha çok ayet okuyayım çizgisini, yeterli kadarınca oku çizgisine çeken bir muhteşem uyarı.

Geçenlerde gazetelere yansıyan bir röportajda en güzide kuruluşlarımızdan olan Diyanet'in bir görevlisi, "tele vaizlerden" şikáyetçi olmuştu. Televizyonlarda dini anlatmak veya sorulara cevap vermek "tele vaiz" olarak nitelenecekse bunu yıllarca Diyanet de yürüttü. Ve yürütülmeli de. Hálá da haftalık periyotlarla yürütüyor. Bizde genel tespitler yapmak, vitrine çıkmaya çalışmak hastalığı vardır. Belki, şu tarzdaki dini temsiller hatalıdır denseydi problem olmazdı.

Peki, şikáyet niye! Biz etkili olamıyoruz da başkası neden etkili oluyor diye televizyonlara çıkan hocalarımıza ve ilahiyatçılarımıza sitem etmek neden? Siz de etkili ve faydalı olun. Kavga etmeden, magazine malzeme olmadan, duruşunuzu bozmadan televizyonlarda din anlatmak tabii ki sizin de hakkınız. Hakkınız gasp edilmedi ki!

Burada şu sorunun cevabını vermeli bu tür röportajı verenler: Biz neden etkili olamıyoruz? Neden program yaptığımız televizyonlarda istenilen izlenme oranlarını yakalayamıyoruz? Veya neden programlara çağrıldığımızda hemencecik ürküyoruz, korkup siniyoruz? Çarşıda, sokakta bizi görenler neden koşup bizleri kucaklamıyorlar? Eksiğimiz nerede? Belki de bu makamları hak edemiyoruz. Düşünüp özeleştiri yapalım.

Bunu düşünmeli herkes. Sabah kuşağında program yapan bir hanımefendi, beni programına çağırdığında, "Magazin ağırlıklı programa katılamam" demiştim de şu cevabı vermişti: "Biz gelecek ilahiyatçı buluruz o halde. Siz gelmezseniz bizi başkasına mahkûm edersiniz. Din adına konuşma yetkisini temsil ettiğini zannedenler ya konuşmalılar veya oturup konuşanları dinlemeliler."

* * *

Televizyon ekranı; cami, Kuran kursu, konferans salonu değildir. Bu yerlerin her birinin kendine göre hitap üslubu ve tarzı vardır. Bunları karıştırırsanız, karışırsınız. Kenarda kalırsınız. Televizyonlara çıkan ilahiyatçı arkadaşların da; vakur, hassas, saygın, mesafeli ve ne verdiğinin veya vereceğinin farkında olması gerekir. Magazinleşmemeli, şov malzemesi olmamalı, ısmarlama fetva vermemeli, Allah ne buyuruyorsa onu iletmeli.

Dini anlatmak, her ilahiyatçının görevi ve hakkıdır. Yeter ki doğru ve faydalı konuşsun veya yazsın. Bundan rahatsız olup, eyvah tekeli kaptırdım diye hayıflanmak ilim adamına değil, şahsi yatırımcılık yapan hesap adamlarına yakışır.

Kelebek
24-06-08, 21:06
din kimsenin tekelinde olmamalı derken tam olarak kasdedilen şeyi anlamadım ancak ictihadın önünü kapatırsınız sözü olayı farklı boyutlara taşır ki bunun anlamı "bırakın herkes anladığı gibi ictihad yapsın" dır. Yunus Emre Rahmetullahi Aleyh der ki;

çıktım erik dalına
anda yedim üzümü
bostan ıssı kakıdı
niye yersiz kozumu

bu bir dörtlüktür.bunu şimdi okuyan herkes anlamaya çalışacaktır.bazı kelimeleri malesef günümüzde unutulmuştur.o yüzden osmanlıca görmüş olanlar yada bu kelimeleri duymuş olanlar anlamını bileceklerdir.ancak anlamını bilseler bile saçma gelecektir.ha belki edebiyat fakültesi mezunu olanlar bu dörtlüğü dersinde işlemişlerse anlatılmak isteneni bileceklerdir.onlara anlatanlar da başkalarından öğrenmiştir.onlar da bir başkasından derken Derviş yunus'a kadar gidecektir.ben lisede edebiyat öğretmenimden öğrenmiştim sizlere de aktarıyorum

çıktım erik dalına
anda yedim üzümü
bostan ıssı kakıdı
niye yersiz kozumu

günümüz türkçesiyle

çıktım erik dalına
onda yedim üzümü
bostan sahibi azarladı
niye yersin cevizimi



şimdi erik dalına çıkıyosun üzüm yiyosun!!!bostan sahibi gelip azarlıyo cevizimi niye yiyorsun diye.ağaç bi tane erik de var üzüm de var ceviz de.

oysa dervişin anlattı Tasavvuf tur ki,ilk başta erik gibi ekşi gelir insana,sonraları üzüm gibi tatlanır nihayetinde ceviz gibi tatlı olur ki erik ve üzümü yemeden cevizin tadı alınmaz.

bunu bana anlatmamış olsalardı "aşık yunus bu sözü eğri büğrü söyleme,seni sigaya çeken bir molla kasım gelür" misali anlamsız bulurdum.

bir dörtlüğün bile insandan insana anlamı değişip şairin anlatmak istediğini onun ilmine yaşamına şiirine vakıf olanlar doğru anlayabileceği gibi şairin kendisi en doğrusunu bilir.

peki Kuranı Kerimi anlamak ondan hüküm çıkarmak için arapça bilmek yeterlimidir?kesinlikle hayır...dini ilimler nakil ilimlerdir.Peygamber efendimiz zamanında tefsiri yapılmış Eshabı Kiram Tabiini İzam Tebei Tabiini İzam ve sonra gelen müceddit ve müctehidlerle dört mezheb imamına kadar gelmiştir.dört mezheb imamının en büyüğü İmam-ı Hanefi kendilerinden sonra müctehid gelmeyeceğini bildirmiştir.

bugün ilahiyat bitiren birisi eline bir ehli sünnet aliminin kitabını alıp itikadını imanını ibadetini ona göre yapmazsa hataya düşer.çünkü ilahiyat fakultelerinde okutulan kitaplar islam alimlerinin değil yine kendini müctehid yada islam alimi sanan sapıkların kitaplarıdır.

televizyonlara televizyon camiasının işine geldiği gibi fetva verenler çıkıyor zaten.oraya çıkıp biri başını kıçını açtığın için günaha giriyosun cehennemde bunun cezasını yanarak çekeceksin dediği zaman bir daha açğrılmaz zaten.onlara yaşar nuri gibi zekeriya simsiyah gibi şakraban lazım.bi iki doğru konuşacak sonra kafasına göre hüküm çıkaracak.

diyanet devlete bağlı olduğu sürece ve devlet diyanet üzerinde söz sahibi olduğu müddetçe diyanet doğruları söyleyemez.çünkü hala devlet le halkın laikliğini ayırt edemeyen bir mantık var.dini devlet işlerine karıştırmıyorlar ancak devlet olarak dinin her işine karışıyorlar.bu yüzden diyanetten çok bişey beklememek lazım.

gençlerimiz dinlerini güvenilir yayınevlerinin bastığı ve tarihte doğruluğu alimliği bilinen kişilerin kitaplarının tercümelerinden öğrenmelidir.ilahiyat adamlarının yapması gereken iş bu kitapları bizlere ulaştırıp öğretmekken kendi kafalarından tekrar tefsir fıkıh yazmaya kalkışmaları nasıl bir sapkınlık içinde olduklarını gösteriyor.

İmam-ı Gazali varken
Abdulkadir-i Geylani varken
Mevlana Abdurrahman Cami varken
Ahmet Cevdet Paşa varken (mecelleyi hazırlayan ilm heyetinin başkanıdır.)
Mevlana Halid-i Bağdadi varken

ve daha nice isimlerini hatırlamadığım ancak kitabını okuduğum İslam Alimi varken ve bunların kitapları üç beş milyona yani baskı maliyetine satılırken neden 70-80 ytl herhangi bir ilahiyat profesörünün kitabına para vereyim?


dinin ticareti olmaz.dinin ticareti nasıl olur?namazı parayla kıldırırsan,Kuranı Kerimi para için okursan,Din kitabını ticaret amaçlı yüksek karla satarsan dinin ticaretini yapmış olursun.baskı maliyeti 5 ytl yi geçmeyen bir kitabı tv de bangır bangır reklamını yaparak Peygamber Efendimizin Hayatını anlatan bu eşsiz eser sadece 70 ytl dersen ben senin din adamlığından ve samimiyetinden şüphe ederim.asgari ücretle çalışan bi fukara o kitaba o parayı veremez.din sadece zenginler için değildir,ki peygamber efendimzin on tane hayatı yok bir tane hayatı var onu da yazmayan kalmadı.sen farklı ne yazdın ki 70 ytl diyosun?

velhasıl kelam damarların kabardı yine:)ben imam hatip mezunu olan bir arkadaşınız olarak imam hatipte öğrendiğimden çok okuduğum ehli sünnet alimlerin kitaplarından öğrendim fıkıh ve itikad bilgilerini.hala da öğrenmeye devam ediyorum.eskisi gibi din eğitimi verilmiyor ne imam hatipte ne ilahiyat fakültesinde.her arapça bilen oturup tefsir yazsa milyon tane farklı tefsir kitabı olurdu.dinini öğrenmek isteyen mealden tefsirden öğrenmeye çalışmasın,hata yapar.islam alimlerinin asli işi zaten tefsirlerden ve hadisi şeriflerden fıkıh hükümlerini itikad bilgilerini çıkarmaktıre onu da asırlarca yaptılar talebeler yetiştirdiler kitaplar yazdılar,bu kitaplar günümüze kadar geldi ancak gurbete gitmiş gibi garip kaldılar.onlar islam alimiyken bu işi yaptılar da biz hangi sıfatla aynı işi yapmaya kalkışacaz?bizde ne onlardaki ilim nede akıl yokken akla mantığa sığarmı?fen dersinde kurba kesmekle ameliyat masasında organ nakli yapmak arasında fiziksel olarak çok bi fark olmasa da birini yapan ilkokul öğrencisi birini yapan cerrahtır.cerrah yıllarını saçlarını gençliğini verir ilmini öğrenir öyle bıçak atar,ilkokul öğrencisi kafasına göre keser.aradaki farkı anlayalım değil mi:)

El_Lobo
24-06-08, 21:34
abi, yazıda bırakın herkes ictihad yapsın demiyo... bilen insanlar yapsın diyo... yoksa diyo bu kadar mezhep ortaya çıkarmıydı diyo... kişilerin tekelinde olsaydı, ictihad yapımına izin verilmeseydi İslam'da diyo bu kadar mezhep ortaya çıkarmıydı diyo... örneğin İmam_ı Azam Ebu Hanefi, İmam_ı Şafii ictihad yapmış değillermi?... her önüne gelen yapsın demiyo zaten yazıda... yanlış düşünüyosam, yanlış bişey dediysem affola...