Kelebek
14-12-06, 02:00
Yıl 1914…..
I.dünya harbi patlak vermiş,ülke topraklarında eli silah tutan her erkeğe görev emri verilmiştir…
Köseoğlu Cemal fiziksel engelli bir babayiğittir.Ne var ki,bu durumuyla asker olamaz,şehit düşme fırsatı yakalayamaz.Ancak vatana hizmet edecek asker lazımdır ve onun yerine yaşı daha küçük olan kardeşi Mehmet’i askere alırlar.Yaşı 17 dir….
İki yıl abisinin yerine askerlik vazifesi yaptıktan sonra köyüne döner….Çok zaman geçmez,bu sefer kendi askerlik zamanı gelir.Tekrar askere çağrılır…İki yllık askeri tecrübesi olan Mehmet,artık Mehmet Çavuştur…
Mehmet Çavuş,kısa boylu,yapılı bir pehlivandır.Boyu kısa olduğu için ayağı yere sağlam basar.Civar köylerde ve kasabalarda namı duyulmuş bir pehlivandır.Cepheden cepheye sevkedilir.Emrindeki askerlerin şehadetine şahit olur.
Bir gün Yunanistan topraklarındaki bir köyümüze gitmeleri emredilir.Belli ki Yunan kafiri topraklarımıza tecavüz etmiş,katliam yapmıştır.Varılan köydeki manzara akıllara ziyan….
Hamile kadınların karınları kesilmiş,ceninler ekmek gibi doğranmış.Mini mini bebeler kendilerinden büyük iplerle ağaçlara asılmak suretiyle şehit edilmiş.Geri kalanlar ise samanlıklara kapatılarak yakılmıştır.Buna hangi yürek dayanır?Hangi akıl yerinde kalır?
Müfreze beyninden vurulmuştur,hatta vurulmaktan da öte beyinleri kafa taslarından çıkarılmış ellerine verilmiştir….Tam bir katliam,vahşice….Kah ağlayarak,Kah Kuranı Kerim tilavet ederek ilerlemeye devam ederler.Bir sonraki yunan köyünde kimsecikler yoktur,herkes pılını pırtısını toplamış iltica etmiş.Buldukları tek kişi,kervana katılamayacak kadar yaşlı bir rum dur.Yani yunanlı…İçinde bulundukları ruh hali,bir önceki köyde gördükleri manzara,onlara tüm bunların intikamını bir ihtiyardan alma güdüsünü harekete geçirir.Ve oracıkta ihtiyarı bağlarlar,etraftan saman,çalı çırpı toplar ve canlı canlı yakarlar.Evet bu da vahşettir,ancak içerisinde bulundukları ruh hali,daha vicdani bir davranışa mahal veremez….
Aradan 8 yıl geçmiştir.bu 8 içinde bir veya iki kez evine gidebilmiş,annesini de o zamanlar görebilmiştir.Yıllardır evladından haber alamayan anne,artık umudu kesmiş…Cemal ise hakkın rahmetine kavuşmuş…İki evladından olan anne,bağrına taş basar,vatana bir şehit vermiş olmanın avuntusuyla yaşar…..
Halime hanım her zamanki gibi köy hayatına devam eder.Evlatlarını unutamaz elbette ancak ilk zamanlardaki gibi kederli de değildir…Vakit ikindi….Yol,ancak dere yataklarının kenarındaki patikalardan geçer,asfalt,mucur icat olmamıştır.Bağrışmalar kopar..
Halimeeee!Halimeee! Memet geliyooo….
Evet Mehmet geliyor…ancak giden o civanmertten geriye pek eser kalmamıştır.Artık hiçbir umudu,beklentisi kalmayan Halime ana ne yapsın?Şaşırsın mı?Sevinsin mi?Ağlasın mı?Gülsün mü?
O koşar..Halime Mehmetine,Mehmet anasına koşar.İki hasret yürek yarıda birleşir.ortalık gözyaşı selidir…..Ne manzara!!!……
Askerliğinin 8 inci yılında İngilizlere esir düşmüştür Mehmet Çavuş.Tam iki yıl boyunca karanlık bir zındanda yaşam savaşı vermiştir.Zindan;altından buz gibi su akan,üzerinde demir mazgal bulunan ve etrafı taş duvarla örülü küçücük bir hücredir.İçeriye çok küçük bir delikten bazen güneş ışığı girer.Onun haricinde göz gözü görmez.Aş olarak bir dilim kuru ekmek ve bir tas çorbaya benzer bir şey…su ise altında şırıl şırıl akar ve buz gibidir.İnci gibi olan dişleri,iki yılda dökülür,neredeyse ağzında diş namına bir şey kalmaz.İngilizler bir süre böyle esir ettikten sonra,elde kalan esirleri teslim etmek yerine,meydana getirilen bir ayının karşısına çıkarır güreştirirler.Evet evet,bir ayıyla güreştiriler ve halk bu eğlenceden mahrum edilmez.Hergün birkaç ceddimiz bu vahşetle şehit edilir ve İngilizler kuru ekmek masrafından kurtulurlar.Sıra Mehmettedir,onu da çıkarırlar ayının karşısına.bakmayın ayı olduğuna,birine kızdımı gözü başkasını görmez.Yalnız İngilizin de ayının da bilmediği bir şey vardır ki Mehmet halis muhlis pehlivan dır.Hem öyle böyle tuttuğunu yere vuran cinsten….Mehmet Çavuş ayının arkasına geçer ve ellerini,ayının kollarının altından geçirerek ensesinde birleştirir.O da ayının bir parçasıdır artık,kaynak yapılmış demir gibi sarılır bırakmaz.Ayı bir sağa bir sola savurur,düşüremez.Burnundan solur.Bir anda ayıyı serbest bırakan Mehmet halkın arasına dalar.O dalar da ayı boş mu durur?Hayır,o da dalar,ortalık panayıra döner,millet birbirine girer.ancak ayı bir kişinin kokusunu almaya çalışır,Mehmet Çavuşun.
İnsaflı bir doktor,hemen Mehmeti kolundan tutar arabasıyla oradan uzaklaştırır.Uzun süre zindanda kaldığı ve cildi güneş ışığına duyarlı hale geldiği için,vücudu şişmiştir.Doktor Mehmeti muayene ettikten sonra,belli bir süre gün ışığına çıkmamasını söyleyerek çeşitli merhemler verir.Bir şekilde de ülkesine dönmesine yardım eder.
Mehmet 12 yıl askerlikten sonra evine döner ama vücudu şişmiş,dişleri dökülmüş,kilo kaybetmiş,erken yaşta kocamış bir pehlivandır artık.Evlenir,bir kızı bir oğlu olur.İlk eşi vefat eder,ikinciyi alır.Öyleki torunun çocuğunu görmek nasip olur.102 yaşında her zamanki sedirinde otururken yanı başına minik bir bbek getirir gelini bırakır.
Sorar;
-gelin,bu ne?
-çocuk baba.
-kimin bu çocuk?
-Fatma’nın baba.
-bu çocuğun anası yok babası yok,buna kim bakacak?
-ben bakarım baba.
Evet o çocuk 1 yaşını doldurduğunda,Mehmet Çavuş hayata gözlerini yumar,hakkın rahmetine kavuşur.O çocuk bugün 22 yaşındadır ve büyük dedesinin hayat hikayesini yazar.
Büyük dedemin anısına yazılmıştır.Ruhu şad olsun,onun ve o savaşlarda şehit düşen,ya da gazi olup evinde ölenlere….
…………..Kelebek………….
I.dünya harbi patlak vermiş,ülke topraklarında eli silah tutan her erkeğe görev emri verilmiştir…
Köseoğlu Cemal fiziksel engelli bir babayiğittir.Ne var ki,bu durumuyla asker olamaz,şehit düşme fırsatı yakalayamaz.Ancak vatana hizmet edecek asker lazımdır ve onun yerine yaşı daha küçük olan kardeşi Mehmet’i askere alırlar.Yaşı 17 dir….
İki yıl abisinin yerine askerlik vazifesi yaptıktan sonra köyüne döner….Çok zaman geçmez,bu sefer kendi askerlik zamanı gelir.Tekrar askere çağrılır…İki yllık askeri tecrübesi olan Mehmet,artık Mehmet Çavuştur…
Mehmet Çavuş,kısa boylu,yapılı bir pehlivandır.Boyu kısa olduğu için ayağı yere sağlam basar.Civar köylerde ve kasabalarda namı duyulmuş bir pehlivandır.Cepheden cepheye sevkedilir.Emrindeki askerlerin şehadetine şahit olur.
Bir gün Yunanistan topraklarındaki bir köyümüze gitmeleri emredilir.Belli ki Yunan kafiri topraklarımıza tecavüz etmiş,katliam yapmıştır.Varılan köydeki manzara akıllara ziyan….
Hamile kadınların karınları kesilmiş,ceninler ekmek gibi doğranmış.Mini mini bebeler kendilerinden büyük iplerle ağaçlara asılmak suretiyle şehit edilmiş.Geri kalanlar ise samanlıklara kapatılarak yakılmıştır.Buna hangi yürek dayanır?Hangi akıl yerinde kalır?
Müfreze beyninden vurulmuştur,hatta vurulmaktan da öte beyinleri kafa taslarından çıkarılmış ellerine verilmiştir….Tam bir katliam,vahşice….Kah ağlayarak,Kah Kuranı Kerim tilavet ederek ilerlemeye devam ederler.Bir sonraki yunan köyünde kimsecikler yoktur,herkes pılını pırtısını toplamış iltica etmiş.Buldukları tek kişi,kervana katılamayacak kadar yaşlı bir rum dur.Yani yunanlı…İçinde bulundukları ruh hali,bir önceki köyde gördükleri manzara,onlara tüm bunların intikamını bir ihtiyardan alma güdüsünü harekete geçirir.Ve oracıkta ihtiyarı bağlarlar,etraftan saman,çalı çırpı toplar ve canlı canlı yakarlar.Evet bu da vahşettir,ancak içerisinde bulundukları ruh hali,daha vicdani bir davranışa mahal veremez….
Aradan 8 yıl geçmiştir.bu 8 içinde bir veya iki kez evine gidebilmiş,annesini de o zamanlar görebilmiştir.Yıllardır evladından haber alamayan anne,artık umudu kesmiş…Cemal ise hakkın rahmetine kavuşmuş…İki evladından olan anne,bağrına taş basar,vatana bir şehit vermiş olmanın avuntusuyla yaşar…..
Halime hanım her zamanki gibi köy hayatına devam eder.Evlatlarını unutamaz elbette ancak ilk zamanlardaki gibi kederli de değildir…Vakit ikindi….Yol,ancak dere yataklarının kenarındaki patikalardan geçer,asfalt,mucur icat olmamıştır.Bağrışmalar kopar..
Halimeeee!Halimeee! Memet geliyooo….
Evet Mehmet geliyor…ancak giden o civanmertten geriye pek eser kalmamıştır.Artık hiçbir umudu,beklentisi kalmayan Halime ana ne yapsın?Şaşırsın mı?Sevinsin mi?Ağlasın mı?Gülsün mü?
O koşar..Halime Mehmetine,Mehmet anasına koşar.İki hasret yürek yarıda birleşir.ortalık gözyaşı selidir…..Ne manzara!!!……
Askerliğinin 8 inci yılında İngilizlere esir düşmüştür Mehmet Çavuş.Tam iki yıl boyunca karanlık bir zındanda yaşam savaşı vermiştir.Zindan;altından buz gibi su akan,üzerinde demir mazgal bulunan ve etrafı taş duvarla örülü küçücük bir hücredir.İçeriye çok küçük bir delikten bazen güneş ışığı girer.Onun haricinde göz gözü görmez.Aş olarak bir dilim kuru ekmek ve bir tas çorbaya benzer bir şey…su ise altında şırıl şırıl akar ve buz gibidir.İnci gibi olan dişleri,iki yılda dökülür,neredeyse ağzında diş namına bir şey kalmaz.İngilizler bir süre böyle esir ettikten sonra,elde kalan esirleri teslim etmek yerine,meydana getirilen bir ayının karşısına çıkarır güreştirirler.Evet evet,bir ayıyla güreştiriler ve halk bu eğlenceden mahrum edilmez.Hergün birkaç ceddimiz bu vahşetle şehit edilir ve İngilizler kuru ekmek masrafından kurtulurlar.Sıra Mehmettedir,onu da çıkarırlar ayının karşısına.bakmayın ayı olduğuna,birine kızdımı gözü başkasını görmez.Yalnız İngilizin de ayının da bilmediği bir şey vardır ki Mehmet halis muhlis pehlivan dır.Hem öyle böyle tuttuğunu yere vuran cinsten….Mehmet Çavuş ayının arkasına geçer ve ellerini,ayının kollarının altından geçirerek ensesinde birleştirir.O da ayının bir parçasıdır artık,kaynak yapılmış demir gibi sarılır bırakmaz.Ayı bir sağa bir sola savurur,düşüremez.Burnundan solur.Bir anda ayıyı serbest bırakan Mehmet halkın arasına dalar.O dalar da ayı boş mu durur?Hayır,o da dalar,ortalık panayıra döner,millet birbirine girer.ancak ayı bir kişinin kokusunu almaya çalışır,Mehmet Çavuşun.
İnsaflı bir doktor,hemen Mehmeti kolundan tutar arabasıyla oradan uzaklaştırır.Uzun süre zindanda kaldığı ve cildi güneş ışığına duyarlı hale geldiği için,vücudu şişmiştir.Doktor Mehmeti muayene ettikten sonra,belli bir süre gün ışığına çıkmamasını söyleyerek çeşitli merhemler verir.Bir şekilde de ülkesine dönmesine yardım eder.
Mehmet 12 yıl askerlikten sonra evine döner ama vücudu şişmiş,dişleri dökülmüş,kilo kaybetmiş,erken yaşta kocamış bir pehlivandır artık.Evlenir,bir kızı bir oğlu olur.İlk eşi vefat eder,ikinciyi alır.Öyleki torunun çocuğunu görmek nasip olur.102 yaşında her zamanki sedirinde otururken yanı başına minik bir bbek getirir gelini bırakır.
Sorar;
-gelin,bu ne?
-çocuk baba.
-kimin bu çocuk?
-Fatma’nın baba.
-bu çocuğun anası yok babası yok,buna kim bakacak?
-ben bakarım baba.
Evet o çocuk 1 yaşını doldurduğunda,Mehmet Çavuş hayata gözlerini yumar,hakkın rahmetine kavuşur.O çocuk bugün 22 yaşındadır ve büyük dedesinin hayat hikayesini yazar.
Büyük dedemin anısına yazılmıştır.Ruhu şad olsun,onun ve o savaşlarda şehit düşen,ya da gazi olup evinde ölenlere….
…………..Kelebek………….