littlebeyza
25-02-08, 20:18
Gürültü, patırtının ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma.
Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe, herkesle dost olmaya çalış. Ama kimseye teslim olma.
Telaşsız, açık ve seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünyada herkesin bir hikayesi vardır.
Yalnız planlarının değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış.
Ne kadar küçük olursa olsun işinle ilgilen; hayattaki dayanağın odur.
Olduğun gibi görün. Sevmediğin zaman sever gibi yapma.
Aşka burun kıvırma sakın; o çöl ortasında çimenli bir yerdir.
Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.
Ara sıra isyana yönelecek olsan bile, hatırla ki kainatı yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile, kendinle barışık ol.
Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de güzeldir."
littlebeyza
25-02-08, 20:20
Beş yaşında idim.
Babaannem rahmetli, pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü. Babaannem
eğildi, aramaya başladı. Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya
çalışıyor. Çocukluk iste,'aman babaanne dedim. Bir pirinç tanesi için
bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?' Rahmetli ilk defa
sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu. ' Sen oturduğun yerden ahkâm
kesiyorsun' dedi. 'Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar
zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın
teri, emeği, çilesi var biliyor musun?'
Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.
Aradan yıllar geçti. Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
Alain'in proposlarını okuyorum. Birden irkildim. Babaannemi
hatırladım. Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa,
bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu. İlave ediyordu. Bir
iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri, göz nuru, el emeği
vardır diyordu.
On dokuz yıl evveldi.
Stockholm'e gitmiştim. Bir otele indim. Geceydi. Sabahleyin, traş
olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not
gördüm. Lütfen diyordu, traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın.
Yanda bir kutu var, oraya bırakın. Bir tek jiletle dahi olsa, İsveç
çelik sanayisine yardımcı olun. Doğrusu hayretler içinde kaldım.
Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok
eşya üzerinde ' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı. İste o
ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini
istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda
bulunuyordu.
İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda, radyolar, televizyonlar,
bir haberi duyurur. Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz
lütfen hazırlığınızı yapın.
Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap,dergi ,
gazete varsa, kâğıt, ambalaj,kutu varsa, velev ki, bir ilaç
prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına
yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.
Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.
Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekâmül
edememiş , hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir.
Böyleleri ile, zavallı, evini mezat salonuna çevirmiş diye eğlenirler.
Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi bir darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış
borçlar gırtlağı aşıyor. Zamanın başbakanı meclisi toplar. Kürsüye
çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve su andan
itibaren der, Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları
son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Su
üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim. Dediklerini yapar, en
üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün
borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek istisna
olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok. Geçenlerde Japon
imparatorunun sarayını gördüm. Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar
mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...
Gerekmediği halde elektriği yakmakla, Suyu kapamadan bos yere
akıtmakta, Gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, Yemek
yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına
geçmiyor muyuz?
Hayat çok ince, akıl almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey o
kadar birbirine bağlıdır ki, ilkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç
unutmadım.
"Bir mıh bir nalı kurtarır. Bir nal bir atı,bir at bir komutanı, bir
komutan bir orduyu, bir ordu bir ülkeyi kurtarır" diyordu..
Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım, ister fakir,
hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Bunda parayı da, maddiyatı da
aşan büyük bir edep ve incelik vardır.
MaKfAlİcEtAğErİ
25-02-08, 21:05
emeğinize sağlık güzel yazılar
ikinci yazı çok güzel ve anlamlıydı. düşündüm de hiç birini yapmıyorum(uz)... çok basit şeyler gibi görünsede üşengeçlikten, umursamamazlıktan neler kaybediyoruz farkında değiliz. Neden? bu kadar vurdumduymaz milletiz acaba.
Leyl-i Lal
30-01-09, 00:01
En mutlu kişiler, herşeyin en iyisine sahip olanlar değildir, onlar karşılarına çıkan herşeyin değerini en iyi bilenlerdir.
Mutluluk; ağlayanlar, incinenler, araştırma yapanlar, ve çabalayanlar için vardır, çünkü böyle insanlar hayatlarına giren her insanın önemini takdir edenlerdir.....
Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe, herkesle dost olmaya çalış. Ama kimseye teslim olma.
:oke::oke:
vBulletin v4.1.11, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.