PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : gök tanrı dini



halaluya
03-12-06, 20:29
Türklerin asıl dini, gerçekten taptıkları “Gök Tanrı” idi. Bütün eski Türklerin ana kültü bu idi. Eski Türkler için Güneş, Ay ve yıldızlar Tanrı değil, sadece birer aziz idiler. Tanrı ise bütün gökyüzü idi ve bu Tanrı yere ve göklere hakimdi. Yedinci yüzyılda yaşamış ve eser bırakmış Bizanslı tarihçi Simokattes, “Eski Türklerde yalnız, evrenin yaratıcısı olarak bildikleri ve tek ulu kudret olarak kabul ettikleri Gök Tanrı’ya tapmışlardır” diyor.

Gök Tanrı evrenseldir. Şafağı söktüren, bitkiye hayat veren, insanlara canlarını bağışlayan, dilediği zaman geri alan, cezalandıran, affeden odur. Yalvaranın ömrünü uzatır, atlarını çoğaltır, kuzunun yakarışını bile o duyar. O her şeyi görür, bilir ve iradesine karşı gelinmez. Türk milletinin başına kağanı o tayin eder. Kağana güç verende odur.

Gökyüzü bir bütün ve tam olduğu, tek ve mükemmel olduğu için, inandıkları Tanrıya da “Gök Tanrı” diyen eski Türkler elbette onu belli boyutlar içinde tecessüm ettiremez, put gibi küçültemez, bütün gökyüzünü sığdıracakları tapınağı düşünemezlerdi. Onun içindir ki eski Türkler büyük tapınak yapmamış, günümüze böyle bir yapı bırakmamışlardır. Ve yine bütün bunlar içindir ki Türkler İslamiyet le karşılaşınca, onu kolayca ve coşku ile benimsemişler, bundan sonra en güzel ve en muhteşem mabetleri yapmışlardır.

Türkler hiçbir zaman totemci olmamışlardır. Bu bir iddia değil birçok bilim adamının sağlam delillerle ispatladıkları bir gerçektir. Türklerin totemi olduğunu söyleyenler, Türklerin at, kurt ve bazı kuşlara olan sevgilerinden dolayı böyle bir kanıya varmış olduklarıdır.

Ömrü at üstünde, atla beraber geçen, her işini onunla yapan bir milletin, atı sevmemesi mümkün değildir. Hatta onu kutlu saymaması mümkün değildir. Ancak atı hiçbir zaman totem kabul etmemiş ve Hinduların ineğe taptıkları gibi Türkler asla ve asla ata tapmamışlardır. Eski Türklerde Kartal gibi bazı yırtıcı hayvanlara da sevgi ve saygı gösterilmiştir. Kurt’a gelince, o da bir simge idi Fakat onun Türk destanlarında özel bir yeri vardır. Kurt çevikliği, cesareti, ataklığı, yırtıcılığı, kuvveti dolayısıyla bir simge idi. Çağlar boyunca yabancılar Türkleri Kurt’a benzetmişlerdir. Bu benzetmeyi Türklerde kendileri için yapmıştır. Orhun anıtlarında da bu geçmektedir. Kendilerini Kurt’a, düşmanı ise koyuna benzetmişlerdir.

Türkler hiçbir zaman putlara tapmamışlar ve tek bir put dahi yapmamışlardı. Çünkü onlar insanın yaptığı cansız bir putun Tanrı olamayacağını biliyorlardı. Eski Türkler hiçbir hayvana da tapmamışlardı. Onlar İlahi Kudretin Bütün görünür görünmez alemi içine alan bir gücün olduğudur. Bu gücü Gök Tanrı olarak bilmiş ve inanmışlar ve de ona dua etmişlerdir. İbadet hane olarak da Mavi göğün altındaki her yeri bir ibadet yeri olarak görmüşlerdir.

“Madem ki ben kağanınız oldum, ordumuzun kargıları demirden bir orman. Gökyüzü otağımız ve güneş tuğumuz olacaktır.”
(Oğuz Kağan)