PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : göktürkler



halaluya
27-11-06, 17:30
Asya "Büyük Hun" imparatorluğundan sonra, her bakımdan temsil ettiği Türk
kültürü itibariyle 2. "süper" Türk imparatorluğu niteliğinde olan Gök-Türk
hakanlığı, "Türk" sözünü ilk defa resmî devlet adı olarak benimsemekle bütün bir
millete ad vermek şerefini kazanmış, Doğu Sibirya'daki Yakut Türkleri ile batıda
Ogur (Bulgar) Türklerinin bir kısmı dışındaki Türk asıllı bütün kütleleri kendi
idaresinde birleştirmiştir. Hakanlığın yıkılmasından sonra bir yelpaze gibi
açılarak dört tarafa yayılan çeşitli Türk zümreleri gittikleri yerlerde 'Türk"
adını ve Gök-Türk idarî, siyasî ve iktisadî geleneklerini yaşatmışlardır. Yine
bütün bu Türklerin tarihinde Gök-Türk teşkilatının, edebiyatının, töre ve hayat
telakkisinin izleri görülmüştür. Gök-Türk-lerden sonraki çağlarda, R Türkçesi
(Ogur lehçesi) müstesna, bütün Türk lehçe ve ağızları Gök-Türk Türkçesi'nin
damgasını taşır. Doğudan batıya:Orta Asya, Türkistan, Maveraünnehir, Kuzey
Hindistan, îran, Anadolu, Irak, Suriye ve Balkan Türkleri, Gök-Türkler yolu ile
Türk'tür.

Bizim bugün diğer Türk devlet ve zümrelerinden ayırdetmek üzere Gök-Türk
(Kök-Türk) dediğimiz bu topluluk ve devletin adı "Türk" veya "Türük" idi. Ancak,
kitabelerin bir yerinde kendini Gök-Türk olarak tanıtmıtır ki, "Gök'e mensup,
ilahî Türk" manasma gelen bu tabir V. Thomsen'e göre hakanlığın parlak devresine
işaret etmekte olmalıdır (herhalde Mu-kan Kagan zamanı).

Gök-Türk hakanlığı çağında, daha doğrusu 6.-9. asırlarda Orta Asya'da tarihî rol
oynayan toplulukların, çeşitli adlar altında gruplaşan Tölesler olduğu
anlaşılmaktadır. Türkçe Töles kelimesi ihtimal "asıl, kök, temel" manalarına
gelmektedir. Bk. L. Bazin, Les Calendriers..., s. 661, 667.

Töles (Tölös, Tolis, Çince'de T'ie - lo, T'ieh - le)'ler, Çin kaynaklannda eski
Hun boylanndan olarak zikredilen ve bütün Orta Asya'ya yayılmış kalabalık Türk
kütleleri bütünüdür. Sui-shu (Çin Sui hanedanımn - 581 - 618-yıllığı)'da 50
kadar kabilesi sayılmakta ve şöyle sıralanmaktadır: l'i Baykal gölünün
kuzeyinde, 5'i Tola ırmağı kuzeyinde, 5'i Tanrı dağları kuzey eteğinde, 9'u
Altaylar'ın güneybatısında, 4'ü K'ang (Semerkant havalisi) "krallığı"nın
kuzeyinde, 10'u Seyhun boyunda, 4'ü Hazar'ın doğusu ve batısında, 6'sı
Fu-lin(Bizans)'in doğusunda" . Ancak Baykal gölünden Karadeniz'e kadar yayılan
bu toplulukların hepsini de Türk menşeli saymak doğru olmasa gerektir. En batıda
gösterilen bazılarının (mesela Alanlar) îranlı oldukları biliniyor. Wu-hun
(=Ugor)'lar da Urallı bir kavim grubudur .Ayrıca Ogur boylarının da T'ieh-le'ler
olarak zikredildiği anlaşılmaktadır. Töles boylarının, taşıdıklan adlar henüz
tamamen çözülememiş olmakla beraber, Hunlardan geldikleri ve umümîyetle dil ve
örflerinin Gök-Türklerinkinin aynı olduğu belirtilmiştir' ". Bazı Çin
kayıtlarına göre, Tabgaçlar devrinde (386-534), yüksek tekerlekli araba
kullandıklanndan dolayı Kao-kü (Chao-ch'e = yüksek tekerlek) diye adlandırılan
bir kısım Töles kabileleri diğer Türkler gibi kendilerini kurt ata'dan türemiş
kabul ederlerdi. Ayrıca, T'ang-shu (Çin T'ang sülalesi -618-906- yıllığı)'da da
15 Töles kabilesinin adlan verilmiştir. Gök-Türk hakanlığı zamanında Orta ve
Doğu Asya'da gruplaçan Tölesler ile diğer ilgili bölgelerdeki topluluklar
şunlardır:

1. Tarduş (Çince'de Sie Yen-t'o, Hsieh Yen-t'o. Hsie/ = Sir/ Yen-t'o = Tarduş?)
lar .Töles kabilelerinden bir grup (herhalde Tarduş: Hakan Tar-du'nun unvanı ile
anılanlar: Batı Gök-Türk'leri= On-oklar) Altaylar'ın batı-sında oturmakta olup
Töleslerin en zengin ve kuvvetlileri olarak gösterilirler.



2. Uygur'lar. Töleslerden bir kütle. Tola ırmağının kuzey sahasmda yer
almışlardı.



3. On-0k'lar (ihtimal "Tarduş" diye de adlandırılan Töles grubu), Altaylar'dan
Seyhun (Sır-derya) yakınlarına kadar uzanan geniş bölgede görünüyorlar. Çu
ırmağı-Isık göle göre, 5'i doğuda To-lu (sol kanad), 5'i batıda Nu-çi-pi (sağ
kanad) adı ile 10 kabileden kurulu olup, "Batı Gök-Türkleri" diye de
anılmışlardır. Türgişler (aş.bk.) To-lulardan idiler. Ayrıca bunlar-dan bir
kısmı Çu-yüe (Çiğil?) ve Ç'u-mi (Çumul) adları ile anılan Türk kabi-leleri ile
birlikte 630'u takip eden yıllarda, Gök-Türk hakanlığının fetret devresinde,
Beş-balık civanndaki kurak bozkırlara çekilmişler ve Şa-t'o (Çince çöl veya
Türkçe sadak? Veya Çiğil'ler?) adını almışlardır.



4. Karluk'lar. Altaylar'ın batısında idiler .



5. Oğuz'lar (630'dan sonra bu adla ortaya çıkan Töles boyları.) Selenga ırmağı-
Ötüken bölgesinde oturuyorlardı .



6. Doğu Avrupa'da Türk topluluklan: Avar'lar , Hazar'lar , Ogur'lar ,
Peçenek'ler ve ihtimal Kıpçak-Kuman'lar vb.



7. Kırgız'lar. Baykal'ın batısında, Yenisey nehrinin kaynakları bölgesinde
idiler .



8. Basmıllar (Çince'de Pa-si-mi). îdi-kut(hükümdar)'unun Türk olduğu belirtilen
bu kavmin aslen yabancı olup, Türklerle karıştığı ileri sürülmüştür. Daha ziyade
îç-Asya'da Beş-balık havalisinde görünmektedirler.



9. K'i-tan, Tatabı, Dokuz-Tatar, Otuz-Tatar gibi Moğol soyundan kabileler doğu
bölgesinde Kerulen ve Onon nehirleri havalisinde bulunuyorlardı.



Ancak hatırlatmak gerekir ki, bütün bu topluluklar, zaman zaman yer
değiştirmekte, arada bir çözülen boylardan yeni birlikler meydana gelmekte,
hülasa oynak kütleler teşkil etmekte idiler. Yine görülmektedir ki, Tarduç,
Uygur, On-ok, Oğuz, Ogur, Hazar vb. gibi isimler Türk soyundan gelen kütlelerin
türlü teşkilatlanmalar dolayısiyle aldıkları adlardan ibarettir. "Türk" de,
bilinen manası ile önceleri belirli bir topluluğun (Aşına ailesi etrafında
toplananların) adı iken sonraları yaygınlaşmıştır.

Gök-Türkler, Çin kaynaklarının açıkça belirttikleri üzere, Asya Hunlarından
iniyorlardı Başbuğ ailesi olan Aşına soyunun bir dişi kurttan türediğine dair o
çağda pek yaygın olduğu anlaşılan rivayetler Gök-Türklerin erken tarihini
efsanelerle karıştırmaktadır. Ancak kurttan-türeme geleneğinin Asya Hunları
arasında da mevcut olması ve kurt ata'nın Türkleri dar, geçilmez yollardan
selamete ulaştırdığı (Bozkurt Destanı'nın aslı) rivayetinin Hunlarda görülmesi
Gök-Türklerin Hunlara nisbetini ortaya koymaktadır. Aşına ailesinin, yalnız bir
erkek çocuk hayatta kalmak üzere, katliama uğramış olduğu rivayeti , Tsü-kü
(aslında Asya Hun devletinde bir unvan) adlı Hun ailesine mensup Meng-sün
tarafından kurulan Kuzey Liang Hun devletinin (yk. bk.) 439'da Tabgaçlar
tarafından yıkılması hadisesine bağlamak mümkündür. Sui-shu (Çin yıllığı,
581-618)'ya göre, bu Hun devletinde idareyi elinde tutan Tsü-kü(Chü-ch'ü)'ler
imha edildiği zaman A-shih-na (Açına) kolu 500 ailelik bir kütle halinde, Kan-su
bölgesinden göçerek, Juan-juanlara sığınmışlardı. Gök-Türklerin nüvesini teşkil
ettiği belirtilen ve Meng-sün'ün oğlu An-çu ve sonra torunu Şu'nun öldürülmesi
üzerine önce Hsi-hai'da iken sonra Altaylar'a nüfüz eden bu kütle, Chü-ch'ü
(Tsü-kü)ler yolu ile de Asya Hunlarına bağlanmaktadır ve hatta, bu kısa göç
hareketini idare eden Aşına soyunun, Güney Hun tanhuları yolu ile Mo-tun'un
mensup olduğu ünlü T'u-ko (Tu-ku) ailesinden gelmesi kuvvetle muhtemeldir . Kurt
ata inancı dolayısiyle Gök-Türk hakanlık belgesi, altından kurtbaşlı sancak
(tug) olmuştur.

I. GÖK-TÜRK HAKANLIĞI




Gök-Türklerin 6. yüzyılın ilk yansında Altay dağlarının doğu eteklerinde ve
maden istihsal edilen yakın bölgelerde (Yarkent, Kaşgar, Kuça vb.) ananevî
san'atları demircilikle uğraştıklan ve Juan-juan devletine silah imal ettikleri
biliniyor. Fakat o zaman dahi dağınık idiler. Chou-shu (Çin yıllığı, 557-581)'ya
göre, Gök-Türk devletinin kurucusu olan Cho-shu ( Çin yıllığı 557-581) 'ya göre
Gök-Türk devlerinin kurucusu olan Bumun (Çince'de, Tu-men)'ın atası A-hien,
"şad" unvanını taşıyor ("Bilge Şad") ve Bumın'dan hemen önce gelen Tu-wu adlı
başbuğ da Ta Ye-hu ("büyük yabgu") olarak tanınıyordu. Demek ki, Türk kütlesinin
Ju-an-juanlarla bağlılığı daha ziyade "federatif' mahiyette idi. Bumın daha 534
yılında Kuzey (Batı) Tabgaç (Wei) hükümeti ile siyasî münasebet kurmuş, 542'de
akıncılarının başında Huang-ho nehri yakınlarında görünmüş ve 545'de Tabgaç
hükümdannın gönderdiği elçiyi "împaratorluktan nezdimize hey'et geldi,
devletimiz bundan gurur duyar" sözleri ile karşılamıştı. Gök-Türk hanlarından
İşbara, 585'deki konuçmasında Gök-Türk devletinin "50 yıl önce" kurulduğunu
söylemişti ki, bu da 535 tarihine denk düşmektedir.

Ancak Juan-juan devletine karşı bir "Töles" ayaklanmasını bastıran (546)
Bumın'ın, Juan-juan hükümdarı ile eşdeğerde olduğunu göstermek için onun kızı
ile evlenmek arzusunun kabaca reddedilmesi üzerine, Batı Tabgaç prensesi ile
evlenerek vurduğu ağır darbe sonucu Juan-juan devletini çökerttikten (552
başları) sonra, resmen "İl-kagan"' unvanını alması ve böylece, eski büyük Hun
imparatorluğunun başkent bölgesi Ötüken merkez olmak üzere hakanlığı kurması 552
yılında vaki olmuştur.

Devletinin batı kanadının idaresini, kuruluşta birlikte çalıştıklan küçük
kardeşi İstemi (İştemi. Çince'de She-ti-mi)'ye veren Bumın, devleti kurduğu yıl
içinde öldü. "Yabgu" unvanını taşıyan, dolayısiyle Doğu kanadının yüksek
hakimiyetini tanıyan îstemi, Batı'da fetihlerine devam ederken, Ötüken'de
iktidara gelen, Bumın'ın oğlu, K'o-lo (Kara?) ve bunun erken ölümü üzerine hakan
olan, Bumın'ın diğer oğlu, Mıı-kan (Beğ-Han? 553-572) zamanında devlet haşmetli
çağına ulaştı. Heybetli görünüşü, parlak etkili gözleri, kudreti ve sertliği Çin
kaynaklarında belirtilen Mu-kan Kagan, son bir darbe ile ahalisinin bir kısmının
Çin'e (müttefikleri olan Ts'i topraklarına) sığmdığı bilinen, bir kısmının da
Baykal'ın kuzeyine doğru çekildiği anlaşılan Ju-an-juan devletini tarihe mal
ettikten sonra (555) doğuda K'i-tanların ve kuzeyde Kırgızların ülkelerini
Gök-Türk hakimiyetine bağladı; Çin'de Batı Tabgaçlannın yerine geçen Chou
hanedanı (557-581) ile diğer Çinli Ts'i (Ch'i) hanedanını (550-557) baskı altına
aldı; îstemi'nin harekatına karşı Çin'den yardım isteyen Ak Hun-Eftalit
devletine ve Maveraünnehir halkına Çin askerî desteğini önledi. 564'de
Şan-si'deki Ts'i başkenti Tsin-yang'ı muhasara etti ve kızı prenses Açına'yı
Chou imparatoru Wu-ti ile evlendirdi (568). Kaynaklann bildirdiğine göre, geniş
ülkelere ve 100 bin kişilik bir orduya sahip olan Gök-Türk hakanını, Çin
imparatoru akrabalık kurma yolu ile teskin etmiş oluyordu.

Mu-kan'ın emrindeki kuvvet hakanlığın Doğu kanadının ordusu idi. îs-temi
(552-576) kumandasındaki öteki ordu ise kendi bölgesinde hareket halinde idi.
Kısa zamanda, Altaylar'ın batısını Isık göl ve Tann dağlan'na kadar hakimiyetine
alan îstemi, geniş çapta askerî ve siyasî faaliyetleri neticesinde temas kurduğu
Sasanî imparatorluğu ve Bizans gibi Ortaçağ'ın en büyük iki devletini Gök-Türk
politikası izinde yürütmek suretiyle, Türk hakan lığını bir dünya devleti
payesine yükseltti. Ak Hun-Eftalitler üzerinde yaptığı ilk baskı tecrübesinden
(ihtimal 556 yılı başlarında) sonra, ipek transit ticaretini elinde tutan bu
devlete karşı Sasanî imparatorluğunu tabiî müttefik olarak gören îstemi,
Şehinşah Anüşîrvan Adil ile andlaşma yaptı; bu vesile ile Anüşîrvan ile evlenen
kızı îran sarayına imparatoriçe oldu. Müttefikler tarafından sıkıştırılan Ak
Hun-Eftalit devleti yıkıldı ve toprakları, Ceyhun (Amu-derya) sınır olmak üzere
iki müttefik arasında paylaşıldı (557). Maveraünnehir, Fergana'nın bir kısmı,
Batı Türkistan'ın güneyi, Kaşgar, Hoten vb. Gök-Türklere intikal etti. Bu
suretle îç-Asya kervan yolu üçüncü kere Türklerin eline geçmiş oluyordu.

Ancak Anüçîrvan, bu bölüçmede, zaferdeki cüz'î katkısına nisbetle "arslan"
payını almış olmasına rağmen, pek memnun değildi; Kervan yolu'nun Maveraünnehir
güzergahını da ele geçirmek istiyordu. Bu maksatla, kendi ülkesinden Akdeniz
limanlanna ve Bizans'a yapılmakta olan ipek nakliyatını durdurdu. Böylece hem
ipek ticaretinin ünlü kervancıları olup son taksimde Gök-Türklere bağlanan Sogd
ahalisinin faaliyetini baltalayarak huzursuzluk çıkarmak, hem de Türkleri ipek
transit vergisi gibi yüksek bir gelirden mahrum etmek düçüncesini tatbik
mevkiine koydu. îstemi'nin gönderdiği elçileri hile ile öldürttü. Gök-Türk
fütühatının Talas-Çu sahasından ve Seyhun nehrinin doğusundaki Khoa-lit ülkesi
(Bizans elçisi Zemarkhos'ta: Kolkh. Kholiat) üzerinden Aral-Hazar kuzeyine doğru
ilerlediği bu tarihlerde Iran ile uzlaşma ümidini kesen îstemi Bizans'a döndü ve
İstanbul'a Sogdlu ipek taciri ve diplomat Maniakh başkanlığında bir hey'et
gönderdi (567 sonları). Tarihte bu, Orta Asya 'dan Doğu Roma'ya giden ilk resmî
hey'et idi. îpek meselesi Gök-Türkler kadar, Bizans'ı da ilgilendirdiği için,
hatta daha önceleri Sasanî aracılığından kurtulmak üzere nakliyatını Hind denizi
yoluna teksif etmek maksadı ile Güney Arabistan'daki Himyerî devleti ile
temaslar aramış olan Bizans'ta împarator Justinos II, Türk elçilerini ilgi ile
karşılamış, îstemi'nin gönderdiği "îskitçe" (Türkçe) mektubunu okutmuş ve
Maniakh'ın ağzından teşebbüsün ciddîliğini anlamıştı. Bir ittifak andlaşması
yapmak üzere, umümî vali Zemarkhos başkanlığında bir hey'eti yola çıkardı (569
Ağustos başı). Türk elçileri ile birlikte Karadeniz-Kafkaslar-Hazar Denizi-Aral
gölü arasından Talas yolu ile Tanrı-dağları'ndaki Ak-Dag (Altın-dağ)'da
İstemi'nin huzuruna gelen Bizans elçisinin hatıraları Gök-Türk hayatını ve
kudretini gözler önüne sermesi bakımından pek kıymetli bir vesikadır. îstemi,
Bizans ile işbirliği yaparak Anüçîrvan'ı îpekyolu'nu açmağa zorlamak gayesini
güden siyasetinde başarıya ulaşmış, 571 yılında Sasanî-Bizans çatışması
başlamış; hakimiyetlerini Harezm üzerinden Kafkaslar'ın kuzeyindeki Kuban
ırmağma kadar yaymağa çalıçan ve ayrı ayrı Türk idarecilerin emrinde olmak üzere
ülkeyi 8 bölge halinde ellerinde toplayan Gök-Türkler o sıralarda Azerbaycan'a
da girmişlerdi. Fakat batıya bu Türk ilerleyişi durakladı ve Bizans ile esas
ortak hareketle ilgili müdahale, ancak Anüşîrvan'ın oğlu olup, Gök-Türk
prensesinden doğduğu için "Türk-zade" diye anılan Ormuzd IV (579-590)'un son
yıllannda (588'lerde) yapılabildi. Gecikmenin sebebi, Gök-Türkleri savaşa
iştirak için tazyik eden Bizans'ın gönderdiği elçilerden birı olan Valentinos'u
576'da Aral gölü havalisindeki Türk bölgesinde karşılayan Türk-şad'ın
sözlerinden anlaşılıyor. Bu Türk prensi Bizans'ı, Gök-Türklerin hasımları olan
Avar' 'ları himaye etmekle ve "kılıçlanarak değil, atların ayakları altında
karınca gibi ezilerek öldürülmeyi hakeden" bu kavme barınacak yer vermekle
suçluyorduki, bu doğru idi. Ayrıca Bizans, Azerbaycan üzerinden ilerleyerek
ihtimal Güney Kafkasya'daki Sabar Türkleri ile bağlantı kurmak isteyen Gök-Türk
kuvvetlerinin hızını kesmek maksadiyle, 576'ya doğru oradaki Sabar Türk
kütlesini dağıtmıştı.

İstemi'nin siyasetinin diğer mühim bir neticesi de şu olmuştu: 19 yıl süren
(571-590) Sasanî-Bizans mücadelesinden sonra da iki imparatorluğun arası
düzelmemiş, birbirini takip eden karşılıklı istilalarda nihayet imparator
Herakleios'un Sasanî başkenti Mada'în (Ktesiphon)'e kadar uzanan seferleri
(622-628) Sasanî imparatorluğunun son mecalini de kırmıştı ki, Kur'an'da bile
işaret olunan bu durum İslamiyetin kısa zamanda îran'da hakimiyet kurmasını
kolaylaştırmıştır.

Gök-Türk imparatorluğundaki, îstemi'nin faaliyeti dahil bütün askerî-siyasî
teşebbüslerin, adına yapıldığı hakan Mu-kan 572'de öldü. Devleti muazzam bir
genişliğe ulaştıran bu büyük hükümdarın hatırası Orhun Kitabeleri'nde akisler
bulmuştur: "Dört tarafa ordu sevk edip kavimleri hep itaat altına almış,
başlılara baş eğdirmiş, dizlilere diz çöktürmüş; ileride (doğuda) Kadırgan
dağlarına (Kingan dağları), geride (batıda) Temir Kapıg (=Demirkapı,
Belh-Semerkand yolu üzerinde, 12-20 metre genişlik ve 3 kilometre uzunluğunda)'a
kadar -Türk milletini- hakim kılmış; bu memleketlerde Kök-Türk (kavmi) idi-oksız
oturur olmuş; bilge kagan imiş, alp kagan imiş, buyruk ve beyleri, kavmi (bodun)
hep bilge ve cesur imişler...". Ötüken'de tertiplenen büyük cenaze törenine
husüsî heyetlerle katılan komşu devlet ve kavimler arasında Bizans
imparatorluğunun da bulunmuş olduğu anlaşılmaktadır .

Mu-kan'ın yerine kardeşi T'a-po geçti (572-581). Kudretli hakanlığın yeni
hükümdarı, kendini kutlamak üzere 100 bin top ipek hediye eden Chou imparatoru
ile yine tebrik için çeşitli hediyelerle birlikte başkumandanını göndermek
suretiyle hususî bir itina gösteren Ts'i (Çh'i) imparatoruna "Ogullanm" diye
hitap ediyordu. Bu, bütün Kuzey Çin'in Türk himayesine alındığını göstermekte
idi. Ülkesinin genişliğinden dolayı hakanlığın doğrudan doğruya kendi
idaresindeki kanadını ikiye ayırarak, Doğu'suna, kardeşi K'o-lo'nun oğlu
Şe-tu(İşbara)'yu, Batı'sına da küçük kardeçi Jo-tan'ı "kagan" (küçük kagan)
unvanları ile tayin eden T'a-po, bir Ts'i prensesi ile evlenmek düşüncesine
kapıldı ve ayrıca, Türk topluluğu için zararlı cihetleri önceki devirlerde ileri
görüşlü Türk idarecileri tarafından ortaya konulmuş olan Buda dinini, Budist
misyonerlerin telkinlerine kanarak memlekette himayeye kalktı; bir Budist
tapınağı ve bir Buda heykeli yaptırdı" . Gök-Türk haşmeti zevale yüz tutmuş gibi
idi. T'a-po dış siyasette de yanlış adımlar attı. Ts'iler 577'de Chou hanedanı
tarafından yıkıldığı zaman, oradan kaçarak kendisine sığınan bir Ts'i prensini
"Çin kaganı" ilan etti. Cho-ularla arasının açılmasına sebeb olan bu durum
karşısında, kalabalık bir ordu ile Pekin bölgesine ilerleyen T'a-po, kendisine
yeni bir Çinli prenses vaad edilerek durduruldu (579). Ancak prensesin
verilebilmesi için Chou hükümdarı, "Çin kaganı" Ts'i prensinin kendisine
teslimini istiyordu. Bir av esnasında bu prensin Choular tarafından
kaçırılmasına göz yumulması millet nazarında hakanın itibarını büsbütün
sarstı.Gök-Türk birliği ve kültüründe mühim çatlakların belirdiği bu yıllarda
diğer bir hadise de İstemi'nin ölümü oldu (576).

Resmî unvanı "yabgu" olması gereken fakat ihtimal, Türk "il"inde bir bodunun
(sonraki "On-ok" bodun'u; buradaki "on büyük başbuğ" ona bağlanmıştı)başında
olduğu için kitabelerde ve bir Bizans kaynağında "kagan" diye zikredilen bu
büyük şahsiyetin ölümünü, yukarıda adı geçen Türk-şad'ın sözlerinden
öğreniyoruz. Onu sinirlendiren hususlardan biri de, ölen "ata"sının yas
günlerinde Türklerin Bizans elçileri tarafından rahatsız edilmeleri idi. Yol
hatırası, Gök-Türk hakanlığının batı bölgelerindeki kavimler bakımından mühim
olan elçi Valentinos'a hitaben yapılan ve Bizans'ı suçlayan bu konuşma, ayrıca
Türk fütühatının hem şeklini, hem felsefesini açıklamak itibariyle de değer
taşımaktadır: "Ben, esirlerimiz olan Uar-Huni'lerin hangi yoldan Bizans'a
gitliklerini biliyorum. Dinyeper'in, Meriç'in nerede olduğunu, Tuna'nın nereye
aklıgını da biliyorum. Gün doğusundan gün batısına kadar ülkeler bize diz
çökmüştür. Bize karşı gelmek cesaretini gösteren Alanları, On-Ogurları
görüyorsunuz.Roma'ya da gelecegiz. Gök-Türk sınırlarının Kafkasya'nın kuzeyine
ulaştığını ortaya koyan bu sözlerle Bizans da açıkça tehdit edilmekte idi. Ancak
Türk-şad latife yapmadığını gösterdi. Kınm'da Bizans'a ait ünlü Kerç (Bosporos)
kalesi Türk kuvvetleri tarafından zaptedildiği zaman Doğu Roma elçileri henüz
Gök-Türk topraklannda idiler (576). Bu, Gök-Türk hakanlığının, Mançurya
sınırlanndan Karadeniz'e kadar uzanarak, genişliğinin son noktasına ulaştığı
tarihtir.

İstemi'den sonra yerine geçen oğlu Tardıı (576-603) cesareti ve savaşçılığı ile
babasına benzemekte idi ise de, siyasî ihtirası yüzünden, T'a-po zamanında
açılmış olan ayrılık çizgisini büsbütün derinleştirdi. Çinliler, onun bu
zaafından faydalandılar: Önce, hakanlık Doğu kanadnın kendine verilmemiş
olmasından küskün olan Ta-lo-pien(Mu-kan'ın oğlu)'in Tardu'nun yanına gitmesini
telkin ettiler. Halbuki Mu-kan bile bu oğlunu tahta aday göstermemiş idi, çünkü
annesi asîl (yani Türk soyundan) değildi. Hakan T'a-po da 581'de ölürken, kendi
oğlu yerine onun hakan olmasını istediği halde, Devlet Meclisi (Toy) bunu kabul
etmemiş ve sonunda K'o-lo'nun oğlu İşbara (Çince'de, Şa-po-lüe) hakanlığa
getirilmiştir.

Çin, Gök-Türkler arasındaki bu anlaşmazlığı körüklemeğe devam ediyordu.
Ta-lo-pien Batı Yabgusu Tardu'nun yanında, Doğu'daki yeni hakan ile mücadeleye
giriştiği sırada, İşbara da o tarihte, Chou'lar'ın yerine iktidara gelen Sui
hanedanı(581-618)'ndan kendi ailesinin intikammı almak isteyen karısı, Chou
prensesi Ts'ien-kin'in telkinlerine kapılarak, Çin'e kuvvet sevkediyor; Sui
imparatoru Wen-ti (Yang Chien. 581-604) de eskiden beri Çin şehirlerinde
ticaretle uğraşan ve dostluk ilişkileri çerçevesinde imtiyazlara sahip 10 bin
kadar Türk'ü Çin'den uzaklaştırıyordu. Buna karşı Işbara'nın ordusu ile Çin'e
girmesi, Çin entrikasının kesifleşmesine yol açtı. Wen-ti yabgu Tardu'ya altın
kurt başlı bir sancak göndererek onu Gök-Türk hakanı olarak tanıdığını bildirdi
.Ihtirası alevlenen Tardu, Çin'e karşı ortak hareket teklif eden İşbara'nın
isteğini önce reddetti ve îşbara, Gök-Türkleri gayet iyi tanıdığı anlaşılan
diplomat-general Ç'ang-sun Şeng ile mücadele etmek ve bu Çinlinin Türk
kumandanları arasına soktuğu nifak ile uğraşmak mecburiyetinde kalırken, Tardu,
hakanlığın Doğu kanadının yüksek hakimiyetini tanımadığını ilan etti (582).
Böylece, 350 yıldan beri ilk defa Çin'de siyasî birliği kurarak sonraki kudretli
T'ang sülalesine siyasî yönden basamak vazifesini görmüş olan Sui sülalesi
iktidannın başladığı yıllarda, Gök-Türk hakanlığı resmen ikiye bölünmüş oldu.

DOĞU GÖK-TÜRK HAKANLIĞI



Doğu'da zor şartlar altında hakan îşbara dengeyi büsbütün kaybetti. Ordu
mensuplan arasında, kendisi ile mücadeleye devam eden Ta-lo-pien'e bağlı
olduklarını zannettiği yüksek rütbeli kumandanları vazifeden uzaklaştırmağa,
hatta cezalandırmağa başladı. Neticede bu askerlerle, prenslerden bazıları
Çin'den yardım istemek zorunda kaldılar. Etrafında korku ve nefret uyandıran
îşbara da, kendi gücünden çok şey kaybettiğini ve Tardu -Ta-lo-pien ikilisinin
tehdidi altına girdiğini esefle gördüğü için bizzat, Sui hükümdarına müracaat
ile askerî destek ve barış dileğinde bulundu. Teklifı sevinçle kabul eden
Wen-ti'nin derhal yolladığı heyetin başında diplomat Yü K'ing-tsî ile birlikte
yine Ç'ang-sun Şeng bulunuyordu. Başkentte Hatun'un ve diğer Türk ileri
gelenlerinin önünde bu iki Çinli, îşbara'ya hakaret edecek kadar ileri gittiler
ve "Çin imparatorunun oğlu" olduğunu kabul eden hakanı "Ç'en" (bende) ilan
ettikten sonra memleketlerine döndüler. Doğu hakanlığı Çin himayesine girmişti.
Durumu kendi çıkarına kıyasıya sömürmeyi tasarladığı anlaşılan Çin, Türkleri
büsbütün yozlaştırmak maksadı ile, halkını Çince konuşturmağa, Çinliler gibi
giyinmeğe, Çin adetlerini kabule teşvik ve mecbur etmesi için îşbara üzerinde
zorlu baskısını artırdı. Hakan imparatora gönderdiği 585 tarihli mektupta bu
talepleri şöyle cevaplandırmakta idi: "Size baglı kalacak, haraç verecek,
kıymetli atlar hediye edecegim. Fakat dilimizi degiştiremem, dalgalanan
saçlarımızı sizinkine benzetemem, halkıma Çinli elbisesi giydiremem, Çin
adetlerini alamam. İmkan yoktur, çünkü bıı bakımlardan milletim fevkalade
hassastır, adeta çarpan tek bir kalb gibidir." ve ilave ediyordu: "Sui
imparatoru dünyanın gerçek hakimidir. Gökte iki güneş olmadığı gibi, yerde de
iki hükümdar olmamalıdır" vb.

Gök-Türk hakanlığının parçalandığı, tabi kütlelerin ayaklandığı, Türklerin Çin'e
ilticaya başladıkları, Türk hükümdar ailesi mensuplannın birbirine düştüğü bu
karışıklıkta İşbara öldü (587). Yerine geçen kardeşi Ç'ıı-lo-hoıı (=Ye-hu Kagan)
ve arkasından Toy tarafından (Devlet Meclisi'nce) hakan ilan edilen Tulan
(588-600) zamanlarında durum düzelmedi. Meşhur Ç'ang-sun Şeng Gök-Türk
hakanlığını iyice çökertme yollarını gösteren raporlar hazırlıyarak imparatoruna
takdim ediyor, elçi olarak geldiği Ötüken'de türlü entrikalarla Türk hanedan
üyelerini karşı karşıya getiriyordu. En büyük yardımcısı da, önce T'a-po'nun,
sonra İşbara'nın ve nihayet, Tulan'ın öldürülmesinden sonra, Çin'in muvafakatı
ile tahta çıkarılan, Ye-hu'nun oğlu, K'i-min (= T'u-li. 600-609) hakanın karısı
olan Çinli prenses Ts'ien-kin idi. K'i-min, bu defa, Doğu hakanlığını kendi
idaresine almağa çalışan Tardu'ya karşı kullanılmakta idi. Bu K'i-min de
imparator Yang-ti'ye, 607'de, gönderdiği bir mektupta "Haşmetpenah'ın aciz bir
bendesi" olduğunu, hatta vaktiyle İşbara'nın bile reddettiği "Türk kavmini
Çinliler gibi yapmağa -giyim, adet ve dilde Çinlileştirme- hazır bulunduğunu"
yazabiliyordu. Ancak, ölümünden sonra yerine geçen oğlu Şi-pi (Shih-pi, 609-619)
Gök-Türk haysiyetini biraz kurtarabildi. Bir Çinli prenses ile evlenmekle
beraber bunu, Çin'in Gök-Türk iç işlerine karışmasını önleyen bir paravana
olarak kullandı. 5-6 yıl içinde Doğu Hakanlığı topraklarındaki dağınıklığı
giderdi; batıda Tibet'e ve doğuda Amur nehrine kadar tekrar itaat altına aldı
(615). Durumdan telaşa düşen Sui imparatoru, Türk hanedan üyeleri arasında
anlaşmazlık çıkarmağa dayanan değişmez Çin planını yeniden uygulamağa geçti: Bu
defa yol göstericisi, hususî entrika raporları hazırlayan ve Batı Asya için
yazdığı eserler başlıca kaynaklardan sayılan Çin devlet ve "sömürge" adamı
P'ei-chü idi. Hakanın küçük kardeşi Ç'i-ki çad'a "hakanlık" teklif edildi. Fakat
milletin perişanlığını ve Çin tahakkümünün rezaletlerini gören bu genç, hem
teklifi, hem kendisine vaad edilen Çinli prensesi reddetti. Çinliler başka bir
yol denediler: Gök-Türk nazır (Bakan)'larından birini pusuya düşürerek
öldürdükten sonra, Hakan'a onun muhalefet maksadı ile kendilerine müracaat
ettiğini, fakat "aradaki dostluktan" dolayı onun ortadan kaldırılmasını uygun
bulduklarını bildirdiler. Gaye Hakan Şi-pi ile Gök-Türk büyüklerinin arasını
açmaktı. Hakan bu oyuna da gelmedi. Gök-Türk nazırının öldürülmesi hadisesinin
Çin-Türk anlaşmasını bozduğunu ileri sürerek yıllık haracı kesti, savaşa
hazırlandı. Planı, Çin'in kuzey eyaletlerinde geziye çıkmış olan imparator
Yang-ti'yi baskınla yakalamaktı. Fakat teşebbüs hakanın Ötüken'de bulunan
zevcesi Çinli prenses t-ç'eng tarafından gizlice Çin'e bildirildiği için
sür'atle geri dönmeğe çalışan imparator, takipçi Gök-Türk süvarileri tarafından
Şan-si'de Yen-men (bu-gün Tai-hien) mevkiinde kuşatıldı. Üzüntüsünden ağladığı
rivayet edilen imparatorun imdadına yine aynı prenses yetişti: Gök-Türk
ülkesinde büyük bir isyan çıktığı söylentisini yayarak Türk ordusunun geri
çekilmesini sağladı (615).

Yang-ti'nin son, itibar düşürücü durumu Çin'de karışıklıklara yol açtı ve ona
karşı muhalefet gittikçe arttı. Bu defa da Çin ileri gelenlerinin Gök-Türklere
sığınmalarına şahit olunuyor ve Şi-pi hakan Çinlilerin siyasetini kendilerine
karşı tekrarlıyordu. Çin sarayını yağmalayarak aldığı kıymetli eşyayı Gök-Türk
hakanına sunan mülteci Liang Shi-tu'yu, Şi-pi "Çin kaganı" ilan ederek (617)
kendisine bir kurt başlı sancak verdi. Liu Wu-Chou adlı diğer bir kumandanı da
"Batı Çin kaganı" yaparak, Sui'lere karşı sefere çıkardı. Şi-pi'nin siyasî
faaliyetleri arasında, tarihî bakımından en ehemmiyetlisi Çin umümî valilerinden
Li Yüan'ı himayesine alıp desteklemesidir ki, andlaşma gereğince, Türk
ordularının yardımı ile Sui'leri iktidardan uzaklaştırarak başkent Ç'ang-an'daki
imparatorluk servetini hakana takdim eden, ayrıcı 30 bin top ipek ve yıllık
vergi vermeyi kabul etmiş olan Li Yüan, Çin'de 300 yıl kadar hüküm süren ünlü
T'ang sülalesini (618-906) kurmuş ve kendisi imparator olarak Kao-tsu (618-626)
unvanını almıştır.

Şi-pi'den sonra hakan Ç'u-lo (619-621) kardeşinin sert siyasetini takip ediyor
ve Hakanlığa karşı tutumu kısa zamanda değişen T'ang imparatoruna karşı Sui
sülalesini canlandırmağa kararlı bulunuyordu. Fakat karısı Çinli prenses İ-ç'eng
tarafından zehirlenerek öldürüldü. Hakan olan kardeşi Kie-li (621-630) kifayetli
bir adam değildi. Hain prenses î-ç'eng ile evlenmiş, ağır dille yazdığı
mektuplarla imparatoru tahrik etmişti. Karısının tesiri altında idi. Plansız,
taktiksiz, sadece cesarete dayanan askerî teşebbüslerinde bir-iki defa mağlüp
oldu. Tutumu millette emniyetsizlik uyandırdı. Tarduşlar, Bayırkular, Uygurlar
ayaklandılar (627). Tarduş başbuğu î-nan'ın darbeleri yıkıcı olmuştu. Vaktiyle
Türk himayesine sığınmış olan birçok Çinli Tang imparatorundan af dileyerek
memleketine dönüyor, K'i-tanlar ve başka kavimler Çin ile temaslar arıyor ve
sınır bölgelerinde Çin'e bağlanıyorlardı. İmparator T'ai-tsung (627-649, Li
Yüan'ın oğlu) Türklere vuracağı darbe için vaziyetin olgunlaşmasını bekliyordu.
Hakan kuşattığı bir şehir önünde mağlüp olarak çekilirken yakalandı, muhafaza
altında Çin başkentine gönderildi (630).

Tai-tsung'un kendini "Türkler'in Gök Kaganı" ilan ettiği 630 senesi Doğu
Gök-Türk istiklalinin sonu kabul edilmiştir. Hakanlığa bağlı kabileler ve
yabancı topluluklar dağılıyor, Gök-Türk prensleri etraflanna kuvvet
toplayabilecek kimseler olmadıklanndan, herkes başının çaresine bakıyor, bazı
gruplar Çin'e sığınıyorlardı. Gerçi başta Aşına ailesinden "kagan"lar vardı,
fakat bunlar artık Çin sarayının emrinde, oraya sadakat ziyaretleri yapan,
hediyeler sunan, imparatorlardan türlü unvanlar alan birer kukla idiler.
Gök-Türklerin acıklı durumunu; Çin sarayında imparator huzurunda Türklere karşı
ne yapılabileceği hususunda, cereyan eden münakaşalardan anlamak mümkündür.
Neticede Kuzeybatı Çin'de (Ordos) Sed boyunda "6 Eyalet" bölgesine Türklerin
yerleştirilmesi kararlaştırıldı. Bu suretle belki Türklerin Çinlileşeceği
umuluyordu. Fakat 680'e kadar geçen 50 yıl devamınca Türk mİlleti kendini
unutmadı, dilini, örf ve adetlerini korudu, tarihinin şanlı hatıralarını ruhumda
yaşattu. Bu arada ufak çapta baş kaldırmalar oluyurdu: Mesela Aşına ailesinden
bir prensin Altaylarda Türk hakanlığını ihyaya çalışması (646-649), yine
Gök-Türk hükümdarlan soyundan Tu-çi'nin On-ok'ların basında "kagan" ilan
edilerek (676-678) Çin'e karşı Tibetlilerle ittifak etmesi. Çinliler tarafından
şiddetle bustırılun bu hareketler arasında en çok hayret uyandıran, 639 yılında
Kür-şad'ın ihtilal teşebbüsüdür. T'ang imparatorunun saray muhafız kıt'asında
vazife gören Gök-Türk pren-si (588'de savaş meydanında ölen Hakan Ye-hu'nun
küçük oğlu) Kur-şad

Çince'de: Kie-şe) Türk devletini ihya etmek için 39 arkadaşı ıle bir gizli
cemiyet kurmuş ve önce, bazı geceler tek başına şehirde dolaşan imparator
Tai-tsung'u yakalamağa karar vermişti. Fakat planın uygulanacağı gece ansızın
patlayan fırtına yüzünden imparator saraydan çıkmadı. Kararın geciktirilmesini
sakıncalı gören Kür-şad ve arkadaşları bu defa doğruca saraya yürüdüler. 40
Türk, sarayı ele geçirip başkente hakim olmayı düşünüyorlardı. Yüzlerce muhafız
telef edildi ise de dışandan sevkedilen ordu ile başa çıkılamadı. Şehir
yakınındaki Wei ırmağına doğru çekilen Kür-şad ve arkadaşları yakalanarak
öldürüldüler.

Batı Gök-Türk Hakanlığı



582 yılında hakanlığın doğu kanadı ile resmen ilgisini kesen Tardu, her iki
tarafı kendi idaresinde birleştirmek için gayret sarfediyordu. Doğu hakanlığına
baskı yapan Çin'in, Tulan hakana karşı, kardeşi T'u-li (K'i-min)'yi tutarak iki
kardeşi çarpıştırması üzerine Tardu Çin'e yürüdü. Kuzey Çin'de ilerlerken
yukanda adı geçen general - diplomat Ç'ang-sun Şeng'in oyununa kurban oldu. Bu
Çinli, Türk ordusunun geçeceği yollardaki suları, kuyuları, pınarları gizlice
zehirletmişti. Tardu böyle bir şeyin de yapılabileceğini hatırına getirmediği
için zayiat ve ağır at telefatı verdi , çekilmek zorunda kaldı (600). Bu tarihe
kadar Tardu Kagan batıda büyük başarılar kazanmış, Hoten bölgesini hakanlığa
bağlamış, şehinşah Ormuzd IV "Türk-zade" (579-590) zamanında, Bizans-Sasanî
savaşlarında, îran işlerine müdahale etmişti. Bir Türk başbuğu ("Hazar
yabgu'su"?) Derbend'i kuşatırken, diğer Gök-Türk ordusu Herat, Badgîs havalisine
girmişti (588-9). Bu orduyu durduran ünlü Sasanî kumandanı Bahram Çüpîn'in isyan
ederek Ormuzd'ı tahttan indirip onun oğlu Husrev Pervîz'i çıkarması, fakat bunun
da kaçması üzerine, Bahram'ın kendini "Şehinşah" ilan etmesi Sasanî
imparatorluğunu karıştırmış, Bizans'ın müdahalesi ile mağlüp edilen Bahram
sonunda hakana sığınmıştı. Böylece Tardu'nun, bir yandan, kısa müddet için de
olsa, her iki Türk hakanlığını kendi idaresinde birleştirmesi (598'e doğru),
aynı zamanda tran üzerinde nüfuzlu bir durum kazanması, onun, 598 yılında Bizans
imparatoru Maurikios'a gönderdiği mektubun başlığında ifadesini bulmuş
görünmektedir: "Dünyanın yedi ırkının büyük başbugu ve yedi ikliminin hükümdarı
Hakan'daıı Roma imparatonma.." . Çin kaynaklarına göre de, bu tarihte Tardu,
Ötüken, Kuzeybatı Moğolistan, Aral gölü havalisi, Kaşgar, Maveraünnehir ve
Merv'e kadar Horasan sahalan üzerinde hakim bulunmakta ve ulu hakan olarak
"Bilge Kagan" ünvanını taşımakta idi.

Fakat Tardu Gök-Türk birliğini gerçekleştirmek için, Çin'in desteğindeki Doğu
hakanları Tu-lan ve K'i-min ile mücadeleleri dolayısiyle, çok şiddetli davranmış
ve buna, şüphesiz Çin'in aleyhte propagandası eklenmişti. Neticede başta
Töles'ler olmak üzere bazı Türk boyları ve yabancılar ayaklandılar. Tardu
bunlarla başa çıkamadı ve mücadeleyi sürdürdüğü Kuku-nor havalisinde Moğol
Tü-yü-hun'lar arasında kayıplara karıştı (603)

Tardu'nun sahneden çekilmesinden sonra, memlekette isyancıların sayısı arttı,
nizam bozuldu. Doğu hakanlığında yeni bir kudret olarak beliren Şi-pi Kagan'a
karşı, Tardu'nun torunu Ho-sa-na (=Ç'u-lo Kagan) Sui'lerle işbirliğine kalktığı
ve hatta ülkesini bırakarak Çin sarayında yaşamayı tercih ettiği için Şi-pi
tarafından Çinliler'den teslim alınarak öldürüldü (619).Devlet Meclisi'nin hakan
ilan ettiği, Tardu soyundan, Şi-koei zamanında durum düzelmeğe başladı. Fakat
asıl huzur, Tardu'nun küçük torunu olan T'oug-Yabgu (Yabgu Kagan) devrinde
(618-630) görüldü. Çin kaynağı T'ang-shu'ya göre "akıllı ve cesur" olan bu hakan
"mahir bir savaşçı ve seçkin bir taktikçi" idi. Orhun, Tola ırmakları ile Aral
gölü - Kafkaslar arasına yayılmış bulunan Tölesleri kendine bağlamış, îranlıları
mağlüp etmiş, güneyde Gandahar'a kadar ilerlemişti. Ordusu birkaç yüz bin "iyi
yay kullanan" süvariden kurulu idi. Merkezi Talas şehrinin (bugün Evliya-ata) 75
km. kadar güneydoğusundaki ünlü Bin-vul (Bin-bulak = bin pınar) mevkiinde idi.
T'an-shu'ya göre, "O zamana kadar batıda onun derecesinde kuvvetli olanı
görülmemişti. Çin ile dostane ilişkiler kurmuş olan T'ong-Yabgu çağında
Hindistan'a gitmek üzere Gök-Türk imparatorluğunu bir baştan bir başa geçerek
yollar, şehirler, dinî ve kültürel hayat hakkında çok ilgi çekici bilgi veren
Çınlı budıst rahıp Hıuen-tsang, T ong-Yabgu yu da ziyaret etmiştir.

Gök-Türk imparatorluğunun parlak bir devir yaşadığı bu yıllarda Nu-şi-piler ve
Karluklar isyan ettiler. Bunları, kendi mevkiini tehlikede zanneden Doğu hakanı
Kie-li teşvik etmiş olmalıdır. T'ong-Yabgu'nun, hakanlığın batı kanadı To-lular
eliği olan amcası ile mücadelede ölmesi (630) ülkeyi kanştırdı. Nu-şi-pi boyları
önce kendileri ayrı bir hükümdar seçmeyi tercih ettilerse de, sonra
Tong-Yabgu'nun oğlu Se-Yabgu üzerinde birleşildi. Bu defa Töleslerin ayaklanması
devletin Çin'e bağlanmasında birinci derecede etkili oldu.

630 senesi Gök-Türk tarihinin karanlık yılıdır. Doğu hakanlığı bu sene Çin'e
boyun eğmişti. Batı hakanlığı da aynı tarihte aynı akıbete uğradı. Bundan sonra
da Aşına soyundan bir sürü "kagan", bazan aynı zamanda birkaç "kagan" Batı
Göktürk gruplannın başında görülüyorsa da, bunlar artık Çin'in birer memuru
durumunda idiler. Bir aralık, başta Türgişler ve Karluklar olmak üzere diğer
Türk boylannın desteğinde şiddetli mücadelelere girişen hakan Ho-lu(653-659)'nun
büyük gayretlerine rağmen, Batı Gök-Türk arazisinin Çin kontrolüne girmesi
658'de tamamlandı. Çin imparatorları, oradaki Türgiş hakanlığı zamanında bile,
çoğu ismen olmak üzere, On-oklara "kagan" tayin etmeğe devam ettiler.

II. GÖK-TÜRK HAKANLIĞI



630-680 arasındaki 50 yıllık zaman Gök-Türklerin hürriyetlerini kaybettikleri
bir matem devresi oldu. Her ne kadar Orta Asya'da millet olarak Türkler
varlıklarım, dil, inanç ve geleneklerini muhafaza etmişlerse de müstakil bir
devletten yoksunluk, "Bey'lik erkek evladın kul, hatun'luk kız evladın cariye"
olması, Gök-Türkler için haysiyet kırıcı bir ıstırap kaynağı teşkil ediyordu.
Millet şöyle diyordu: "Ülkeli bir kavim idim, şimdi illkem nerede? Hakanlı bir
kavim idim, şimdi nerede hakanım?" Gök-Türkleri bu felakete sürükleyen sebepler,
kitabelerden anlaşılacağına göre, şu üç noktada toplanmaktadır:



1. Sonraki devlet ve idare adamlarının yetersizliği; "... Kagan bilge imiş,
cesur imiş, buyrukları bilge imiş, cesur imiş, beyleri de, kavmi de iyi imiş,
böylece ülkeyi tutup töre'yi diızenlemişler... Sonra kardeşler, oğullar kagan
olmuş, küçük kardeş biiyük kardeş gibi yaratılmadıgı, ogul babası gibi
yaratılmadıgı için bilgisiz kaganlar tahta oturmıışlar, buyrukları da bilgisiz,
kötü imişler... Türk beyleri, Türk adını bırakmışlar, Çin beylerinin adlannı
almışlar, Çin hakanına boyun egmişler, elli yıl işlerini, güçlerini (ona)
vermişler..."



2. Türk kavminin uygunsuz tutumu: "Türk bodunu... Sen aç oldugıın zaman toklugu
düşünemezsin, tok oldugun zaman açlık nedir bilmezsin. Bu sebeple hakanın iyi
sözlerine kulak vermedin, yurdundan ayrıldın, harap, bitkin duştün... Müstakil
hakanlıga karşı kendin yanıldın... Doğuya gittin, batıya gittin. Kutlu yurt
Ötüken'i terk ederek gittigin yerlerde ne yaptın? Su gibi kan akıttın,
kemiklerin daglar gibi yığıldı... Devletine karşı hata ettin, kötü hale soktun"
"Türk bodunu kendi hakanını bıraktı, huküm altına girdi. Hüküm altınagirdigi
için Tanrı ona ölüm verdi, Türk bodunu öldü, mahvoldu...".



3. Kurnaz Çin siyaseti ve yıkıcı propaganda: "Çin kavminin sözü tatlı, ipeklisi
yumuşak imiş; tatlı sözü, yumuşak ipeklisi (ile) uzak kavimleri aldatıp
yaklaştırır imiş. Sonra da fesat bilgisini orada yayarmış; iyi, bilge kişiyi
yürütmez imiş. Onun tatlı sözüne, ipeklisine kapılan çok Türk kavmi öldü..."
"... Çin kavmi hilekar ve kumaz oldugu için, küçük kardeşle büyük kardeşi
birbirine düşürdügü için, Beylerle kavim arasına nifak girmesi yüzünden Türk
bodunu, devletini ve kagan yaptıgı kaganını kaybedivermiş..."; "... Çin kaganı,
Türk kavmi (ona) bunca işini gücünü verdigi halde, Türk kavmini öldüreyim,
soyunu mahvedeyim, derimiş, mahvetmege yürürmüş...".



Gök-Türk tarihinin bıı 50 yıllık fetret devrinin sonunda, Kitabeler yolu ile çok
iyi tanınan, Aşına soyundan, Kullug (Çince'de Ku-to-lu) istiklal savaşına
girişti (680). Türk milletinin hür ve müstakil hakanlık çağının hasreti içinde
olduğunu sezen Kutlug, kendinden önceki mücadeleleri de takip ediyordu: Çin'de
Ordos'daki bazı Türk zümrelerinin aynı maksatla başa geçirdikleri prens Ni-şu-fu
davayı kaybederek, kesilen başı Çin başkenti Lo-yang'a götürülmüş (679-680),
mücadeleye devam eden, yine Aşına soyundan, Fu-nien kalabalık Çin kuvvetleri
karşısında yenilerek 53 arkadaşı ile birlikte Lo-yang çarşısında idam edilmişti
(Ağustos, 681).



Bu sırada Kuzey Çin'de, vaktiyle Türklerin yerleştirildiği bölgede bulunan ve
Türk kütlelerinin istiklal iştiyakını gerçekleştirmek azmi ile ortaya atılan
Kutlug, gizlice teşkilat kurarak, etraftaki Gök-Türk ileri gelenlerini ve
halkını vazifeye çağırdı. Sür'atle yayılan harekete katılanlann sayısı kısa
zamanda beş bine yükseldi. Davete koşanlar arasında, II. hakanlık devrinde
Gök-Türklerin ünlü devlet adamı ve kumandanı Tonyukuk da vardı.



Kutlug ile Tonyukuk önce, 681'de, Kuzey Çin'deki Yün-çu eyaletine baskın yaparak
30 bin civarında at, koyun, deve elde ettiler. Kendilerine yeni kuvvetler
katıldı. Çogay (Yin-şan dağları, Huang-ho büyük dirseğinin kuzey yakasındaki dağ
silsilesi)'ın kuzey eteklerini yazlık ve Kara-kum'u kışlık merkezi yaparak
hazırlıklarını tamamladılar. îlk hedefleri Ötüken idi. Baykal gölüniın
güneybatısında, yüksekçe daglar ve Orhun, Tamır ırmakları ile çcvrili, müdafaası
kolay, fakat etrafa akınlar yapmağa elverişli mevkide, (47. enlem-101. boylam)
iklimi mütedil ve otlagı bol bir yer olan Öüken yaylası Asya Hunları ve 1.
Gök-Türk hakanlıgı zamamnda devletin agırlık merkezi olarak, Türklerin kutlu
topragı sayılıyordu. Dagınık Türk kütlelerini ancak, "Türk devletçilik ruhunun
yerleşmiş oldugu" Ötüken etrafında toplamak ve idare etmek mümkün idi . Kutlug
hareketinin gelişmesinden endişelenen Se-







lenga ırmağı boylarındaki Oğuzların, tedbir olmak üzere, K'i-tan'larla ve Çin
ile ittifak teşebbüsleri bir Gök-Türk seferini ta'cil etti. Tonyukuk'un
tavsiyesi ile baskın şeklinde "İnekler Gölü" kıyısında kazanılan savaş (682)
Oğuz tehlikesini ortadan kaldırdı. Küçük çapta olmasına rağmen yüksek tarihî
ehemmiyet taşıyan bu muharebe Gök-Türklerin Ötüken'e hakim olmalarını sağladı.
Kutlug, "kagan" ilan edilerek "İlteriş" (îl'i=devlet'i derleyip toplayan)
ünvanını aldı ve II. hakanlığı teşkilatlandırdı: Kardeşi Kapgan'ı "şad", diğer
kardeşi To-si-fu'yu "yabgu" tayin etti. îstiklalin kazanılması ve devletin
kuruluşunda birinci planda rol oynayan Tonyukuk'u ("aygucı"=Toy başkanı,
başbakan) yaptı, ordu ve diplomasi işlerinin tanzimini ona tevdi etti.



Yeni hakanlığın önce Çin'i taarruz hedefi olarak alacağı tabiî idi. Bir zafer
akınları resmi geçidi manzarasını veren Çin seferleri bir yandan, bu eski ve
"hilekar" hasmı baskı altında tutmak, diğer yandan, körpe Gök-Türk devletinin
şiddetle ihtiyaç duyduğu yiyecek, giyecek, bilhassa at gibi zarurî madde ve
vasıtayı elde etmek maksadını güdüyordu. Akınlar hep Pekin'den Kan-su'ya kadar
olan sahaya, Çin Seddi'nin hemen güneyinden Hu-ang-ho'nun güney mecrasına yakın
yerlere kadar yayılan ve Çinlilerin "Çu" (prefecture) dedikleri garnizon ve
eyalet merkezlerine yöneltilmişti; 682'de Ping-çu 8 defa, 683'de Lan-çu,
Ting-çu, Kuei-çu, Yü-çu ve Feng-çu 10 defa, 684'de So-çu 6 defa, 685'de yine
So-çu ve Hin-çu 2 defa, 686'da yine So-çu, Tai-çu 11 defa, 687'de yine So-çu,
Çang-p'ing 9 defa akın yapılan yerlerdi. Bu seferler esnasında Çin valileri,
kumandanları mağlüp edildi, ordulan dağıtıldı. Büyük çapta zaferler Hin-çu'da
(Nisan 685) ve So-çu'da (Ekim 687) kazanıldı.



Ayrıca Kitanlarla 7 ve Oğuzlarla 5 kere savaştığı bildirilen İlteriş Kagan
kuzeyde Kögmen (Tannu-ula) dağlarına, doğuda Kerulen ve Onon nehirlerinin yüksek
vadilerine, batıda Altaylara kadar uzanan sahadaki Türk ve yabancı kavimleri
Gök-Türk idaresine almıştı Böylece Gök-Türk devletini yeniden kurup
teşkilatlandırarak töre'yi tekrar yürürlüğe koyan millî kahraman îlteriş, kutlu
Ötüken yaylasında dalgalandırdığı altın kurt başlı sancağın gölgesinde öldü
(692).



İlteriş öldüğü zaman biri 8 yaşında (Bilge), diğeri 7 yaşında (Kül Tegin) olmak
iizere iki oğul bırakmıştı. Kardeşi 27 yaşındaki Kapgan (aslında Türkçe unvan =
Fatih) hakan oldu (692-716). Çin kaynaklannda adı Mo-ç'o diye geçen Kapgan, Türk
tarihinin büyük fatihlerinden biridir. Tonyukuk aygucı'lık görevini yapıyor,
hakan'ın kardeşi, yeğenleri ve oğulları yavaş yavaş Gök-Türk hakanlığının seçkin
simaları olarak beliriyorlardı. Kapgan Kagan'ın büyük ve uzak görüçlü bir devlet
adamına yakışır planları olduğu görülmektedir ki, esasları şöyle hülasa
edilebilir:



a. Çin'i baskı altında tutmak. Bunda iki maksadı vardır: Türk devletinin
huzurunu korumak ve halka yetecek ölçüde tarım ürünü imkanları sağlamak.



b. Çin'de dagınık halde yaşamakta olan Türkleri anavatan'a (Ötüken) çekmek.
Bunda da iki maksadı vardı: Türkleri yabancı hakimiyetinden kurtarmak ve Türk
ülkesinde askerî ve iktisadî gelişmeyi hızlandımıak.



c. Asya kıt'asında ne kadar Türk varsa hepsini Gök-Türk birligine bağlamak.
Kapgan'ın bu siyasî ve iktisadî görü§leri onu sayılı Türk büyükleri arasında çok
yükseltmektedir. Bilhassa üçüncü nokta dikkat çekici bir siyasî kavrayışı ifade
eder .



Genç, haşin ve ihtiraslı Kapgan, seferler ve zaferler dizisini 693 Çin baskını
ile açtı. Ling-çu eyaletini şiddetle darbeledi ve aynı sene içinde aynı bölgeye
yedi sefer daha tertipledi. Sonra Ordos'a akın yaptı. Askerî harekatını yeniden
Ling-çu'ya doğru teksif ettiği yılda (696. Şeng-çu'ya 1, Liang-çu'ya 3,
Ling-çu'ya 8 sefer) K'i-tanlarla Çin'in bozuşmasını kendi lehine
değerlendirerek, T'ang imparatoriçesi Wu(690-705)'yu destekledi. Korkunç
K'i-tanları Ho-pei bölgesinde ağır hezimete uğrattıktan (Ekim 696) sonra,
imparatoriçeden isteklerini sıraladı: 100 bin "hu" (hu = a§. yk. 12,5 kiloluk
ölçek) tohumluk darı, 3 bin adet tarım aleti, 10 bin (T'ang-shu'ya göre 40 bin)
libre demir, Çin topraklarında oturan (çoğu Or-dos'da "6 Eyalet" arazisinde)
Türklerin anavatana iadesi' . Sonra Kapgan Yenisey bölgesini işgal etmekte olan
Kırgızlara yöneldi. Mevsim kış (696-697), yol uzun ve meşakkatli idi, fakat bu
sefere zaruret vardı: "Kuvvetli Kırgız kaganı, Çin kaganı ve On-ok kaganı
anlaşıp; Altun-yış (Altun orma-nı = Altay dağları)'da buluşalım, ordularımızı
birleştirelim, doğuda Türk kaganına saldıralım, (yoksa) kagan cesur ve aygucı'sı
bilge olduğundan o bizi mahveder demişler". Kapgan ile Tonyukuk idaresindeki
Gök-Türk ordusu "kar sökerek, ağaç dallarına tutunarak, bazan atları yedeğe
alarak" yolsuz vadilerden Kögmen dağlarını aştı, Yenisey kaynaklarında Anı
ırmağı kıyısında Kırgızları bastırdı, "han"ı telef olan Kırgız ülkesi teslim
alındı. Sıra, üçlü ittifakta yer aldığını gördüğümüz Türgişlere (On-oklar)
geldi. Fakat Çin, Kapgan'ın isteklerini sürüncemede bırakıyordu. Hakan, önce
mevcut duruma uygun olarak, orduyu ve idareyi yeniden teşkilatlandırdı: Kardeşi
To-si-fu'yu hakanlığın sol kanadına "şad", îlteriş'in oğlu 14 yaşındaki Bilge'yi
Tarduş topluluğu üzerine "şad" tayin etti ve kendi oğlu Bögü (Kitabelerde İnel
Kagan, Çin kaynaklarında: Fu-kü ve "înie Khagan")'yü "küçük kagan" yaptı. Bu
suretle Gök-Türk imparatorluğunda, askerî kuvvetler de iki ordular grubu halinde
tertiplenmişti. Kapgan Çin ile savaşa hazırlanırken, înel Kagan ile Bilge Şad
emrindeki, fakat gerçek sevk ve idaresi Tonyukuk'un elinde bulunan batı ordular
grubu da "Batıyı düzenleme", yani On-okları devlete bağlamak vazifesini almıştı.
Çin elçilerine karşı Kapgan'ın şiddetli ve kararlı tutumu şimdilik doguda bir
silahlı çatışmayı önledi: "Mo-ç'o'nun kudretinden telaşlanan Çin" den derhal
3000 tarım aleti, 40 bin "şi" (aş. yk.3000 ton) tohıımluk darı gönderildi ve
Türkler anavatan topraklarına iade edildi (698). Büyük kaganın planlarından ilk
ikisi gerçekleşmişti.



Ancak, Kapgan'ın kızını bir T'ang prensi ile evlendirmek arzusuna karşı, aslında
cariyelikten gelme bir kadın olan imparatoriçe Wu'nun, T'ang'lardan değil de,
kendi ailesinden bir prensi damad olarak ortaya sürmesinden öfkelenen Kapgan,
yanında bulunan Çin elçilik hey'etinden general Yen-çi-wei'yi "Çin kaganı" ilan
ederek, onunla birlikte Gök-Türk askerî gücünün bütünü ile ansızın Çin
topraklarında göründü (698): Kuei-çu, T'an-çu, P'ing-çu, Yü-çu, T'ing-çu Çao-çu
eyaletlerini 30 defa vurdu. 100 bin kişilik ordusu ile, bütün Çin kuvvetlerini
ezdi, at sürüleri başta olmak üzere bol ganimet ve esir aldı. Tonyukuk'un ve
Bilge'nin de katıldığı bu geniş ölçüde harekat esnasında, "Yaşıl-ögüz" (Yeşil
Nehir=Yang-çe= "ta-luy-Oguz") kıyılarına ve Şantung ovasına ulaştığı anlaşılan
Türk orduları tarafından 23 kasaba tahrip edilmişti.Oradan kuzeye yönelen
Kapgan'a, Çin orduları kumandanı Şa-ça Cung-i (Kitabelerde Ça-ça Sengün),
emrindeki birkaç yüzbinlik kuvvetine rağmen saldırıya cesaret edemiyerek,
Gök-Türk süvari tümenlerinin geçiçini uzaktan seyrederken, ümidini kaybeden Çin
sarayından orduya gönderilen gizli bir günlük emirde "kagan"ı bulup öldürenin
"prens" ilan edileceği bildiriliyordu.



Aynı yılın sonlanna doğru, ölen hatun'un yoğ töreni ile meşgul Ka-gan'ın emri
üzerine İnel ile Bilge tarafından sevkedilen batı orduları grubu da, Tonyukuk'un
yüksek kumandasında, Altayları (Altun-yış) aşıp Yarış ovası (Cungarya)'na
ilerlemiş ve Bolçuy'da On-ok kuvvetleri üzerinde kesin zafer kazanmıştı (698).
"Türk bodun"dan olduğu halde "yanlış hareket eden" Türgiş hakanı U-çe-le
(Wu-shih-le)'nin yakalanması ve yabgusu ile çad'ının telef olmaları ile
neticelenen Bolçu savuy, On-okların bütün To-lu ve Nu-şi-pi kabilelerini, yani
Balkaş, ili, Isık göl, Çu ve Talas bölgelerindeki Türkleri Gök-Türk birliğine
bağlamıştı (699). Hakanlığın sınırları batıda Kengü Tarban'a ve Fergana'ya
dayandı. Çin kaynağı şöyle diyor: "Mo-ç'o zaferlerinden gurur duymakta,
împaratorluğumuzu hakir görüyor. Yüksek gayeleri var. Her tarafa ordular
sevkediyor. Arazisinin geniçliği 10 bin "li" (= aş. yk. 4500 km) den fazla.
Bütün barbarlar (= Çin dışındakiler) onun emri altında..." . Böylece, vaktiyle
Tardu'nun, Türk birliğini gerçekleştirdiği tarihten tam 100 sene sonra Kapgan
Kagan'ın Doğu-Batı hakanlıklarının topraklarını tek idarede toplaması yolu ile
"dehşet verici Türk birliği ihya edilmişti". Bu tarihlerde, anlaşıldığına göre,
Gök-Türk hakanlığına bağlı Türk kütleleri 30 "boy" teşkil etmekte idiler.

Kapgan'ın planında 3. noktanın tamamlanması için Maveraünnehir'in de zaptı
gerekiyordu: Coğrafî mevkii, iklimi, verimli topraklan ile zenginliği biitün
kaynaklarda övülen Maveraünnehir'de o sırada Gök-Türk ordulanna karşı koyacak
bir kuvvet yoktu. Türk soylu bazı ailelerin idare ettiği "şehir kırallıkları"
675'lerden beri, nisbeten kıiçük kuvvetlerle ufak çapta teşebbüslere girişen
Müslüman-Arap kumandanlarına (Abdullah b. Ziyad, Sa'id b. Osman, Musa, Muhelleb
vb.) başarı ile karşı koymakta idiler.



Yine Tonyukuk'un yüksek kumandasında olmak üzere, înel "kagan" ve Bilge
taraflarından sevk ve idare edilen Gök-Türk batı orduları grubu,
Altaylar-Bolçu-Yanş Ovası-Çu ve Talas havzaları-Karadağ kuzeyi üzerinden
Yinçü-ögüz (İnci nehri=Seyhun=Sir-derya) kıyılanna ulaştı; nehri geçerek
Maveraünnehir'in Kızıl-kum çölüne daldı ve tam giiney istikametini aldı. Ordunun
bir kısmını, muhtemel bir yan hücuma karşı, înel idaresinde burada bırakan
Tonyukuk güneye ilerledi ve U-çe-le'nin oğlu olan Türgiş başbuğu So-ko
idaresinde olduğu anlaçılan Sogd halkı teslim oldu. "Tinsi-oğlı" denilen
mukaddes Ek-lağ 'ı aşarak ilerleyen Gök-Türk ordusu güneyde Temir Kapıg (Demir
Kapı)'a ulaştı (701). Zengin ganimet elde edildi: "Sa rı altın, beyaz gümüş,
eğri deve, kız-kadın..." Temir Kapıg, bilindiği gibi, milattan önceki asırlardan
beri İran-Turan (Türk) ülkelerinin arasında tabiî sınır kabul edilmekte idi.



Maveraünnehir seferi münasebetiyle Orhun kitabelerinde ilk defa müslüman Arablar
(=Tezik) zikredilmiştir. (îranlıların Araplara verdikleri Tazî adından /Tayy
adlı Arab kabilesinden/ gelen Tezik, Türkler tarafından sonraları İranlılar için
kullanılmıştır: Tacik). Bu ad o zaman, Keş şehrinde karargah kurrnuş olan,
Horasan valisi Muhelleb'in kuvvetleri ile ilgili olmalıdır. Anlaşıldığına göre
înel kumandasındaki kuvvet, bir Arap hücumuna karşı orada bırakılmış, fakat
Muhelleb ordusu herhangi bir harekette bulunmamıştır.



Doğuda Türk ordusu faaliyet halinde idi. 701 başlannda Tangutların sahası
Lung-yu (Kansu'nun kuzeydoğusu)'ya bir akın tertipleyen Kapgan'ın, buradan Güney
Ordos'da Sogd kolonileri(Chao-wu)'nin bulunduğu "Altı eyalet" (=Liu Hu Çu. Kül
Tegin ve Bilge Kitabelerinde: Altı Çub Sogdak) üzerine açtığı sefere (702 Şubat)
Bilge ile Kül Tegin de katılmışlardı. Sogd-lulann dağılması üzerine karşı çıkan
Çinli kumandan Ong-tutuk idaresindeki 50 bin kişilik ordu da mağlüp edildi ve
Çinli general, henüz 16 yaşlarında bulunan Kül Tegin tarafından elinde silahı
ile yakalanarak getirilip hakan'a teslim edildi (702 sonbahar). Kapgan Çin'e
akınlarına devam etti. 702'de Yen-çu, Hia-u, Şi-ling, Hin-çu, Ping-çu
bölgelerine 20 sefer yaptı. 704'de Kül Tegin ile Bilge'nin de katıldığı büyük
Ming-şa (Ming-sha-hien. Kan-su'da bugün Çung-vvei-hien) muharebesinde Çaça
Sengün (Çince aslı Şa-ça Çung-i) kumandasındaki 80 bin kiçilik Çin ordusu
bozguna uğratıldı374 ve hemen arkasından Lung-çu, Yuan-çu, Hin-çu'ya karşı 11
akın tertiplendi. Tang imparatoru Çung-tsung yine günlük bir emir neşrederek,
Kapgan'ı esir eden veya öldüreni "prens" ünvanı ve 2 bin top ipek vererek taltif
edeceğini ilan ediyordu. Ayrıca bütün vazifelilere Gök-Türkleri mağlüp etmek
için planlar hazırlamalarını emretti. Bunun üzerine sarayın yüksek memurlarından
Lu Fu'nun imparatora sunduğu raporda çare olarak: 1- "Barbarları" birbirine
karşı tahrik etmek, 2- "Barbarları" iki cephede birden savaşa zorlamak, yolları
tavsiye ediliyor ve M.Ö. 36 yılında Çi-çi'nin böyle yenildiği hatırlatılıyordu.



Bu arada, 649'dan beri Çin ile siyasî münasebetler kurmuş bulunan Basmıl'lar
tekrar itaate alındı (704) 709'da Çik'ler (Yukarı Kem-irtiş arasında.
Kırgızların komşusu) ve Isık göl batısında Az'lar Bilge tarafından hakanlığa
bağlandı. Gök-Türk ordularının uzaklarda meşgul olmasını fırsat bilerek
başkaldırmağa kalkışan Kırgızlar da Bilge-Kül Tegin idaresinde "mızrak boyu kar
sökerek Kögmen dağlarını aşan" Gök-Türk orduları tarafından Songa ormanında
ikinci defa mağlüp edildi (710). Aynı yıl içinde Tola ırmağı civarındaki
Bayırkular, Türgi-yargın gölü savaşında bozguna uğratıldı. 711 yılında, yine
itaatten çıkmış olan Türgişler darbelendi; "ateş ve fırtına" gibi saldıran
Türgiş kuvvetleri mağlüp edilerek, Türgiş yabgu'su, şad'ı ile birlikte, tabi
"kagan" durumundaki So-ko öldürüldü, "Kara Türgiş" itaate alındı. Bars Beğ,
Türgiş "kagan"ı tayin edilerek Bilge'nin kızkardeşi ile evlendirildi ve
Maveraünnehir'e bir yürüyüş yapıldı; sebebi, kitabelere göre, "Sogdak (Semerkand
bölgesi) kavmini tanzim etmek" idi. Bu seferin icra edildiği yıllar (711-714)
Maveraünnehir'de meşhur Kuteybe b. Müslim idaresindeki Arab ordularının kesin
başarılar sağladığı devre tesadüf eder. Kuteybe, Buhara'yı aldıktan sonra Sogd
başkenti Semerkand üzerine yiirümüş, 300 muhasara makinesi ile kuşattığı şehri,
Türk asıllı "kıral" Gürek'i serbest bırakmak şartı ile, teslim almıştı
(93/711-712). İslam kaynaklarında bu münasebetle Maveraünnehir halkının Türk
"hakan"ından yardım istediği, böylece Araplarla mücadele eden müttefik
Maveraünnehir kuvvetlerinin başında bulunan "Hakanın oğlu"nun bir gece
baskınında bozguna uğradığı bildirilmektedir. Bu kayıt Gök-Türklerle ilgili
sayılmış ve mağlüp olanın Kül Tegin olduğu iddia edilmiş veya mağlüp olan
"Gök-Türk prensi'nin mutlaka Kül Tegin olması gerekmediği beyan edilmiş ,son
olarak da Kap-gan Kagan'ın mağlüp olduğu ileri sürülmüştür . Gerçekte ne
Kapgan'ın, ne Bilge'nin, ne de Kül Tegin'in o sırada Maveraünııehir'e gelmeleri
mümkün idi, zira onlar, o tarihlerde hakanın şiddetli tutumundan dolayı isyan
eden Türgiş ve Karluklarla meşgul bulunuyorlardı (711-714). Tonyukuk da 750'den
beri faal vazifeden çekilmişti. Esasen yukarıdaki iddialar (bahis konusu
rivayetin kumandan Kuteybe'nin mensup olduğu Bahila kabilesinden çıkmış olması,
fakat bu devir Maveraünnehir İslam harekatı bakımından ana kaynak durumundaki
îbn ül-A'sam il-Küfî'de böyle bir rivayetin geçmemesi, Orhun kitabelerinde bir
savaştan değil, sadece bir "tanzim" keyfiyetinden bahsedilmesi ile bu husustaki
Çin kaynaklarının karşılaştırılmasından Gök-Türk ordularının başka yerlerde
bulunduğunun tesbiti sebebleri ile) doğrulanmıştır. Bu duruma göre, 712 yılında
Sogd kuvvetleri başında Araplara yenilen kumandanın bir Türgiş "han"ı (daha
doğrusu bir Türgiş başbuğu) olabileceği neticesine varılmıştır .



Kapgan Kagan'ın gittikçe şiddetini artıran müsamaha tanımaz sert tutumu
huzursuzluğu artırıyor, gördüğümüz gibi, bilhassa Türk boylarının
ayaklanmalarına yol açıyordu. Isyan edip Kengeres (Seyhun kıyıları. Kangahlar
veya Keng-külüler memleketi? )'e doğru giden bir kısım Türgiş kütleleri (Kara
Türgişler), 711 yılında "atların zayıf, azığın yok" olduğu güç şartlara rağmen
Kül Tegin tarafından bastırılmış ise de aynı yılda başlayıp üç seneden fazla
süren ve Çin'in tahriki neticesinde Karlukların katılmaları ile iyice alevlenen
isyanlar hayli güçlük çıkardı. İmparator Çung-tsung'un Kan-su eyaletlerindeki
ordularını Gök-Türklere karşı seferber hale getirdiği bu sıkıntılı günlerde,
"Türkistan"daki yurtlarından kalkarak Ötüken'e kadar sokulmağa muvaffak
oldukları anlaşılan Karluklar ve muttefikleri ancak Kapgan, Bilge vc Kül
Tegin'in ortak harekatı ile Tamıg Iduk-başdaki şiddetli savaşta (713) mağlüp
edilerek dağıtılabildiler. Bir kısım Karluk kütlesi ve başkaları Çin'e
sığındılar ve San-yuan bölgesine yerleştirildiler Tamıg Iduk-baş muharebesi tam
zamanında kazanılmış, Gök-Türkleri iki cephede savaşmağa mecbur etmeyi hedef
alan Çin kuvvetlerinin Karluklar lehine müdahale etmesi önlenmişti. Şimdi de Çin
hazırlığını saf dışı etmek gerekiyordu: Çin yığınak merkezi Beş-balık üzerine
sefer yapıldı (714). Çin kaynaklarının belirttiği üzere, İnel ile T'ung-o Tegin
ve hakanın eniştesinin kumandasında sevkedilen ordu, Beş-balık'ı kuşattı.
Kitabelere göre Bilge'nin de katıldığı bu harekatta şehir ele geçirilemedi ise
de, kanşıklıktan faydalanarak Soei-se (Tokmak şehri. Isık-gölün
ku-zey-batısı)'daki Türk kabileleri üzerinde bir başarı kazanmakla iktifa eden
Çinlilerin Gök-Türklere karşı büyük ölçüde taarruzu ortadan kaldırılmış oldu.



Ancak hakanlık bir kazan gibi kaynamakta idi. Kitabelerdeki "Amcam Kagan'ın
idaresi karışıklık içine düştüğü, halkta ikilik ortaya çıktığı zaman..." gibi
ifadeler durumu açıklamağa yeter. Az'lar ve arkasmdan îzgiller şiddetle ezildi
(715)4 . Fakat hakanlığın esas kütlesini meydana getirdiği için devleti
temellerinden sarsarak, nihayet ihtilale sebep olan Oğuzlarm isyanları Gök-Türk
içtimaî bünyesinde derin yaralar açtı ve en büyük neticesi batı (On-ok ülkesi ve
Maveraünnehir)'nın hakanlıktan kopması oldu. 714 yılı sonbaharında başladığı
anlaşılan Oğuz ayaklanmalannın -Oğuzlann devlete olan nisbetleri dolayısiyle-
hayretle karşılandığı kitabelerden sezilmektedir: "Dokuz-oğuz bodun'u kendi
bodun'um idi, gök ve yer karıştığı için, düşman oldu". 715 baharında Kapgan'ın
açmak zorunda kaldığı Do-kuz-oğuz seferinde mağlup edilen ve hayvanları
öldürülen Oğuzlardan bir kısmı Çin'e sığındı. 716 senesinde Oğuz boylarından
Bayırkular şiddetle tenkit edildi. Fakat bu, ömrü boyunca durup dinlenmeyen
haşin tabiatlı Kapgan Kagan'ın seri halindeki zaferlerinin sonuncusu oldu.
Kendinden emin, Ötüken'e dönerken yolda Bayırkuların pususuna düştü ve öldürüldü
(22 Temmuz 716). Asilerin Çin ile temas halinde oldukları, bu sırada onlar
nezdinde bir Çin elçisinin bulunmasından anlaşılıyor. Hatta rivayete göre
Kapgan'ın kesilen başı bu elçi tarafından Çin'e götürülmüştür.



Kapgan'm yerine geçen oğlu İnel (Böğü), hakanlığın bu buhranlı devrinde devlet
dizginlerini tutacak kudrette değildi. Karışıklığı önleyememiş, yurda huzur
getirememişti. Halbuki Türk halkı bu hizmetleri hakandan beklerdi. Oğuzlar
büsbütün alevlendikleri için devleti kurtarmak işi, îlteriş'in oğullan, sol
Bilge elig'i olan Bilge ile Kül Tegin'in omuzlarına yüklenmişti. 716 yılında Kül
Tegin beş Oğuz seferi yapmış (Togu-balık, Kuçlaguk, Urgu /veya Antırgu?/,
Çuş-başı, Ezgenti-kadız savaşları. Bunlardan 2.'de Edizlerle, 4.'de Tongralarla
savaştı) ve seferlerden dördüne Bilge de katılmıştı. O sene büyük ölçüde hayvan
telefatına sebep olan kıtlıkta bile Bilge sefer halinde idi. Ötüken üzerine
yürüyen Üç-oğuzlar Kül Tegin tarafından püskürtüldü. Dokuz-Tatarlarla ittifak
ederek hücuma geçen Oğuzlar Agu'da cereyan eden iki savaşta bozguna uğratıldı ve
Oğuz kütleleri, Çin sınırına doğru çekildiler. Uzayıp giden bu savaşlar
dolayısiyle kitabelerde Gök-Türk ordusunun takattan düşüp cesaretini
kaybettiğini belirten ibareler vardır. Olup bitenler yeni hakanın
beceriksizliğine atfolunuyor ve halkta, Tanrı tarafından hakanlık yetkisinin
ondan geri almdığı kanaati uyanıyordu. Ül-kenin felaketten kurtulması için
hakanın değişmesi lazımdı. Çin kaynaklarındaki izahata göre, herhalde Bögü'nün
direnmesi neticesi, değiştirme zor kullanılarak yapıldı. înel Kagan, kardeşi,
akrabaları, beyleri ve taraftarları öldürüldü. îhtilal planı, iki kardeş, Bilge
ve Kül Tegin tarafından hazırlanmış, fakat Kül Tegin tarafından icra edilmişti.



Bilge, kagan oldu (716-734. Tengri teg Tengride bolmış Türk Bilge). "Sol Bilge
elig"liğe getirilen Kül Tegin de Gök-Türk ordulannın tanzimini üzerine aldı. 705
yılından beri Yargu (yüksek mahkeme) üyeliği yapmakta iken , Bilge'nin
kayınbabası olduğu için ihtilal sırasında dokunulmayan Tonyukuk da tekrar eski
vazifesi olan "aygucı" (Devlet Mec-lisi Başkanlığı)lığa getirildi. Fakat umumî
bir yorgunluk, bezginlik vardı:



"Tanrı Türk kavmi yaşasm diye beni tahta oturttu... İçte aşsız, dışta giyeceksiz
bir kavme kagan oldum. Babamızın, amcamızm kazandıgı milletin adı, sanı
unutulmasın diye kardeşimle sözleştik. Türk milleti için gece uyumadım, gündüz
oturmadım. Kül Tegin ile ve şad'larla ölesiye çalıştık..." Mücadele şiddetle
devam ediyordu. 717'de Uygur îlteber'i ile (Kargan savaşı), 718'de tekrar isyana
teçebbüs eden Karluklar ile savaşıldı ve başarıya ulaşıldı.



Bilge Kagan Çin ile iyi geçinmek arzusunda idi. Bunun lüzumuna, Çin'in kuvvetli,
Gök-Türklerin ise yorgun ve ihtimama muhtaç olduğu hususundaki Tonyukuk'un da
kanaati neticesinde inanmıştı. Fakat sığıntı Gök-Türk prensesi ile
etrafındakileri 718'de Bilge'ye karşı savaça teşvik eden ve aynı zamanda K'i-tan
ve Tatabıların askerî desteğini sağlayan Çin, Beş-balık'taki Basmıllar ile de
anlaşmıştı. Nazik durum büyük devlet adamı ve stratejist Tonyukuk tarafından
kurtarıldı. Onun planı, sevk ve ida-esi altında önce Basmıllar mağlüp edilip
Beş-balık kuşatıldı, sonra da yalnız kalan Çin şiddetli bir darbe ile baskı
altına alındı: Şan-tan (Kan-su'da) savaşında Çin ordusu bozguna uğratıldıktan
(Eylül 720) ve Beşbalık zaptedildikten sonra Kan-çu, Yüan-çu, Liang-çu bölgeleri
10 sefer yapılarak ele ge-irildi. K'i-tanlar ve Tatabılar saf dıı edildi
(722-723). Karluk İl-teber'i memleketi terk etti ve orada Bilge, halk tarafından
sevinçle karşılandı. Hakanlık eski zindelik ve itibarını kazanmıştı. Bütün doğu
ve Tarbagatay'a kadar batı, hakanlık idaresinde idi. Hatta Bilge, 717
karışıklığında Ötüken ile ilgisini kesip müstakil bir devlet durumuna girmiş
olan Türgiş bölgesini bile kendine tabi saymakta idi. Bu başarılar üç Gök-Türk
büyüğünün:

Tonyukuk, Bilge, Kül Tegin'in azim ve gayreti ile elde edilmişti. Çin de
şüphesiz durumun farkında idi. 725 yılında imparator Hüan-tsung'un başkanlığında
yapılan bir toplantıda şöyle konuşuluyordu: "...Gök-Tiırklerin ne zaman, ne
yapacakları bilinmez. Kultigin Bilge iyidir, millelini sever, Türkler de ondan
memnıındurlar... Kül Tegin harp san'atının ustadıdır, ona karşı koyacak bir
kuvvet güç bulunur... Tonyukuk ise otoriter ve bilgedir, niyetleri, kurnazlıgı
çoktur. İşte şimdi bıı üç "barbar" aynı anlayışta olarak bir aradadırlar..." 721
yılındaki Gök-Türk barış teşebbüsüne kalabalık bir ordu teşkiline girişmekle
cevap vermiş olan Çin imparatoru Hüan-tsung artık o teklifi müsbet karşıladığını
bildirebilirdi. İmparator tarafından Ötüken'e gönderilen elçiyi Bilge hakan,
hatun'un, Kül Tegin'in, Tonyukuk'un ve diğerlerinin hazır bulunduğu mecliste
kabul etti (725).



Büyük Türk devlet adamı Tonyukuk ile ilgili son bilgi 725'deki bu haberdir. O,
herhalde bu tarihten az sonra ölmüş olmalıdır. Gök-Türk istiklal savaşı
hazırlıklarından itibaren îlteriş, Kapgan, Bilge zamanlannda devlete 46 yıl
hizmet eden, savaşlannda hiç başansızlığa uğramayan, "Boyla Baga înançu Yargan
Apa Tarkan" ünvanlanm taşıyan, "bilge" ve stratejist To-yukuk hakanlığın
ordusunu, adliyesini tanzimde başta geliyordu. Çin kaynaklannda bile bu
meziyetleri belirtilmekte ve "Aygucı" olarak devletteki büyük rolünü, o çağın
dinî, kültürel cereyanlarını nasıl yakından takip edip Türk milleti açısından
değerlendirdiğini gösteren deliller verilmektedir: Bilge Kagan, Çin'de olduğu
gibi Türk ülkesinde de, şüphesiz savunma maksadı ile, şehirleri surlarla
çevirtmek, hisarlar yaptırmak istiyordu. Tonyukuk itiraz etti: "Bunlar olmamalı.
Biz ömrünü sulu ve otlu bozkırlarda geçiren hir milletiz. Bıı hayat bizi daima
bir harp egzersizi içinde tutmaktadır. Gök-Türklerin sayısı Çinlilerin yüzde
biri bile degildir. Başarılarımız yaşayış tarzımızdan ileri gelir. Kuvvetli
zamanlarımızda ordular sevk eder, akınlar yaparız. Zayıf isek, bozkırlara
çekilir, mucadele ederiz. Eger kale ve surlar içine kapanırsak, T'ang orduları
bizi kuşatır, ülkemizi kolayca istila eder..." Bilge'nin diğer bir düşüncesi de
memlekette Budist ve Taoist tapınaklar inşa ettirerek bu din ve felsefeyi
Türkler arasında yaymaktı. Tonyukuk şöyle dedi:

"Her ikisi de insandaki hiikmetme ve iktidar duygusunu zaafa uğraıır. Kuvvet ve
savaşçılık yolu bıu değildir. Türk milleti'ni yaşatmak istiyorsak, ne bu
talimlere, ne de tapınaklarma ülkemizde yer vermemeliyiz" Kaynağın (T'ang-shu)
ilave ettiğine göre, bu tavsiyelerdeki derin mana Gök-Türk başkentinde iyi
anlaşılmıştır. Bugün Batılı araştırıcılar tarafından Tonyukuk'a "Gök-Türk
Bismarck"ı denilmektedir.



Tonyukuk öldükten sonra, hatırasına, Orhun'da Bayın-çokto mevkiinde bir kitabe
dikilmiştir (herhalde 726-727'lerde). Yalnız Türklerden kalma bir millî tarih
kaynağı olarak değil, aynı zamanda, Türk dili ve edebiyatının uzun ve kolayca
okunabilen ilk abidesi olarak da kültür tarihinde mühim yer tutan bu kitabe
metninin bizzat Tonyukuk tarafından kaleme alınmış olması ihtimali, Aygucı,
bilge Tonyukuk'a Türk edebiyatının adı ve şahsiyeti bilinen ilk siması olmak
şerefini kazandırmaktadır.



731 yılında da prens Kül Tegin öldü (27 Şubat 731) 47 yaşında idi. 7 yaşından
beri ömrünü Türk milletinin yücelmesine hasreden, cesareti, savaşçılığı hem
Türk, hem Çin vesikalarında övülen Kül Tegin'in büyük kahramanlıklanndan biri,
Gök-Türk başkentinin 716'da Üç-oğuzlar tarafından basıldığı zaman görülmüştü.
Bilge Kagan anlatıyor: "Anam hatım, büyük analarım, ablalarım, gelinlerim,
prenseslerim cariye olacaktı, ölenler yolda kalacaklı. Kül Tegin karargahı
vermedi... 0 olmasa idi hepiniz ölecektiniz..."Ölümü hakanlıkta büyük üzüntü
yaratan kahraman hakkında kitabelerde şu samimî ifadeler yer almıştır (Bilge'nin
ağzından): "..Küçük kardeşim Kül Te-gin öldü, görür gözüm görmez oldu, bilir
bilgim bilmez oldu... Zamamn takdiri Tanrı 'nındır. Kişi-oğlu ölmek için
yaratılmıştır. Yaslandım, gözden yaş, gönülden feryat gelerek yanıp yakıldım...
Milletimin gözü, kaşı (ağlamaktan) fena olacak diye sakmdım". Çin'de de aynı
üzüntü duyulmuş, imparator hususî elçi ile Ötüken'e baş sağlığı mektubu
göndermiş, Kül Tegin'in hatırasına dikilecek abidede Çince bir metnin de
bulunmasını arzu etmişti. Bilge Ka-gan'ın isteği ile hazırlanan Kül Tegin
kitabesinin Türkçe metnini Hakanın ve Kül Tegin'in "atı"sı (atabey'i) Yollıg
Tegin yazmış ve 20 günde taşa kazdırmıştı. Gök-Türk tarihi, kültürü ve Türk dil
ve edebiyatı yönlerinden emsalsiz bir değer taşıyan bu kitabe ile birlikte Kül
Tegin'in anıt-kabri ve içindeki nakış ve tasvirler tamamlanmış ve büyük cenaze
töreni 1 Kasım 731 günü ("Koyun" yılının 9. ayının 27'si) yapılmıştır. Törene
Gök-Türk halkı ve ileri gelenlerinden başka Çin, K'i-tan, Tatabı, Tibet,
İran-Soğd, Buhara, Türgiş, Kırgız vb. devlet ve kavimleri hususî hey'etlerle
katılmışlardır

Iki büyük yardımcısını kaybeden Bilge'nin, 734 yazında K'i-tan ve Tata-bılara
karşı Töngkes dağında kazandığı zafer dışında bir faaliyeti görülmemektedir. 727
yılında Bilge, hakanlık hükümet üyesi (Bakan) Mei-lu ç'o'yu Çin'e göndermiş ve
imparator tarafından itina ile ağırlanan elçinin temasları neticesinde So-fang
(Ling-çu'da) şehrinin Gök-Türklerle serbestçe ticaret yapılabilecek ortak
pazaryeri olması için anlaşmaya varılmıştı. 734'de Çin'e gönderilen Türk elçisi,
Hakan'ın ötedenberi üzerinde durduğu, bir Çinli prenses ile evlenme talebini
kabul etmiş olan imparatora teşekkür







mektubunu götürüyordu . Fakat bu evlenme gerçekleşmedi, çünkü Bilge yukarıda adı
geçen Buyruk-çor tarafından zehirlendi. Ölünceye kadar, başta bu nazır olmak
üzere işbirlikçilerini bertaraf eden Bilge nihayet 25 Kasım 734'de öldü, 50
yaşında idi. 19 sene "Şad" ve 19 yıl kagan olmuş, Çin kaynaklannda da
belirtildiği üzere, "Turk milletini çok sevmek" ile temayüz etmiş idi. Türk
milletinin ebedîliğine olan inancını "Ey Türk milleti, üstle gök yıkılmaz, altta
yer delinmezse, devletini, töreni kim bozabilir?" diye ifade eden ve doğuda
Şantung ovasına, güneyde Tokuz-ersin, batıda Demir Kapıya, kuzeyde Yır-bayırku
sahasına kadar seferler yaptığını hatırlatan Bilge, oğlu tarafından diktirilen
kitabede şunları söylemektedir: "... Üstte Tanrı, aşagıda yer buyurdugu için,
milletimi, gözünün görmedigi, kulağının duymadığı ileri gün doğusuna, geri gün
batısına, beri gün ortasına, yukarı gece ortasına kadar götürdüm. Altın 'ın
sarısını, gümüşün beyazını, ipegin halisini, atın aygırını, kakım'ın siyahını,
sincab'ın gökünü milletime, Türklerime kazandırdım". Bilge Kagan'ın ölümü, Kül
Tegin'in üzüntüsü içinde bulunan Türk halkını büsbütün yasa boğdu. Çin
imparatoru da ülkesinde matem ilan ederek, taziyetlerini bildirdi. Bilge için
bir anıt-kabir inşasına ve bir kitabe dikilmesi hazırlığına başlandı. Metni yine
Yollıg Tegin kaleme almış ve bir ay dört günde taşa işletmişti. Çin
imparatorunun arzusu üzerine buraya da Çince bir kitabe ilave edildi (735) .
Bilge için cenaze töreni 22 Haziran 735'de ("domuz" yılının 5. ayının 272'si)
yapıldı.



Bilge'nin ölümü üzerine Gök-Türk hakanlığında çöküş belirtileri kendini
gösterdi. Babasının yerine tahta Tengri Han İ-yan (veya Yi-Yan) geçti. 740
yılında Gök-Türk tahtında yine "Tengri Han" diye anılan bir kagan vardı ve bu,
Bilge'nin oğlu idi Hakan çocuk denecek yaşta olduğu için idare annesi
(Tonyukuk'un kızı) P'o-fu'nun elinde idi. Hatun devlete hakim olamadı, hanedan
üyeleri birbirine düştü ve huzursuzluk bütün yurda yayıldı. Durumdan faydalanan
Basmıllar, Karluklar ve Uygurlar birleştiler ve vaziyete hakim olur olmaz, Aşına
ailesinden gelen Basmıl başbuğunu "kagan" ilan ettiler (742) ve Gök-Türk hakanı
Ozmış (Wu-su-mi-şi)'ı, sonra da onun küçük kardeşi, son Gök-Türk hakanı,
Po-mei'yı öldürdüler. Bu arada müttefiklerin araları açıldı. Basmıl başbuğu
(kagan) ortadan kaldırıldı ve Uygur ilteberi (Yabgu Ilteber = Kieh-li tu-fa)
kagan ilan edildi: Kutlug Bilge Kül (745). Ötüken'de Uygur Türk devleti
başlıyordu. Bununla beraber, Gök-Türk çağının bazı aileleri, hatta Tonyukuk
soyundan gelenler, Uygur devletinde ve sonraki Moğollar devrinde bile
ehemmiyetlerini muhafaza etmiş görünmektedirler.