KaRDeLeN
21-11-06, 10:25
Boş sokaklarına karanlık çökeli çok zaman oldu bu şehrin...
Rüzgar uyudu... Su uyudu... Gece uyudu...
Sen gittin ya bir kez bu şehirden, işte buralarda akşam o zaman oldu...
Ne karlar, yağmurlar yağdı, "UYAN UYAN" çığlıkları atarak bu şehre...
Kaç kez açtı akasyalar çiçeklerini bende unuttum....
Ben bu şehri unuttum. Tıpkı senin onu, onun beni unuttuğu gibi...
İçimde fırtınalar kopararak unuttum...
Bırak bu şehri, bu şehirle yaşayan acıların üzerini, aynı çölün kumları örtsün, bırak boş sokaklarda anılar gönüllerince dolaşsın...
Bu boş sokakta, şu merdivenin başında asılı kalan kahkahalar, sen gittin gideli onlarda kör, sağır, dilsiz, onlarda katılmış bu uyku oyununa ve onlarda unutmuş bu şehrin aydınlığını...
Bundan sonra gelme artık...
Senin sevmediğin bu şehir ne senin gölgeni, ne de bekçiliğini sindirir içine... Her çıkmaz sokak senin adındır buralarda ve her gece bu şehir senin adını haykırır, yeni çıkmaz sokaklar eklerken içine...
Her bir kaldırım taşı tanır seni... Kokunu... Sesini... Yüreğini...
Ama artık hiç biri istemez seni yeniden görmeyi. Lavcivert gökyüzünü kaplar gözlerinin siyahını çalan bulutlar....
Son bir martı haykırır veda edercesine bu şehre...
Son çiçekte solmuştur, dahası küsmüştür bu şehre, yaşanan sevdalara ve gidenlere...
Giderken sen acımasızca, ne depremler oldu bu şehirde, asfaltta, duvarlarında kalan gölgeni yutmak için.
Dinmek bizmez fırtınalar yaşadı aralıksız bu karanlık sokaklar söküp atarken içinden kokunu.
Sokak lambaları söndü bir daha yanmamak için, aydınlatmamak için terkettiğin bu şehri, senin bakışlarınıda silerek içinden...
Can çekişen umutlar kapıldı, sana dair herşeyi sürükleyen, sonsuzluğa doğru yol alan selin akıntısına...
Şimdi artık sakın dönme...
Gidişine alışamayan bu şehri, dönüşünle sahipsiz bir enkaza çevirmemek için gelme...
Kal olduğun şehirde. Uzan terkettiğin şehirden çaldığın yeşil çimelere, sen terketsende seni terketmeyen yıldızlara dön.
Yum gözlerini arkanda bıraktığın anılara, gece bak o zaman sana neler getirecek....
Rüzgar uyudu... Su uyudu... Gece uyudu...
Sen gittin ya bir kez bu şehirden, işte buralarda akşam o zaman oldu...
Ne karlar, yağmurlar yağdı, "UYAN UYAN" çığlıkları atarak bu şehre...
Kaç kez açtı akasyalar çiçeklerini bende unuttum....
Ben bu şehri unuttum. Tıpkı senin onu, onun beni unuttuğu gibi...
İçimde fırtınalar kopararak unuttum...
Bırak bu şehri, bu şehirle yaşayan acıların üzerini, aynı çölün kumları örtsün, bırak boş sokaklarda anılar gönüllerince dolaşsın...
Bu boş sokakta, şu merdivenin başında asılı kalan kahkahalar, sen gittin gideli onlarda kör, sağır, dilsiz, onlarda katılmış bu uyku oyununa ve onlarda unutmuş bu şehrin aydınlığını...
Bundan sonra gelme artık...
Senin sevmediğin bu şehir ne senin gölgeni, ne de bekçiliğini sindirir içine... Her çıkmaz sokak senin adındır buralarda ve her gece bu şehir senin adını haykırır, yeni çıkmaz sokaklar eklerken içine...
Her bir kaldırım taşı tanır seni... Kokunu... Sesini... Yüreğini...
Ama artık hiç biri istemez seni yeniden görmeyi. Lavcivert gökyüzünü kaplar gözlerinin siyahını çalan bulutlar....
Son bir martı haykırır veda edercesine bu şehre...
Son çiçekte solmuştur, dahası küsmüştür bu şehre, yaşanan sevdalara ve gidenlere...
Giderken sen acımasızca, ne depremler oldu bu şehirde, asfaltta, duvarlarında kalan gölgeni yutmak için.
Dinmek bizmez fırtınalar yaşadı aralıksız bu karanlık sokaklar söküp atarken içinden kokunu.
Sokak lambaları söndü bir daha yanmamak için, aydınlatmamak için terkettiğin bu şehri, senin bakışlarınıda silerek içinden...
Can çekişen umutlar kapıldı, sana dair herşeyi sürükleyen, sonsuzluğa doğru yol alan selin akıntısına...
Şimdi artık sakın dönme...
Gidişine alışamayan bu şehri, dönüşünle sahipsiz bir enkaza çevirmemek için gelme...
Kal olduğun şehirde. Uzan terkettiğin şehirden çaldığın yeşil çimelere, sen terketsende seni terketmeyen yıldızlara dön.
Yum gözlerini arkanda bıraktığın anılara, gece bak o zaman sana neler getirecek....