Kelebek
07-11-06, 19:45
şimdi gariptir yüreğim
şiddetli savaşlardan çıkmış
yaralı bir gazi misali
kanar her bir yanı
aşk bu! savaş misali
yoruyor insanı
başı önde sessiz bir adam
yüreği buruk ama gururlu
geçmişi kederli belki ama
gelecekten umutlu
nasıl anlatılırki bu hal
halden hale düşmk gerek önce
feleğin çemberinden geçmek
aşkın elinde kan kusmak gerek
ve sonra sinmek,sinmek,sinmek
sindire sindire yedirmek gururuna
sonra bir köşede oturup düşünmek
ben düşünüyorum da
ne hayaller kurmuştum oysa...
içinde huzur olan,sevgi olan
güzel olan ne varsa hayatta
ölümün bile güzelini hayal etmiştim
o da dizlerinde ölmek...
bilemiyor insan geleceğini
geçmişini bilse de fayda etmiyor
boyunduruk gibi taşıyor hatalarını
ve kumsaldaki izler gibi siliniyor
geride bıraktığı güzel anıları
ne zaman ki güneşe doğru koşsam
gölgem bir köpek gibi bırakmıyor peşimi
ve ne zaman gölgemi kovalasam
güneşten o kadar uzaklaşıyorum
anlıyorum ki karanlık ve aydınlık
sağ ve sol gibi,ön ve arka gibi
birbirinden ayrılmıyor hiç bir zaman
eğer sevinç varsa hayatımda
acı hiç eksik olmuyor
ve her acının peşinden ben
bir sevinç bekliyorum
bayramı bekleyen çocuk gibi
aslında!diyorum,boş vereceksin dünyayı
bırak dönsün kendi kendine
olmuyor....
dönerken dünya,üzerinde beni de döndürüyor
en çok da bu zoruma gidiyor...
feleğin çarkında dönüyoruz durmadan
ne zaman duracak bu dönmedolap bilmiyoruz
üstünü göremediğimiz bir kumsaati misali ömür
kum gibi akıp gidiyor dar bir boğazdan
ne kadar kumumuz kaldı bilmiyoruz
nerede?ne zaman?nasıl? bitecek bilmiyoruz.
bu kadar kısa ömrü üzülerek geçirmeye
sevgileri gölgede bırakıp acıya ışık tutmaya
ne gerek var diyorum.
ölüme doğru yola çıkmışsak eğer
yavaş yavaş ölüyoruz
ölüm bir anda olacaksa
uzun uzun yaşıyoruz bu dünyada
ağlamanın gereği yok değil mi?
Kelebek
şiddetli savaşlardan çıkmış
yaralı bir gazi misali
kanar her bir yanı
aşk bu! savaş misali
yoruyor insanı
başı önde sessiz bir adam
yüreği buruk ama gururlu
geçmişi kederli belki ama
gelecekten umutlu
nasıl anlatılırki bu hal
halden hale düşmk gerek önce
feleğin çemberinden geçmek
aşkın elinde kan kusmak gerek
ve sonra sinmek,sinmek,sinmek
sindire sindire yedirmek gururuna
sonra bir köşede oturup düşünmek
ben düşünüyorum da
ne hayaller kurmuştum oysa...
içinde huzur olan,sevgi olan
güzel olan ne varsa hayatta
ölümün bile güzelini hayal etmiştim
o da dizlerinde ölmek...
bilemiyor insan geleceğini
geçmişini bilse de fayda etmiyor
boyunduruk gibi taşıyor hatalarını
ve kumsaldaki izler gibi siliniyor
geride bıraktığı güzel anıları
ne zaman ki güneşe doğru koşsam
gölgem bir köpek gibi bırakmıyor peşimi
ve ne zaman gölgemi kovalasam
güneşten o kadar uzaklaşıyorum
anlıyorum ki karanlık ve aydınlık
sağ ve sol gibi,ön ve arka gibi
birbirinden ayrılmıyor hiç bir zaman
eğer sevinç varsa hayatımda
acı hiç eksik olmuyor
ve her acının peşinden ben
bir sevinç bekliyorum
bayramı bekleyen çocuk gibi
aslında!diyorum,boş vereceksin dünyayı
bırak dönsün kendi kendine
olmuyor....
dönerken dünya,üzerinde beni de döndürüyor
en çok da bu zoruma gidiyor...
feleğin çarkında dönüyoruz durmadan
ne zaman duracak bu dönmedolap bilmiyoruz
üstünü göremediğimiz bir kumsaati misali ömür
kum gibi akıp gidiyor dar bir boğazdan
ne kadar kumumuz kaldı bilmiyoruz
nerede?ne zaman?nasıl? bitecek bilmiyoruz.
bu kadar kısa ömrü üzülerek geçirmeye
sevgileri gölgede bırakıp acıya ışık tutmaya
ne gerek var diyorum.
ölüme doğru yola çıkmışsak eğer
yavaş yavaş ölüyoruz
ölüm bir anda olacaksa
uzun uzun yaşıyoruz bu dünyada
ağlamanın gereği yok değil mi?
Kelebek